Olanlar, olacağı gibi oluyor. İdlib’de Türk gözlem noktaları az sonra Suriye ordusunun denetimine girecek…

Libya’yı hiç sormayın. TBMM’de “milliyetçi blok” parçalandı. Libya’ya asker gönderme yasasına CHP ve İyi Parti HDP’yle birlikte “hayır” dedi.

Faşist rejimin Suriye’deki işgal ve soykırımına “suç ortağı” olan bu iki parti, en sonunda Libya suçuna ortak olmaktan kaçındı.

Gelecek Partisi ve Babacan’ın kuracağı parti de bu suça ortak olmaya kalkışmayacak. Bir başka ifadeyle AKP de içindeki Davutoğlu ve Babacan yanlılarının “hayırıyla” parçalandı.

Bunun önemi nedir?

Rejimin “milli beka” tutkalı artık HDP dışındaki partileri yapıştırma işlevini yitirmeye başladı. Böylece, krizden çıkışın “hamasi”, demagojik yolu artık son durağa çıkıyor. “Kendi ülkesinin insanlarının üstüne beş altı füze fırlatıp, savaş çıkarma, savaş ortamında da oyları toplama” yöntemi ağır bir yara aldı.

İdlib’den bir iki milyon göçmen sınıra dayandığında; Türk ordusu ardına bakmadan İdlib’den kaçtığında; Libya’ya giden “sivil giyimli” kontr-gerilla elemanları ve üniformalılar tabut içinde Türkiye’ye getirildiğinde; Amerikan yaptırımları doları zıplattığında, kepenkler inmeye, fabrikalar kapanmaya başladığında, Erdoğan’ın “barışta parçalanıyoruz, savaşta birleşelim” taktiği para etmeyecek.

Şimdi geriye, Kıbrıs açıklarında Yunan gemileriyle, Türk gemileri arasında bir “çatışma” oyunu kalıyor. Bu durumda muhalefetin tümü şimdiden, Saray’ın bu oyununu şimdiden deşifre etmesi, tıpkı Libya’ya asker göndermeye “hayır” dendiği gibi, Erdoğan’ı “sakın bu numaraya başvurma, yutmayız, Yenikapı’ya çıkmayız” diyerek uyarması gerekiyor.

CHP başka bir konuda böyle bir çıkış yaptı. İstanbul Kanalı ihalesini, Saray’ın girdiği yükümlülükleri tanımayacağını peşinen ilan etti. Akdeniz’de oynanacak her türlü oyunu da tanımayacağını ilan etmeli.

Bu da yapıldığında, Erdoğan’ın kaçacak yeri kalmayacaktır.

Ancak… Defalarca vurguladığım gibi, Erdoğan iktidardan bütün bunlara rağmen kendi rızasıyla çekilmeyecektir.

“Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle” ya da “CHP sana söylüyorum, Babacan, Davutoğlu siz dinleyin” taktiği icabı, şu sıralar CHP’ye yönelik “FETÖ’yle iltisak” suçlamasını, en kısa zamanda Davutoğlu’nun ve Babacan’ın partisine yöneltmeyi deneyecektir. “Darbenin siyasi ayağını” ansızın, “Allah’ın ikinci lütfuna” benzer bir provokasyonla keşfetmeye kalkışacaktır.

2023 seçimine kadar önümüzde uzanan yolun her hangi bir kilometresinde böyle bir sürpriz hiç de şaşırtıcı olmaz.

Olmadığı zaman Erdoğan’ın yapacağı biricik hamle, “seçimli, muhalefetli faşizmden”, “seçimsiz, muhalefetsiz faşizme” geçişten başka bir şey olamaz.

Denebilir ki, yeni kurulacak partiler ve CHP, Saray’ı “devr-i sabık yaratmama” konusunda ikna edebilirler. Saray’ı yatıştırıp, şu ya da bu zamanda yapılacak seçimle iktidardan çekilmeye razı edebilirler.

Halkın büyük öfkesiyle iktidardan indirilen Saray, kendisine verilen bu sözlere asla güvenemez. Kaddafi’yi hatırlar, Saddam’ı hatırlar. Uluslararası mahkemeyi hatırlar. Talatların, Cemallerin, Enverlerin sonunu hatırlar. Evren’in darbeden yıllar sonu, ölümün eşiğindeyken mahkeme önüne çıkışını hatırlar. Bu arada elindeki muazzam serveti ve bu serveti yağmalamak isteyecek en yakınındaki kurt sürülerini hatırlar.

Ama en önemlisi PKK’yi, Taybet Ana’yı, yıkılan şehirlerin yüzbinlerce sakinini, HDP’yi, Demirtaş’ı, Yüksekdağ’ı, zindanda çürütülen vekilleri ve Belediye eşbaşkanlarını hatırlar. Efrîn’i, Rojava’yı, YPG-YPJ’yi hatırlar. Ardından eski ortağı Cemaat’i, Ergenekon’la ittifakı sonucu “tecavüze uğrayan” NATO’cu generalleri, polisleri, hakimleri, savcıları, KHK’li yüzbinleri hatırlar…

Ve kendisine uzatılacak zeytindalını, “siz beni bağışlasanız da, PKK, Cemaat, NATO’cu ordu, soyup soğana çevirdiğim yoksullar, ezilenler beni bağışlamaz” diyerek reddeder.

En azından “şahsı” ölene kadar iktidarda kalmak ister. Şöyle düşünür: Öyle bir diktatörlük kuracağım ki, hiç kimsede beni düşürme takati kalmayacak, ama ben en sonunda ‘ümmetime’ bir ‘demokrasi’ hediyesi vererek, ABD’ye NATO’ya Türkiye’yi tümüyle teslim ederek yeniden ‘Cumhurun babası’, dünyanın “sevgilisi”  olacağım”…

Olabilir mi?

Çok zor. Ama çaresi kalmayanın rüyası “pembe” olurmuş.

Sonuç; muhalefet hiçbir şekilde geçmişin hesabını sorma hakkından vaz geçmemelidir. Çünkü bu faşizmi yatıştıramaz. Rejim ilk fırsatta yıkılmalıdır.

Not: Avrupa ve dünya Hıristiyanları’nın Noel’i kutlu olsun.