Erdoğan’ın Türkmenistan dönüşü konuşmalarını dinledik. Bu konuşmalarla Kürt sorunu çözülmez. Erdoğan’ı dinlerken 1990’ların kirli savaşını yürüten derin devletin sözcülerinden birini dinlediğimizi sandık. Anlaşılıyor ki AKP on iki yıl kendini nasıl iktidarda tuttuysa, şimdi de öyle tutmak istiyor. Kürt sorununu çözmeyi değil de, Kürt sorununun varlığını iktidarını sürdürmede bir araç olarak kullanıyor. Kürt sorununa bundan daha kötü bir yaklaşım olamaz. Kimi Kürtlere çözecekmiş gibi bir mesaj ver, devletin inkarcı gerçeğine ise, “Kürt sorununu ben ortadan kaldırırım” diyerek kendini iktidarda tut! Son konuşmanın zihniyeti de, özeti de bu.

“Anadilde eğitim olmaz, devletimizi ve milletimizi sıkıntıya düşürecek adımlar atmayız” diyor. Tam Deniz Baykal gibi konuşuyor. Ulusalcıların “Anadil eğitimi milletimizi böler, böyle şey mi olur” söylemi ile Erdoğan’ın konuşması arasında hiçbir fark yoktur. Milletimiz bölünmesin derken, tüm dertleri Kürtlük var olmasındır. Kürtlük canlanırsa bunu milletlerinin (yani Türklüğün) bölünmesi olarak görüyorlar. Yeni konseptte Kürtlerden söz etmeyi bile Kürtleri zaman içinde ortadan kaldırmak için kullanıyorlar. Erdoğan’ın zihniyeti ve konuşmaları bu gerçeği tam olarak ortaya koyuyor. Bunu anlamayan Kürt varsa, kafasını kuma gömüyordur. Kuşkusuz Kürt halkının mücadelesi karşısında çok zorlanıyor. Kürtlerin mücadeleyi geliştirmesi durumunda iktidarını kaybedeceğinden çok korkuyor. Bu nedenle kendini bazı adımlar atmak zorunda görüyor, ama bunu bir çözüm için değil, sıkışıklıktan kurtulmak için düşünüyor.
Alevilik konusunda da benzer bir yaklaşım içindedir. Alevilerin devlet tarafından gasp edilen haklarını tanıyacağına, Aleviliği nasıl kendi olmaktan çıkaracak onu düşünüyor. Diyanetin bütçesi yoluyla nasıl ki imamları devletin savunucusu konumuna getirmişlerse; şimdi aynı şeyi dedeler, pirler ve seyitler ve Alevilik için de yapmaya çalışıyor. Aleviliği tamamen devletin yedeğine sokmak istiyor. Zaten Aleviliği devletin içine sokarak devlet dışı toplum olmasını ortadan kaldırmak isteyen keklik soylu Aleviler var. Devletin, yani Hızır Paşa’nın sofrasına oturmak isteyenler var. Tayyip Erdoğan bunu görmüş, bazı Alevilerin önüne kırıntılar atarak hizmetine koşturmak istiyor. Öküze bir tutam ot uzatıp boyunduruğa koşmak gibi şu dedelere maaş almayı kabul ettirirsem bu iş biter diye düşünüyor. Aslında yanlış da düşünmüyor. Çünkü dedelere, pirlere maaş bağladığı an Alevilik bitirilmiş demektir. Artık toplumun pirleri değil, devletin pirleri olunacaktır. Kürtleri Türkleştirme politikasının bir benzeri de Alevilere uygulanmak istenmektedir.
Kürt Halk Önderi 1993 yılından beri tek taraflı politik hamleler  yaparak Türk devletini çözüme zorluyor. Türk devleti bu makul ve çözümleyici yaklaşıma cevap vermiyor. Tek taraflı kalınca da bir gelişme yaşanmıyor, Kürtler mücadeleye devam etmek zorunda kalıyor. Kürt Halk Önderi’nin Newroz’da kamuoyuna sunduğu deklarasyonun başına da bu getirilmek isteniyor. Kürt Halk Önderi Türkiye halklarına duyduğu sorumluluğun gereği demokratik siyasete ve demokratik çözüme şans tanıyor. Ama Türk devleti ve AKP bunu anlamak istemiyor. Teslim olacaksınız, tasfiye olacaksınız diyor. Bir çocuğa bile gösterilmeyecek yaklaşım Kürt Halk Önderine, Kürt Özgürlük Hareketi’ne, dolayısıyla Kürt halkına gösteriliyor. Bu da Türk devletinin zihniyet ve amaçlarında bir değişiklik olmadığını ortaya koyuyor.
