Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla 19 Ekim 2009 tarihinde Xabur'dan giriş yapan Qendîl ve Mexmûr Mülteci Kampı'ndan gelen Barış ve Demokratik Çözüm Grubu'nda yer alan Elif Uludağ, daha sonra tutuklanarak Batman M Tipi Kapalı Cezaevi'nde gönderildi. Hala cezaevinde tutulan Uludağ, Türk Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'a mektup yazdı. Mektubunda, 2009 yılının Ekim ayında hükümetin ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın yoğun görüşmeleri ve çağrısı doğrultusunda Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yaptıklarını belirten Uludağ, "O dönemde yaratılan olumlu atmosferden dolayı kendimizde taşıdığımız kaygıları barışın gelişeceğine olan inancımızla, geride Kandil'den ve Maxmur'dan sevdiklerimizi bırakarak geldik. O süreçte Kürtlerin rüyaları gerçek oluyordu. Sık sık cenazesini karşıladıkları çocukları, bu kez barışı getirmek için geliyordu. Halkın yıllarca cenazelerini karşıladığı gerillaları canlı olarak karşılarında görmenin yarattığı coşku ve heyecan görülmeye, yaşanmaya, bedel vermeye değerdi" dedi.


'Halkın barışa olan özlemiyle oynadınız'

"Siz Kürt halkının bu en doğal coşkusunu dahi Kürtlere çok görerek, geliş sürecimizi 'Habur Kazası' olarak adlandırdınız" diye Başbakan'a seslenen Uludağ, mektubuna şöyle devam etti: "Sonu gelmek bilmeyen tehditlerinize, hakaretlerinize devam ettiniz. Halkın bize karşı geliştirdiği sevgi seli barışa, onurlu yaşama olan özlemin bir yansımasıydı. Onurlu bir barışla örülecek yaşam sizleri ürküttü. Kürtlerin barışa olan özlemi, siz savaş yanlılarını korkuttu. İşte tam da bu yüzden tahammül edilemeyecek düzeydeki sözleriniz ve 'sil baştan yaparım' tehditleriyle, ardı arkası kesilmeyen hakaret cümleleri kurmaya başladınız. Tıpkı diğer hükümetlerin bizden önceki barış gruplarına yaptığı gibi hem barış sürecini heba ederek binlerce gencin yaşamını yitirmesine neden oldunuz hem de biz barış elçilerini cezaevlerine attınız. 'Sil baştan yaparım' diyerek tehdit etmekle kalmayıp, sözünüzü pratikleştirdiniz. Kürtleri zindanlara attınız. Ölüm, acı ve gözyaşı yaşattınız. Sürecin faturası yine tekrardan yitirilen canlara ödettiniz. Bu gösterdi ki; sürece başlarken barışı geliştirmeye dönük herhangi bir projeniz yoktu. Sadece insanların barışa olan özlemleriyle oynayarak, kendi iktidarınızı güçlendirmeyi hedeflediniz."

'Sağlanmayan barış oğlumun da şahadetine neden oldu'

O dönem Qendîl'den gelen barış grubunun içerisinde kendisinin de bulunduğunu dile getiren Uludağ, "O grupta yer alırken amacım; tüm parçalanmış ailelerle birlikte kendi ailemi de bir araya getirecek olan barışı yaralatabilmekti. Bunun özlemiyle yola çıktım. Yola çıkarken tıpkı her yoldaşımla vedalaştığım gibi dağda olan iki oğlumdan da sade bir vedalaşma ile ayrıldım. Yüreğimde hep onlarla bir daha buluşacağımız ve bir daha ayrılmayacağımız inancını taşıyordum. O dönem sağlanmayan barış yüzlerce yoldaşımın şahadeti gibi, oğlumun da şahadetine neden oldu. Eğer bilseydim o vedalaşmanın sonsuzluğa yol alan yarımla-yoldaşımla son vedalaşma olacağını, oğluma sarılıp onu sımsıkı kucaklar, kokusunu doyuncaya kadar içime çekerdim" dedi. 


