Erdoğan, mezarlıkta ıslık çalmaya devam ediyor. Korku çıldırtıcıdır. Erdoğan’ın korkusu büyüdükçe çılgınlığı artmakta, aklına geleni, karanlık iç dünyasından geçeni yapabileceğini sanmakta, tehditler savurmaktadır.

Tayyip Erdoğan, 18. 11. 17 tarihinde, Rize’de yaptığı konuşmada, Atatürkçülükten başlamış, NATO’yla yaşanan soruna kadar, her konuda değerlendirmeler yapmıştır. Yine de konuşmanın esas bölümü, Kürtlere ilişkin olandır. Erdoğan bu konuşmasıyla, hem Kürtlere karşı sürdürülen savaşı yaygınlaştırmak istediğini ilan etmekte, hem ırkçılığı geliştirerek, kendisine bağlı güruhları daha büyük bir savaşa hazırlamakta, hem de savaşan unsurlarının moralini yükseltmeye çalışmaktadır. Ancak Erdoğan’ın çok gürültü çıkartması gücünden değil, çaresizliğindendir.

Kürtlere karşı büyük bir savaşın ortamını hazırlama propagandası olan bu konuşmanın ilgili bölümü şöyle;

‘Suriye’de İdlib operasyonunu da tamamlayacağız, Afrin’i de kurtaracağız, Minbic’i de asıl sahiplerine teslim edeceğiz…Irak’ta, Kandil başta olmak üzere ..hepsini kurutacağız. Libya’da oynanan oyunlara seyirci kalmayacağız. Körfez’de çıkartılmaya çalışılan kardeş kavgasını engellemek,..üzere tüm gücümüzle çalışacağız.’

Bu ifadelere yorum yapmaya, bunları açıklamaya hiç gerek yok. Erdoğan, bu konuşmasında, tüm Kürdistan’ı işgal etmek istediğini açıkça belirtmektedir. Dahası, Kürtlerle savaşacağını ifade ederek, birleşmek için, Esad’a mesaj göndermektedir. ‘İdlib’i, Afrin’i kurtararak, Minbic’i asıl sahiplerine teslim edecek, Kandil’e girecek, Libya’da, Körfez ülkelerinde oyunları bozacak, kardeş kavgasını önleyecek’miş!..

Bu anlatımlarda anlaşılıyor ki Erdoğan, Kürtlere karşı sürdürdüğü savaşı, derinleştirmek ve yaygınlaştırmak için hazırlık yapmaktadır. Çünkü Erdoğan, demokratik çözüm politikalarından uzaklaştığından beri, her politikasını, Kürtlerle kapsamlı bir savaşa göre planlamaktadır. Erdoğan, 7 Haziran’dan sonra Türk devletinin bütün fraksiyonlarını ve bütün aparatlarını, bu savaşa göre yapılandırmıştır. Gelinen yerde hem Erdoğan’ın kişisel/siyasal geleceği, hem de Türk devletinin ‘bekaası’ bu savaşa bağlanmış durumdadır. Esneme/değişme kabiliyetinin yok edildiği savaş ve katliam politikalarında, Erdoğan, trajik bir son yaşamaktan çok korkmaktadır. Böylesine hazin bir ‘son’ yaşamak istemeyen Erdoğan, tek çare olarak Kürtlere karşı sürdürdüğü savaşı, tüm Kürdistan’ı ve bölgeyi kapsayacak şekilde büyütmeye yönelmiştir.

Bu savaşın bir tarafında Kürtler, diğer tarafında Erdoğan ve Türk devleti yer almaktadır. Her iki taraftan da değişik ittifaklar bulunmaktadır. Türk devleti, diğer işgalci devletleri, Kürtlere karşı savaştırmak için, hem onlarla ittifak yapmakta, hem de çeşitli provokasyonlarla onları savaşın tarafı durumuna getirmeye çalışmaktadır. Rusya’yı yanına çekebilmek, savaşa katabilmek için bir dizi taviz vermekte, sayısız madrabazlıklar yapmaktadır.

Buna karşı Kürtlerin kendi özgüçlerinden başka hiçbir varlıkları bulunmamaktadır. Ancak Kürtler, bu savaşı kazanmaya mecbur ve mahkumdurlar. Kürtlerin bu savaşı kaybetmelerinin hiçbir gerekçesi, hiçbir mazereti yoktur, olamaz.

Gerçekler böyle olmasına rağmen her faşist diktatör gibi Erdoğan’ın tehditlerini de dikkate almak gerekir. Sonuçta elinde bir devlet mekanizması ve bu mekanizmanın sağladığı devasa imkânlar bulunmaktadır. Böyle olduğu içindir ki Hitler, insanlığı 2. Dünya savaşına sürükleyebilmiştir. Yani Erdoğan’ın faşist olması, tehditlerinin hiç birisini gerçekleştiremeyecek olması, bu tehditleri dikkate almamayı gerektirmez. Tam tersine bu tehditleri önemseyerek, gerekli tedbirlerin ve hazırlıkların mutlaka yerine getirilmesi hayatidir.

Kürt ulusal birliğinin sağlanması en önemli adımların birincisidir. Mevcut fırsat ve imkanların doğru değerlendirilmesi, tarihsel ve zorunlu bir sorumluluktur. En başta Kürdistan halkları olmak üzere dünyanın her tarafına yayılmış olan Kürtler ve ezilenler, faşizme karşı mücadeleyle bütünleşmek durumundadırlar. Bu mücadelenin kaybedilmesi insanlığın kaybı olacaktır. Bugün Kürtler, Ortadoğu’da insanlığın geleceğini, vicdanını savunmakta ve temsil etmektedirler. O nedenle bu mücadeleye katılmak, ezilenlerin geleceğini kazanmak adına zorunludur.

Erdoğan, bu konuşmasıyla, savaş çığırtkanlığını ve yayılmacılığını itiraf etmektedir. Kendisini Müslümanların en büyük lideri kabul ederek, Libya’ya, Körfez ülkelerine müdahale etmekten söz eden Erdoğan’ın, Avrupa sokaklarını kana bulaması işten bile olmayacaktır. Erdoğan, iktidarını sürdürebilmek için, Türkiye ve Kürdistan’ın yanında, hem Avrupa’yı, hem de Türkiye’de bulunan Avrupalıları, açıkça, tehdit etmektedir.

Erdoğan’ın bu faşist, katliamcı ve savaşçı tutum ve politikalarına karşı dünyanın ve Avrupa’nın bütün demokratik kurum ve kuruluşları, somut, net ve kararlı bir tavır almak durumdadırlar. Erdoğan’ın faşist diktatörlüğüne karşı mücadele, sadece Kürtlerin, Alevilerin ve Türkiyeli demokrasi güçlerinin sorunu olarak görülmemelidir. Halkların ve insanlığın kazanabilmesi, daha anlamlı ve daha özgür bir geleceğin yaratılması, bütün ezilenlerin ortak mücadelesiyle mümkün olacaktır… Faşizm kaybedecek, insanlık kazanacaktır.