Hitler, kendi ülkesini işgalcisi İspanyol Faşist General Franco’ya yardım için, bir filo savaş uçağı gönderdi.

Uçaklar, 27 Nisan 1937 günü, 5 bin nüfuslu Bask kasabası Guvernica göklerinde devinmeye başladılar. Güneşli bir bahar sabahıydı. Pazar yeri insanlarla doluydu.

İnsanların barışçı gösteride sandığı uçaklar, aniden alçalıp her biri birer tabut büyüklüğündeki bombaları bırakınca, kasabada zaman kırp duruyor, Kürtlerin felaket ile zalimin ani hücumunu anlatan deyimiyle, yaşanan an birden bire, “anaların, can derdiyle kucuktaki evlatlarını attığı an"a dönüşüyordu.

Kasaba patlamalarla çatlıyor, toz bulutu içinde kayboluyor, insanlar feryat u figan ede ede nerede olduğunu bilmeden koşuyor, koşarken havaya fırlayanlar, bir an sonra savrulmuş keseklerle birlikte paramparça yere dökülüyorlardı.

Uçakların hücumu kaç dakika sürdü, kimse hatırlamıyor, ama çok uzun gibi gelen o andan sonra, patlamalar sükun bulunca Guernica, yaklaşık 80 yıl sonra Türklerin tanka, topa tuttuğu, savaş uçaklarıyla bombaladığı Kürt şehirleri Cizre, Şırnak, Nusaybin, Amed’in orta yeri Sur’u andıran moloz yığınıydı. Sur gibi Guernica da yerinde yoktu. Ayakta kalabilmiş yapılar, Yüksekova, İdil, Silvan’ınkiler benzeri, ağır yaralıydı.

Ancak Hitler, nev-i şahsına münhasır bir katildi. Merakı, kendini işlediği cinayet mahalline çekmiyordu. Hiç bir zaman Guernica’nın enkazını görmeye gitmedi.

1940’da işgal ettiği Polonya, Belçika, Hollanda ve Çekoslovakya ile Avusturya’da enkazın üstüne tüneyip zafer naralı nutuklar atmadı. Ülke ve çocuklarının katili olarak yaptıklarıyla, kendini iyilikler sunan kurtarıcı gösterdikten sonra, o halklara el açıp oy, destek dilenecek kadar sefilleşmedi.

İşgal topraklarından bir tek Paris’te fatih edalıydı. Ama Paris’in katili değildi. Kadim tarih anlatan yapılar, mabet ve anıtlar yerindeydi.

Paris, düşman ele geçirilmiş, avuç içine alınmış kalbi, ama Sur, Cizre, Şırnak, Nusaybin gibi moloz yığını değildi.

Sur, orada yata dursun, 1 Nisan şakası gibi, ama değil analar! Sakın şaşırmayın ve de “bu ne yüzsüzlük!" manasında “bu yüz mü, gameş dersinden surat mı?" da demeyin. Büyük Türk büyüğü Recep Erdoğan, 1 Nisan Cumartesi günü, bütün şürekasını toplayıp, koruma ordularının etten kalkanı arasında Amed’e gidiyor.

Gezinin Sultani şanına layık görkemli, hem de dehşetli olması için günlerden beri hazırlıklar yapılıyor. Geçeceği yollar, temizlenip boyanıyor, çiçeklerle süsleniyor. Can güvenliği için köşe, bucak aranıyor, nöbetçiler, gözcüler yerleştiriliyor.

Kendi tarihinin şanını yad ve şad eylemek için, ziyaret edeceği Sur enkazları yeniden düzenleniyor. Oraya tüneyip bildiği insanlığın faziletlerini anlatacak diye, ses aygıtları kuruluyor.

Ama asıl gösteri şehrin meydanında. Gasp zorbalığı üzere işleyen Türk tipi demokraside, hem vali, hem de Belediye başkanı olan memurlar, köylerden, kasabalar, yakın şehirlerden taşınacak alkışçılar derlemekle, meydanda aralarına serpiştirilecek imamlar, polisler, vatansever muhbirler, korucuları planlamakla meşguller.

Ve bu sandık oyunu öncesinin seçmenleri, geçmişten daha talihli. Bu oylama öncesinde nohut, makarna, bulgur poşetleri arasına birer pantolon, gömlek de sıkıştırıldı. Onlar da alanda, bayrak sallayarak Sultanın ruhunu coşturacaklar…

Kürt halkının da haraç niyetine ödediği vergilerle beslenen danışmanlar, Potamyadan gelen Recep’in medyan konuşmasını hazırladı bile.

Potamyalı Recep, sizlere İstanbul ve Çanakkale boğazlarına kurulan köprüleri anlatacak, analar. Duble yollardan söz edecek…

Kürdistan’da inşa edilmiş savaş yollarını, havaalanlarını, Türk devletinin sizlere sunduğu nimetler diye anlatacak.

Kalkınma paketleri açacak. Paketlerin içinden, dağları bombalayıp şehirleri yıkmak için, harcanmış ve harcanacak paraların miktarı, toplam yatırım olarak sizlere sunacak…

100 yaşına varmak üzere olan Türk devletinin hayatı boyunca, hep böyle yaptılar, çünkü. Yatırım, kalkınma paketleri diye diye ölüm, yıkım, yangın seferlerine çıktılar.

Birleşmiş Milletlerin raporuna göre, son bir yılda, yalnızca Amed dolaylarıyla, Sur ve Botan’da, 1200 sivil Kürt katledildi. Cizre bodurumarında yakılanlar, cesedi bozulmasın diye buz dolabında saklanan Cemile çocuk, köpekler parçalasın yesin diye bir hafta boyunca sokakta bekletilen Taybet nine dahildir, bu rakama…

Bir yılda yok edilen şehirlerde, 350 bin kişi kendi yurdunda aç, açıkta, mülteci kaldı. Karnı tok yaşayan çocuklar, açlık içinde kıvrılıp sabahlamaya başladılar.

Sur’un enkazına bakarak konuşan Potamyalı Recep, yıkıntıları sizlere iyilik diye sunacak. Katledilmiş çocuklarınıza sövecek. Terör devletini yüceltip, sana, ona, buna, baştan başa size terörist diyecek.

Sonra “hadi oylar, bana" diye dilendikten sonra, kuyruğu yeniden havaya dikerek, senin varlığını inkardan gelip “tek millet" narasını patlatacak…

Ardından, senin soyunun kanlısı kesilip “Kürde Suriye’de, Irak’ta, bütün dünyada hayatı dar ediyor, yollarını kesip, soylarını kurutmaya çalışıyoruz" diye övünecektir…

Sen, onur savaşçısı Kürt, nohut poşetini kapmış, gömleği üstüne çekmiş kiralıklar safında, Recep’ten haraketler görüp, halkına sövgüler, aşağılama haykırışları duymak için, meydana koşacak mısın?

Hitler, Yahudileri aşağılamak için mitinler düzenlemiyordu.  Yahudiler de, hiç bir mitingine gitmeyecek kadar onurluydu, zaten…