Eğer sürpriz olmazsa siz bu yazıyı okurken, TBMM’de dokunulmazlıklar ile ilgili „Anayasa değişikliği“ görüşülmeye başlanacak. 

CHP’li vekillere ve AKP içinde varlığından kuşku bile duymadığım „potansiyel muhaliflere“ büyük bir güvenle söylenecek şey şudur:

Şu anda AKP ve Genelkurmay, tarihlerinin en zayıf anlarını yaşıyorlar.

Y.Özgür Politika’da, dün Ferda Çetin’in yazdığı yazıda, 30 Mart günü, Kılıçdaroğlu’nun Genelkurmay’da „brife edildiği“ bilgisi yer aldı. Belli ki, Kılıçdaroğlu’nun gözünü korkutmuşlar. Korkmasın. Cumhuriyet Gazetesi’nin en „orducu“ adamı Orhan Bursalı bile, CHP’ye „aleyhte oy verin“ çağrısı yapıyor.

Zayıflar.

Çünkü Metropol’ün araştırmasına göre, Kürdistan’daki operasyonlardan PKK’nin zayıflayacağına inananların oranı yalnızca yüzde 29. Yüzde elliye yakın yurttaş tam tersini düşünmekte. Halk çoğunluğu „başkanlığa“ karşı.

Kendilerinden emin değiller. Bakın TBMM Adalet Komisyonu Başkanı AKP’li İyimaya ne demiş:

„Milletvekilleri anayasa değişikliği oylamasında göstere göstere oy kullanabilir. Hiç engel yok anayasa ihlal edilir ama değişikliği etkilemez, anayasa değişikliğini malul, sakat kılmaz. Oylamanın geçerliliğini etkilemez.“

Demek ki korkuyorlar. Fire vereceklerini biliyorlar. O yüzden „anayasa ihlal edilse bile oyunuzu göstere göstere verin“ diyorlar. 

Selvi ne diyor? PKK hapı yutmuş da „çözüm için müzakere“ istiyormuş. Ahmaklık parayla satın alınmaz. „Hapı mı yuttu, hap mı yutturdu“ sonra belli olur, ama esas olan şu: Demek ki Selvi’ye göre, PKK „barış“ istiyor. Asker de polis de gerilla da, YPS’li de ölmesin diyor. Saray ise „savaş“ olsun, „kim ölürse ölsün“ diyor.

Selvi ne diyor? PKK’yi ABD ve AB „sıkıştırmış“… O nedenle „müzakere“ istiyormuş. 

Ne zaman yazıyor bu lafı?

Tam da Putin’le Obama’nın „Türkiye sınırını kapatma“ konusunda „anlaştıklarını“ söyledikleri zaman. Sıkışan Davutoğlu, „Türkiye sınırı bizden sorulur“ diye mırıldanırken. 

AB sözcüsü, „Erdoğan muhatabımız değil“ dediği sırada. Sıkışan Dışişleri Bakanı „o zaman anlaşmayı iptal ederiz“, yani „mültecileri otobüslere bindirip Berlin’e göndeririz“ diye „şantajcılığa“ sığınıp, ağzında lafı gevelerken. 

Ve Prektator adlı İngiliz dergisinde, „Erdoğan’a hakaret şiir yarışması“ açılmışken. Ve ABD’li savcı, iddianameye Türkiye’yi de eklemişken… PYD hergün bir AB ülkesinde „temsilcilik“ açarken…

Kim sıkışmış sizce?

Yani korkmayın. „Gizli oylamayı“ garanti altına alın ve HDP’lilerin dokunulmazlığının kaldırılmasına karşı çıkın. 

Göreceksiniz. Bu içi kof „Kale-Saray“ temelinden sarsılacaktır.

Yarın dokunulmazlığı kaldırılan ve hapse atılmak istenen, diyelim ki, başta Eşbaşkanlar olmak üzere beş-on ya da yirmi HDP’li vekilin, „teslim olmayı“ reddettiklerini düşünün. TBMM’de irendiklerini hayal edin. Ne yapacaksınız? Onları Şili devlet başkanı Allende gibi vuracak mısınız? Meclisi tıpkı Sur’da olduğu gibi tanklarla basacak mısınız? 

Bunu da yaparsınız yapmasına da, altından kalkabilir misiniz?

Gazetemiz yazıyor, masada „her türlü seçenek var“.  

HDP’ye uygun mu, bilmem ama soruyorum: dokunulmazlıkları kaldırılan ve hapse atılmak istenen bu vekillerin bir kısmı „sürgünde demokratik özerk Kürdistan parlamentosunu“ ilan ederse, ne yaparsınız? 1994 deneyinin de ışığında, şimdi Kürdistan’ın yüzde 90’ını temsil eden HDP’nin bu adımı farklı sonuç verir. Bir AB devletinde, resmi ya da yarı resmi bir kurumun bu „oluşumu“ muhatap aldığı gün işiniz biter. Anlatın bunu AKP’nin „maceraperestlerine“…

Belki dokunulmazlığı kaldırılanlardan bir kısmı „direne direne“ sonunda hapse atılır. İyi de Dicle’lerin, Zana’ların, Doğan’ların „zindan“ direnişlerinin başınıza açtığı belaları unuttunuz mu?  Bir kadın vekilin „ölüm orucu“ imamenizi şaşırtır. 

Bütün bunların hepsi akla gelse de, Kürt siyasi hareketi TBMM’deki mevziini terketmez. Ne yapacaksınız? „Son HDP’li vekil TBMM’yi terkedene kadar“ „yola devam“ mı diyeceksiniz?

Ey CHP’li önce „korkma“ sonra istersen „sönmez“ diye devam et. Ser çe van!a