'Cezaevinde evlat acısı yaşamayı size borçluyum'
Barış için geldiğini kaydeden Uludağ şunları aktardı: "Gelişme koşullarını sağlayan bir taraf da sizdiniz. Yüksek cezalarla beni ve bizleri cezaevlerine atan yine sizdiniz. Şimdi cezaevi koşullarında evlat acısı yaşamayı size borçluyum. Oğlumu son yolculuğuna dahi uğurlayamadım. Benim koşullarımda kendi canından bir parçanın kopuşunu nasıl yaşardınız, nasıl karşılardınız bilmiyorum. Bu acıyı anlayabileceğinizi de sanmıyorum. Zaten bu acının tarifini size yapamam. Çünkü acımın boyutu ne herhangi bir dille ne de kelimelerle tarif edilebilir. İşte siz bu acıyı yaşamadığınız için binbir emekle yaratılan süreçleri fütursuzca heba ediyorsunuz ve annelerin yüreklerini yakmaya devam ediyorsunuz."

'Söylemleriniz yerinde saymaya devam ediyor'

Bugün sıkça barışın gerçekleşme koşullarının tartışıldığı bir süreç olduğunu belirten Uludağ, "Bu yoğun çabalarla barışa evrilmeye çalışılan süreçteki tavırlarınız, tehdit ve hakaretleriniz, bizlere yine 2009 yılını hatırlatıyor. Değişen dünyaya karşı sizin tavrınız ve söylemleriniz yerinde saymaya devam ediyor. Daha ne kadar kanın dökülmesini, canların yitirilmesini bekliyorsunuz? Hani diyordunuz 'annelerin gözyaşlarının rengi yoktur, biz anaların gözyaşlarını dindireceğiz'? Siz anaların gözyaşlarını dindirmeyi bir yana bırakalım, anaların yüreğini dağlamaya devam ettiniz" diye belirtti.

'Savaşmaya mecbur bırakılmış barış arayışçılarıyız'

"Sizin tüm çabanız tüm insanların barışın içerisinde yaşayacağı bir gelecek yaratmak. Bizler, sizlerin sıkça lanse ettiği gibi 'Savaş yanlısı teröristler' değiliz" diyen Uludağ şöyle devam etti: "Amacımız kimliğimizi özgürce ifade edebileceğimiz, kültürümüzü özgürce yaşayabileceğimiz, özgür tercihlerimizi gerçekleştirebileceğimiz bir ülke yaratmak. Yıllarca bunun için savaşmaya mecbur bırakıldık. Çünkü konuştuğumuzda dilimiz 'anlaşılmayan dil' oldu. Özgür düşüncelerimizi ifade ettiğimizde işkencelerden geçirilip cezaevlerine doldurulduk. Bizler savaş yanlısı değiliz. Savaşmaya mecbur bırakılmış barış arayışçılarıyız" dedi.

'Umarım yüreğinizde bir şeyler uyanmıştır'

Hiç kimsenin yüreğinin yanmasını istemediğini ifade eden Uludağ, mektubunu şöyle sonlandırdı: "Ama beni öyle bir aşamaya getirdiniz ki artık eğer bir çözüm gelişecekse, bu topraklarda barış filizlenecekse, anaların gözyaşı dinecekse, sizin de yüreğinizin yanmasını istiyorum. Belki bir zaman bu acıyı anlar, insanların bu acıları bir daha yaşamaması için bir şeyler yaparsınız. Sayın Başbakan; ben barışı yaratmak için yollara koyulurken durduramadığım bu savaşta yavrumu kaybettim. Bir daha kimsenin böyle bir acıyı yaşamaması için var olan sürecin heba edilmemesini tüm anneler adına diliyorum. Umarım bu mektubu dinlerken yüreğinizde az da olsa bir şeyler uyanmıştır. Sizin o sıkça dillendirdiğiniz 'Allah ve Müslümanlık' değerlerine gerçekten inancınız varsa, bu mektubu dinlerken biraz da olsa sarsılırsınız. Ve umarım beni yanıltarak bu süreci devam ettirirsiniz, barışın bu topraklara gelmesi için daha cesur ve gerçekçi adımlar atarsınız."

DİHA/AMED