AKP ve resmi Türk devlet politikasının Kürt karşıtlığı temelinde olduğunu herhalde bilmeyen yok. Bunu en iyi bilmesi gerekenler de Kürtlerdir. Yüz yıldır inkar edilen ve soykırım kıskacına alan Kürtlerin başına gelmedik kalmadı. Bu kadar zengin bir tarihi deneyim ve olaylar zinciri ortada dururken AKP’nin Kürtlere dost olabileceğini ortaya sürmek, Kürt halkının kafasını karıştırmaya çalışmak açık ki, Kürt halkına kötülük yapmak dışında bir anlama gelmez.

KDP, AKP ile içeriği tam bilinmeyen derin ilişkilere girdi. En son Sayın Barzani Münih’te Türk başbakanı ile görüştü. Ardından Ankara’ya gitti. Dönüşte de Şengal’e silahlı birlikler göndererek YBŞ ve orada güvenlik için destek veren gerillalara saldırıya karar verdiler. Hiç olmaması gereken bir durumdu bu. Onlarca insan yaşamını yitirdi. Eğer çatışma sürer ve yayılırsa açık ki, çok sayıda insanın yaşamına ve Kürtler arası ilişkilerde büyük kayıplara, tahribatlara neden olur. Bunda Kürtlerin hiçbir çıkarı yok.

Şengal’i bu biçimde gündeme getirmek Ankara’nın planı ve dayatmasıydı. Çünkü ardından AKP ve hükümet yetkilileri KDP ile PKK’ye karşı aynı görüşlerde olduğunu, Şengal’de operasyonlar yapıldığını açıkladılar. Bizler de gelişmelerin sonuçlarına bakarak KDP’nin AKP ile girdiği ilişki ve anlaşma sonucu Kürtler arası savaşa zorlandığını açıkladık. Ancak KDP’nin AKP ve Ankara ile ne konuştuğunu, nasıl anlaştığını tam bilmiyoruz. KDP Kürt örgütlerine bilgi verip ortak politika oluşturmak yerine gizli saklı ilişkilere giriyor.

AKP ve Erdoğan Rojava’ya açıktan düşmanlık yaptı, yapıyor. Bunu tüm dünyaya ilan etmekten de geri durmadı. Bunu başta ABD ve Rusya olmak üzere herkese dayattı. Tehdit, şantajdan her türlü tavize kadar her yol yöntemi deniyor. Kuzey Kürdistan’ı savaş ve yıkım alanına çevirdi. Tarihi Sur kentini, Cizre’yi ve diğer şehirleri yakıp yıktı. KDP’nin buna herhangi bir tepkisi, bir kınaması bile olmadı. Halbuki Botan uzun yıllar KDP’yi, peşmerge güçlerini destekledi. KDP yetkilileri ve ellerindeki basın ise hep yanlışların, yıkımların sorumlusu olarak PKK’yi, HDP ve demokratik güçleri gösterdi.

Rojava’da da KDP, AKP’nin yörüngesine girdi. PYD ve diğer partilerle de dostluk kurup birlik için çalışacağına PYD ve ortaklarını karşıt bir güç olarak ele aldı. ENKS’nin orada oluşan yönetimleri ve kantonları tanımaması için destek verdi. Kendileri hükümet kurup yönetimlerini oturtmak isterken Rojava’da oluşan yönetimi ise tanımadı, tanınmasına karşı çıktı. ENKS’yi Türkiye’ye bağlı gurupların içinde tutarak dış kamuoyunda Kürtlerin heyeti olarak sunmaya çalıştı. Kısacası ENKS de Türk devletinin Kürt karşıtlığı politikasının bir parçası haline getirildi. Böyle olduğu için ENKS ne güç ne de itibar sahibi olabildi. Türk ırkçılığının kucağına oturanların bir geleceği olamaz.

Erdoğan KDP’yi Şengal’de harekete geçirerek aslında onları deşifre etti. Çünkü Erdoğan’ın acelesi vardı. Suriye’de politikaları tıkanmış, PKK’yi baharda bitiririm açıklamaları sonuçsuz kalmış ve bu koşullarda referanduma gidiliyordu. AKP Kürt düşmanlığını Güney’i de içine katarak daha geniş bir coğrafyaya yaymak istedi. Kürtleri birbirine kırdırarak kazanımlarını ortadan kaldırmak esas amaçlarından birisiydi. 