Kürt Halk Önderi Kürt halkının da Türkiye demokrasi güçlerinin de az mücadele vermediğini, bu mücadelenin Türkiye’yi demokratikleştirecek ve Kürt sorununun çözümünü sağlatacak birikimde olduğunu düşünüyor. Bu nedenle koşulların devlete ve hükümete adım attıracağına inandığı zamanlarda politik hamleler yaparak devletin ve hükümetin çözüm için adım atmasını sağlatmak istiyor. Bu zemini devlete ve hükümete sunuyor. Devleti ve hükümeti demokratik siyaseti devreye sokarak çözüme teşvik ediyor. Ancak en son hamlesinde de görüldüğü gibi bir türlü karşılık bulmuyor. Dünyanın başka bir yerinde olsa mutlaka karşılık bulacak hamlelerine cevap verilmiyor. Bunun nedeni Kürtleri yok etme politikasının bırakılmamasıdır. Bu hedeften vazgeçilmiş olsa, Kürt Halk Önderi’nin politik çıkışları mutlaka karşılık bulur ve bu sorun çözülürdü. On defa, hatta yüz defa çözülmesi gereken bu sorun çözülmüyorsa, temel nedeni devletin değişmeyen zihniyetidir. Zihniyet değişmediğinden sorun herhangi bir siyasi sorun haline gelmiyor ve siyasetle çözülmüyor.
Kürt Halk Önderi siyasetin tüm gereklerini yerine getiriyor. Bu konuda sürekli bir yaratıcılıkla hareket ediyor. Bir yöntem olmadı mı başka bir yöntem deniyor. Politikanın çözümleyici karakterini devreye sokuyor. Ama bu, Türk devletine adım attıramıyor. Çünkü tek istediği teslimiyet ve tasfiye! Bu da kabul edilemeyeceğine göre tıkanma yaşanıyor. Tıkanmayı yaratan Türk devletidir. Çünkü çözüm için adım atmamada ısrar ediyor. Çözüm için adım atmamasının politik ifadesi, ezme politikasında devamdır. Bunun Kürt’te bulduğu karşılık da tabii ki direnme oluyor.
Kürt Halk Önderi Newroz’daki hamlesini de devletle bir anlaşma yaptığı için gerçekleştirmedi. İç ve dış siyasal koşulların ve 2012 mücadelesinin (tabii ki öncesi kırk yıllık mücadelenin birikimi de var) eğer politik bir hamle yapılırsa, belki devlete adım attıracağını düşünerek bu hamleyi yapmıştır. Yani politikayı devreye sokmuştur. İlkesel olduğu kadar politikayı esnek ve zengin bir biçimde kullanan Önderliğin bir politik tarzı olarak bu süreç gündeme sokulmuştur. Çünkü bu politik hamlelerin yapılması gerekmektedir. Bugün sonuç  vermezse de bu politik hamlelerin gelecekteki çözüm hamleleri için de zemin olacağı ve güç vereceği düşünülmektedir. Eğer Kürt Özgürlük Hareketi’nin şimdiye kadarki politik hamleleri sözkonusu olmasaydı bugünkü politik hamleler ne ciddiye alınır ne de etkili olurdu. Politika yapanlar için bu gerçeğin de bilinmesi gerekmektedir. Politikanın zengin yöntemlerini devreye koyamayanlar, her şeyin ak-kara politikalarla çözüldüğünü sananlar tabii ki bu sürece anlam veremezler.
Kuşkusuz sonuçta politikayı sürekli devrede tutan Kürtler kazanacaktır. Kürt Halk Önderi’nin yaratıcı ve çözümleyici politikalarına cevap vermeyenler ise mutlaka kaybedecektir.
