2 Mayıs’ta İmralı’ya avukatların gidişi ve Önder Apo adına yapılan açıklamanın önemli olduğunu belirtmiştik. Avukatlar sekiz yıl aradan sonra İmralı’ya gidebildiler. Bu uygulamanın yasal bir dayanağının olmadığını herkes biliyordu. Avukatlar yasağın kaldırıldığına dair mahkeme kararı bize tebliğ edildi, dediler. Bilmeyen de Türkiye’de mahkeme var sanacak!

Erdoğan “Çöktürme Planı’’ çerçevesinde Kürt hareketini bastıracağını ve sonunu getireceğini planlamıştı ve buna inanmıştı. Temmuz 2015’ten beri aralıksız bir imha ve yıkım savaşı yürüttü. Erdoğan defalarca bir daha HDP ve İmralı muhatap alınmayacak açıklamaları yaptı. Kürtlere nefes aldırmamak ve saldırılarını gevşetmemek için çırpındılar. Süleyman Soylu geçen yıl “bahara kadar kimse PKK’nin adını artık ağzına alamayacak,” diyordu. PKK bitirilecek, mücadelenin bütün kazanımları yok edilecekti. Bu plan gereği bütün belediyelere el koymuşlardı. Legalde iş yapabilecek kim varsa tutuklandı veya yurtdışına kaçtı. Bütün basın organları kapatıldı veya devlet adına el konuldu. Türkiye hala dünyada en çok basın çalışanının hapiste olduğu bir ülkedir. Türk ordusu hala Efrîn’de etnik temizlik yapmaktadır.

Bütün bunlara rağmen ne oldu da Türk devletini yönetenler avukatların İmralı’ya gitmesine izin verdiler? Bu konunun çok yönlü irdelenmesi ve tartışılması gerekir. Erdoğan’ın Kürt sorununun çözümü için bir projesi var mı? Devlet artık savaş yerine barışçıl bir yola girmeye karar mı verdi? Ortada böyle bir ipucu görülmüyor. Devleti buna zorlayan nedenler var. En başta önder Apo’unu tarihi sonuçları olan bir tutumu ve duruşu var. Altı ayı aşan büyük bir direniş sürüyor. Leyla Güven’le başlayan ve yayılan, binlerce insanın katıldığı açlık grevleri durdurulamadı. Erdoğan, Mehmet Öcalan’ı İmralı’ya gönderdi, Leyla’yı tahliye etti. Ama kimse bu ucuz numaraları yutmadı ve eylemler devam etti. Kapsamlı eylemler nihayet CPT’yi İmralı’ya getirtebildi. CPT gelmemek için çok direndi.

Cezaevlerinin ve halkın direnişi yanında Erdoğan seçimde de Kürtlerden onun deyimiyle bir “Osmanlı tokadı” yedi. Erdoğan rant merkezi olarak kullandığı İstanbul’u da yitirince karizması çizildi. Uykuları kaçtı. Çamura yattı. YSK’yı kullanarak İstanbul seçimini iptal ettirdi. Ama Kürtlere düşmanlığı sürdürmeye devam ederse kazanma şansı olmayacaktı. Kürtlerin üzerine çizgi çekmişti. Sünni, ırkçı-milliyetçi kesimlere dayanarak iktidarda kalacağını varsaydı. Ancak hesapları tutmadı. Sonunda tilkinin kürkçü dükkanına gelişi gibi İmralı’ya döndü.

Erdoğan İmralı görüşmelerine stratejik bir değer biçmedi. Kürt Türk barışını gerçekleşip tarihe geçme yerine iktidarda kalmanın aracı olarak görüşmelere paye biçti.

Erdoğan hala dağı taşı bombalıyor. Ekonomiyi bitişe götürdü. Dış politikada pusulayı şaşırdı. Dünyada teşhir olmuş, insanlık düşmanı DAİŞ ve El Nusra gibi güçlerle ittifak yapacak derekeye düştü. Rusya’ya Türkiye’yi peşkeş çekti. Hala kimse Rusya’ya hangi tavizleri verdiğini bilmiyor. Bütün bunlara rağmen Kürtleri bitiremedi, iradelerini kıramadı. Kürtleri bitireyim derken kendisi bitme noktasına geldi. İktidarı artık sallantıda. Onu İmralı’ya götüren işte bu çıkmazlarıdır. Bundan sonra da İmralı’ya doğru yaklaşacak mı? İmralı’ya doğru yaklaşırsa belki Türkiye’ye bir hayrı olur. Ama yine oyun oynar ve seçimler için taktik yaparsa artık İmralı da onu kurtaramaz!

Önder Öcalan dünyayı kendisine kapatan ve Türkiye’yi büyük bir çıkmaza sürükleyen Türk yöneticilerine bir yol açmak istiyor. Türk yöneticileri onu İmralı’ya gömmek istediler. Ama o inisiyatif alarak Türkiye’ye demokratik bir çözümün ve barışın bu ağır koşullarda bile mümkün olduğunu gösteriyor. Erdoğan bu tarihi adımı anlayacak bir ferasete sahip olacak mı, olmayacak mı zaman gösterecek.