Bu politikalar ve niyetler PKK tarafından KDP yetkililerine anlatıldı. Dostça uyarılar yapıldı. Ancak KDP yüzünü Kürt birliğine ve ittifakına dönmek yerine AKP’ye dönmeye devam etti. Öyle ki, KDP Güney’de devlet kuracak AKP ve Türk devleti destek verecekmiş havalarına girdi. Topluma böyle bir hava yayarak Güney’de yurtseverliğin ve siyasi aydınlanmanın oluşmasına engel oldu. Halbuki tüm parçalarda Kürt halkını bu konularda örgütlemek ve bilinçle donatmak gerekiyordu. AKP ve Türk devleti tüm dünyada Kürt düşmanlığı yapıyor.

AKP’nin Türk ırkçısı ve milliyetçisi olduğu MHP ve Ergenekonla yaptığı ittifakla iyice deşifre oldu. Bu koşullarda Erdoğan’dan ve AKP’de demokratik çıkarabilen kimse kaldı mı? Ayrıca KDP’nin Erdoğan ve AKP ile yürüttüğü ilişki ve ittifakın MHP ile de yapıldığını artık bilmesi ve kabul etmesi gerekir. Bunu başka biçimde izah etmek veya sağa sola çekmek şansı kalmamıştır.

Rojava’da Kürtlerin çok doğal ve demokratik bir adım olan Kantonal bir statüye kavuşması Erdoğan ve Türk devletini hop oturtup hop kaldırtıyor. Bunun için orduyu bile Suriye’ye soktular. Bu durumda Güney’deki Kürtlere nasıl dost olacaklar? Ayrıca 2003’te Güney’de büyük hata yaptık, Suriye’de bunu yapmayacağız, dediler. Güney’deki statüyü de ortadan kaldırmak için uygun zaman kolladıkları ortada. Kuzey ve Rojava Kürtlerini hallederlerse sıranın Güney’e geleceği çok açık.

Bu politikaları en son Kerkük sorununda açığa vuruldu. Öyle olduğunu bilmiyor değildik. Bunu hep dile getirdik. Ancak artık bizim söylememize gerek kalmadı. Erdoğan kendisi söylüyor. “Kerkük bir Türkmen şehiridir. Kürdistan bayrağını hemen indirin, yoksa sonuçları kötü olur” diye de tehditler savurdu. Kerkük’ü, Kürdistan’ı herkes yönetebilir, yeter ki, Kürtler yönetmesin. Bu Erdoğan ve Türk hükümetlerinin şaşmaz politikasıdır. Bu realiteyi hep göz önünde tutarak Türk partileri ve hükümetleriyle politika yapılmalıdır. 

Kerkük Kerküklülerindir, onlar karar versin demiyor, Erdoğan. Başka yerde bu sakızı çiğneyebiliyor. Kendi bir vilayeti veya emri altındaki bir birlikmiş gibi hemen o bayrağı indirin, diyor. Bu dil bile Kürtleri birşeye saymadığını gösteriyor. Güney halkı bu hakaretleri ve saldırganlığı kabullenecek mi? Tabi ki, hayır. Güney’de onlarca yıl büyük bedeller ödendi. Belli bir yurtseverlik gelişti. Deneyim ve birikim oluştu. 

Böyle bir hükümet için sayın Barzani, Kuzey Kürdistan’da etkilediği çevrelerden Erdoğan için evet oyu devşirmeye çalışıyor. Erdoğan dört parçada tüm Kürtlerin, Türkiye’de tüm demokratik çevrelerin başına bela olmuş ve faşizmi pekiştirmek isterken, bir Kürt liderin ona oy devşirmesi bir ironi olsa gerek.

Kerkük halkı bilmeli ki, Türk devletinden gelecek bütün saldırı ve tehditler karşısında gerilla güçleri onların yanında olacaktır. Ulus devletlerin iktidar oyunlarına alet olmadan demokratik seçeneklerini öne çıkarmalı ve öz iradeleriyle karar vermelidirler. Ortadoğu’da özgürlük ve çok renkliliğe dayalı demokratik seçenek dışında başka bir gelecek olmadığı bir kez daha açığa çıkmış durumda.