Erdoğan’a göre gerillanın tümü çekilmeli. Şu kadar çekildi gibi rakamlar vererek gerçekleri manipüle etmeye çalışıyor. Dokuz aydır çatışmasızlık var; sanki bu esas değilmiş gibi demagoji yapıyor. Kürt Özgürlük Hareketi çatışmasızlığı sağlamıştır; çekilme iradesini de ortaya koymuştur. Böylece Kürt Özgürlük Hareketi üzerine düşeni yapmıştır. Buna karşın hükümet hiçbir adım atmamıştır. Çatışmasızlık sağlamak ve çekilme iradesi ortaya koymak AKP’nin adım atmasını gerektirir. Yoksa tümü geri çekilsin ondan sonra adım atarım denemez. Kimse böyle bir söz vermemiş, vermesi de söz konusu olamaz. AKP çözüm iradesi ortaya kor ve ciddi adımlar atarsa bu da güdeme girebilir. Ama bunun karşılıksız olacağını sanmak Kürt tarafını aptal sanmak olur.
Erdoğan hiç kusura bakmasın, Kürt tarafı AKP’ye adım atmasını sağlatacak kadar üzerine düşeni yapmıştır! Çatışmasızlığı sağladığı gibi çekilme iradesini de göstermiştir. Fazlası teslimiyet ve tasfiyeyi dayatmak olur ki, bunu da hiç kimse AKP’ye bahşetmez. “AKP ne yapmış ki, siz bu adımları atıyorsunuz” derler. Bunu AKP’lilerin bile söylemesi gerekmez mi? Mantıklı olan herkesin böyle söylemesi gerekmez mi? Bu nedenle Erdoğan’ın şu kadar çekilmişler sözü bir demagojidir. Bunun tartışmasının yapılması bile abesle iştigaldir. “Aynalı körük olmazsa gitmem” diyen türküdeki gelinin söyleminin daha uçuğunu Erdoğan söylemiş olmaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketi yapacağını yapmış, tüm iyi niyetini ortaya koymuştur. Adım atılması için sunulması gereken ortamı sunmuştur, hem de hiç karşılık beklemeden. Ama bundan sonrasının tek taraflı olacağını düşünmek mümkün değildir. Artık tek taraflı yapılacak bir şey kalmamıştır. Tek taraflı yapılacaklar yapılmıştır. Artık bir süreçten söz edilecekse bu iki taraflı olmak durumundadır. İki taraflı olup olmayacağı da kısa sürede belli olacaktır. İki taraflı olmazsa günah Kürt tarafından gidecektir. Bundan sonraki gelişmelerin sorumlusu AKP Hükümeti olacaktır. AKP Hükümetinin söyleyeceği de, başkasını suçlayacağı da bir şey kalmayacaktır.
BDP heyeti İmralı’ya gitti. Orada yeni bir gelişme oldu mu, olacak mı bilemiyoruz. Eğer yeni bir gelişme olmamışsa, daha doğrusu AKP güven verici adımlar atacağını taahhüt etmemişse, Kürt Halk Önderi, ben elimden geleni yaptım, ne var ki AKP politik bir güç olamayacağını gösterdi, bu nedenle artık benim yapacağım bir şey kalmamıştır, diyecektir. AKP ciddi bir adım atacağını göstermezse bu Önderliğin başka türlü davranması sözkonusu olmaz. Kardeşi Mehmet Öcalan’a bu iş tek taraflı kalırsa yürümez demesi de bu anlama gelmektedir.
Türk devletinin Rojava’da çetelere açık destek vermesi de, bu sürecin böyle yürüyemeyeceğini kanıtlamaktadır. Ancak çözüm zihniyeti olmayanlar Rojava’daki Kürtlere bu kadar düşmanlık yaparlar. Türk devleti Rojava’daki savaşın açık tarafıdır, destekçisidir. Salih Muslim’in Türk devleti eskisi gibi çeteleri desteklemiyor demesi de yanlış bir tespittir. Daha doğrusu Türk devletini çeteleri desteklememesi konusunda teşvik etmek istemiştir. Ancak pratik Türk devletinin çeteleri desteklemekten vazgeçmeyeceğini göstermektedir.
AKP’nin bir çözüm politikası olsaydı bu Rojava’ya yansırdı. Rojava politikası AKP’nin aynasıdır. Bu aynada da pozitif bir şey görülmemektedir.