Recep Tayyip Erdoğan tüm insani özellikleri taşıyan bir kişiliğe sahip değildir. Başbakan olacak kadar akıllı, zeki ve donanımlı değildir. Siyasi birikimi, sosyal düzeyi, insani ilişkileri, düşünsel yoğunluğu dikkate alındığında cumhurbaşkanı olacak düzeyi oldukça düşüktür. Lümpen bir kişiliğin en halis halidir.
Ahlaki ve ruhsal şekillenme biçimini, duruşunu, ifade tarzını, üslubu ve düşünce yapısını bu halis halden almıştır. Lümpenizim hamuru ile yoğrulmuş kariyerizim ve kendine savdalı bir kişiliğin dibe vurmuş en derin durumunu ifade eden Erdoğan, sadece bir konuda "adam gibi adam"dır desek, sanırız yanılmamış olacağız.
"Yiğidi öldür, hakkını yeme" belirlemesinin son derece doğru olduğunu söyleyerek, şunu vurgulamak gerekiyor: Erdoğan'ın kabadayılık damarı kabardığı zaman, evet sadece bu zaman doğruyu söyler. Başını da kesseniz, Erdoğan bu zamanlarda gerçeği söyler. Bu zamanlarda içinden ne geçiyorsa onu söyler, bu durumlarda kafasından geçirdiği şeyleri hemen oracıkta ifade eder. "Yanlış anlaşılır, bir başbakana/cumhurbaşkanına yakışmaz" deyip, kafasından geçirdiği düşüncelerini yutmaz.
Bir de zaten kendini frenleme kabadayı bir kişiye yakışmaz. Nasıl ki son teline kadar gerilmiş bir yayı, oku fırlatmadan gevşetmek zorsa, bir kabadayının, adeta paçalarından akarcasına lümpenizmi yaşayan bir bireyin kafasından geçen düşünceye ket vurması da bir o kadar zordur.
Gerçekten de ancak Erdoğan'ın ''kafası attığı'' zaman, Türk devletinin nabzını ölçmek mümkün oluyor. Bu zamanlarda Türk devletinin gerçek istemini, yol almak istediği istikamet rotasını öğrenmek çok daha kolay oluyor. Belki de yalanın/hilenin/dolayılı anlatımın, kısacası kem-kümün olmadığı tek zaman bu zamanlardır. Erdoğan'ın en yalın konuştuğu zaman da bu zamandır.
Mesela Erdoğan herhalde en düşündüğünü en doğru dışa vurduğu anlardan biri, "Eğer düşünmezseniz Kürt sorunu da olmaz" dediği zamandır. Yine böyle bir anda Roboskî Katliamı'nda yer alan Genelkurmay Başkanı'nı kutladığına tanık olduk. Ardından "paralel" yapıya, "Yedirdik içirdik sonra da gözümüzü oydu" dediğini duyduk. Ama Erdoğan'ın en dobra konuştuğu ve kendi gerçekliğini, düşüncesi en açık deşifre ettiği an, Charlie Hebdo Katliamına ilişkin yaptığı konuşmadır. Evet, Erdoğan en çok bu konuşmada hem kendi ruh dünyasını, hem gerçek düşüncelerini, hem de Türk devletinin nerede ve ne yapmak istediği konseptini açıklamıştır. Sadece Erdoğan değil, Davutoğlu ve tüm kabine üyeleri de aynı çerçevede konuşarak, gerçekten de tüyler ürbetici bir "Türk" duruşu ortaya koymuşlardır.
Önce bir iki cümleyle Paris Katliamı'nı yapanların gerekçelerini sunalım, sonra da Erdoğan'a gelelim.
7 Ocak Paris Katliamı'nı yapan katiller, "çizilen karikatürlerle Hz.Muhammed'e hakaret edildiği için intikam alınmıştır" demişlerdi. Katliamın gerekçesi tahrik, kışkırtma ve hakaretti. Katliamcılara göre eğer Hz.Muhammed'in karikatürü çizilmeseydi bu katliam da olmayacaktı. Katliamcıların mantığı, gerekçeleri buydu.
Peki Erdoğan ne dedi: "Hz.Muhammed'e hakaret edenlere müsaade etmeyeceğimiz gibi, yanlarına da bırakmayız. Sen hangi ülkedesin ya, sen müslümanların kutsallığı ile oynayacaksın, sonra da 'linç ediliyoruz' diyeceksin. Tabi ki vatandaş gelip senin kapına dayanacak ve senden hesap soracaktır."
Erdoğan bu konuşmayı Cumhuriyet gazetesini kastederek yapmıştı. Ve çömez Davutoğlu da aynı eksende konuşarak, ''Sen memleketimde, yedi cihanda at sırtında kılıç sallayan cihangirler vatanında kutsallarımıza hakaret edersen, elbette ki vatandaş gelir, senden hesap sorar" demiştir.
Peki, bu durumda Erdoğan ile Davutoğlu'nun Paris Katliamı'nda tetiği çeken Kouachi kardeşlerden bir farkı kalıyor mu? Onlar da "tahrik" edildikleri için Paris Katliamını yaptılar! IŞİD ve El-Kaide, "tahrik" edildikleri için kafa kesip kadınlara tecavüz ediyorlar! Kobanê'nin yakılıp yıkılışının nedeni "tahrik"tir! Dolayısıyla Erdoğan'a göre, Cumhuriyet gazetesinin tahrik edici karikatürleri yayınlaması nedeniyle vatandaş ''hesap sormak'' için kapıya dayanmıştır. Erdoğan ve Davutoğlu'na göre vatandaş durduğu yerde mi "tahrik oluyor, ortada bir şey yokken mi linç girişiminde bulunuyor?" İstanbul ve Türkiye'nin birçok ilinde Kouachi kardeşler için yapılan cenaze namazı Tük devletinin, Erdoğan ve Davutoğlu'nun yol haritasını da çok iyi bir biçimde ortaya koyuyor. Ama nereye kadar?