Eğer iktidar kılıçlarla biçilen insanların bedenleri üzerinde inşa edilmişse, bilin ki o iktidar tepeden tırnağa haramdır.
Eğer birisi kanla yoğrulmuş bir iktidar üzerinde kendini yaşatıyorsa, bilin ki o iblisin ta kenisidir.
Eğer bir iktidar gücünü öldürdüğü insanlarla kanıtlıyor ve bunu bir güç gösterisi haline getiriyorsa, bilin ki o iktidar faşist bir iktidardır.
Eğer birileri kendi aile menfaatleri, kendi maddi ve manevi çıkarları, kendi kızları, oğul ve torunları için bir ülkeyi savaşa sürüklüyorsa, bilin ki onlar onursuzluğun abidesi konumunda olan kişiliklerdir.
Bir iktidarın bedeli asla insanların ölümü olmamalı. Bir iktidar asla insanların kanı üzerinde oturmamalı, birilerinin koltuğu asla halkların kanı ile yoğrulmamalı. Eğer tüm bunlar olacaksa iktidar da, koltuk da, yönetim de, devlet de olmamalı. Eğer birileri "Ne pahasına olursa olsun tüm bunlar olmalıdır" derse, o zaman ona karşı kavga etmek, ona karşı mücadele etmek, ona dur demek kutsal bir görev olacaktır...
Tıpkı Recep Tayyip Erdoğan’ın zulmüne ve diktatörlüğüne karşı mücadele etmenin bir insanlık görevi olduğu olduğu gibi.
“Benden başka hiç kimse iktidarı, hükümeti, koltuğu ve rantı hak etmemiştir” diyebilecek kadar gözü dönmüş bir diktatör olan Erdoğan, bu nedenle iç savaş çıkarma arayışında. Türkiye'yi bu savaşa sürüklerken, her ana yeni ölümler ekliyor.
Milyonların kaderi “Tek başına iktidara gelmezsem savaş başlar” tehditleriyle ülkeyi yöneten diktatör, koltuk sevdalısı bir kişiliğin egolarına teslim edilmiş durumda. İktidardan düşürülen AKP, bu savaşı Erdoğan'ın emriyle tek başına iktidarmış gibi hukuksuzca yürütüyor. Her gün yüzlerce savaş uçağını havalandırarak gerilla alanlarını bombalıyor. Çağımızın Neron’u olarak tarihe geçecek olan bu ölümsever kişilik, Kürdistan’ı cayır cayır yakabilecek kadar da Kürt düşmanı.
İktidar hırsı, koltuk sevdası ve gücü elinde tutma arzusu, zenginlik istemi ve elbette ki yargılama korkusu Erdoğan ile kabinesini büyük bir iç savaşı başlatma noktasına getirdi. Bu kirli savaşı, halklar arasına kin ve intikam duygularını ekerek sürdürüyorlar. Bunun için başvurdukları en büyük araç ise yalanlar ve karalama kampanyaları. Güdümlerindeki faşist medya ile Kürtler ve HDP'yi hedef gösteriyor, kirli icraatlarını örtmeye çalışıyorlar. Erdoğan dünü unutturarak her şeyi bugünle ifade etmeye çalışıyor. HDP'yi, PKK'ye tavır almamakla, PKK ile arasındaki makası daha fazla açmamakla suçluyor ve teröre yardım etmek bahanesiyle vekillerin dokunmazlıklarını düşürme girişiminde bulunuyor.
Bunun bir algı operasyonu olduğunu görmek için çok değil, birkaç önceki İmralı trafiğine bakmak yeterli. Her hafta İmralı'da Başkan Abdullah Öcalan ile görüşerek, bu biçimde PKK ile ilişkilenen, PKK ile pazarlık masasına oturan, Kandil'e giden heyetten düzenli olarak tekmil alan kendileriydi. Eğer sıkı bir ilişkiden, aradaki makasın giderek daralmasından "terör örgütü" ile sürekli görüşmeden söz edilecekse tüm bunları yapan Erdoğan ve kabinesidir. Bunlardan dolayı yargılanması gereken birileri varsa HDP ve Eşbaşkanları değil, kendileridir.
AKP'li Akdoğan'ın da itiraf ettiği gibi, bu savaşın temel sebebi HDP'nin barajı geçerek, Erdoğan'ın başkanlığının engellenmesi. Bu nedenle Erdoğan'ın başlattığı savaşın sonuçları ve bu süreçte yaşanan ölümlerin tek sorumlusu da kendisidir. Bu anlamda Erdoğan hem işlenen savaş suçu ve ölümlerden, hem de müzakere sürecinin bitirilmesinden sorumludur ve bundan sonra yaşanacak olası can kayıplarından da sorumlu olacaktır.
Son olarak bir noktayı yine vurgulamak gerekiyor; Erdoğan'ın tehditleri ve başlattığı topyekün savaş konsepti özgürlük mücadelesini engelleyemeyecek. Kürt halkına yönelik vahşet, faili meçhul cinayetler, katliamlar Türk devletinin geçmiş iktidarlarının ömrünü uzatamadığı gibi Erdoğan'ın ömrünü de uzatamayacak. 7 Haziran'da halk kararını verdi ve Erdoğan'ı istemediğini ilan etti. Barış maskesiyle kazanamadığı itibarını ve iktidarını şu an her yöntemi kullanarak yürüttüğü kirli savaşla kazanması da mümkün değil. Bu kozlarını da kullandıktan sonra tarih bir kez daha tekerrür edecek ve nihayetinde Erdoğan'ın ekibi bir kez daha İmralı yolunu adımlamak zorunda kalacaktır.