- Erdoğan ve koalisyon ortağı güçler, barışın geniş toplum kesimlerinin ihtiyacı olduğunun farkında. Israrla bunu istismar ediyor, barışı araçsallaştırmakta bir beis görmüyorlar. Barışa tuzak kuruyorlar.
- Toplumun barış ihtiyacı ve beklentisini sürekli diken üstünde tutarak, kendi iktidarlarını sürdürebilmenin önünü açacak bir seçime gitmeyi planlıyorlar. Süreci de esir almanın hesaplarını yapıyorlar.
HEVAL TAHA
Başından beri egemen güç tarafından öylesine ağır bir hayat dayatıldı ki hepimize, bir gün de oturup şöyle keyfe keder ferahfeza yazı yazmak nasip olmadı. Bugün de aynı. Yaklaşık iki yıldır Abdullah Öcalan’ın büyük bir özveri ve ciddiyet göstererek Türk devlet yetkilileri ile yürüttüğü diyaloğu takip ediyoruz. Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu konuda ne denli ciddi ve yaşamsal kararlar aldığına tanığız. Dolayısıyla sürecin hayra çıkması için adeta oya işler gibi özenle seçtiğimiz cümleleri bir araya getirerek bu sürece bir halel gelmesin diye diken üstünde kaleme alıyoruz yazıları.
Talep ne? Yüzyılı aşkın bir süredir devam eden Kürt inkarının ortadan kaldırılması. Bu kadim coğrafyayı neşet ettiği günden beri var eden halkların özgür, gönüllü, eşit ve ortak paylaşması. Kimsenin kimseyi bir daha inkar etmemesi, yok saymaması. Bu bağlamda taraflar arasında sürmekte olan diyaloğun müzakere sürecine dönüşmesi için de devlet tarafının atması gereken bazı adımları aynı ciddiyetle bekliyoruz. Devletin bu konuda verdiği sözleri ve taahhütleri yerine getirip getirmediğini de takip ediyoruz. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ilk başlarda “ezber bozan” nevînden yorumlanan, ancak son zamanlarda kıymeti kendinden menkul hale dönüşen açıklamaları bir yana, Türk tarafının tarifi kabil olmayan bir ciddiyetsizlik içinde olduğunu görüyoruz.
Duran Kalkan'ın anlattıkları
Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi Üyesi Duran Kalkan, geçtiğimiz günlerde Medya Haber Televizyonu’nda katıldığı bir programda yaşananlara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Aslında 27 Mart tarihli görüşmeden (Abdullah Öcalan ile yapılan görüşme kastediliyor) bize yansıyan, bir yol haritasının karşılıklı tarafların tartışması sonucunda ortak mutabakata varılarak çıkartıldığı biçimindeydi. Daha sonra Devlet Bahçeli, kendi başına yol haritaları yayınladı. Biz ona şaşırdık biraz. Aslında yol haritası, 27 Mart tarihli görüşmede devlet yetkilileri ile Önder Apo arasında yürütülen tartışma sonucunda mutabakata varılarak oluşturulmuştu fakat hiçbirisi işletilmedi. Buna göre; Nisan ortasına kadar çıkacak yasanın taslağı olacaktı. Önce İmralı’ya gidilecek, orada Önder Apo, oradaki arkadaşlar tartışacaklardı. Sonra görüşler, taslak bize gelecekti. Hareketimizin yönetimi bunu tartışacaktı. Sonuçta görüşlerini temsilcileriyle birlikte Önder Apo’ya aktaracaktı. Orada bir karara varılarak Nisan sonunda bazı temel yasalar çıkacaktı. Bu kadar net ve somut bir yol haritası, 27 Mart tarihli görüşmede oluşturuldu. Bize hazırlıklı olun, taslak geldiğinde geç kalmasın, görüşlerinizi belirtin, denildi. Yönetimimiz de ona göre hazırlıklı oldu, bekledik fakat hiçbir şey gelmedi. Nisan ortası geçti, Nisan sonu geçti, Mayıs ortası oldu."
Süreci esir almanın hesabı
Böylesine uzun bir alıntı yapmanın sebebi Kürt tarafının zamanın doğru kullanılması konusundaki ciddiyetine karşılık, Türk tarafının sorunu sürekli ertelemekte bir muradı olduğunu anlatmaktır. Görüldüğü üzere taraflar bir metin üzerinde son aşamaya gelmiş, devlet yetkilileri de varılacak kararın hayata geçirilmesi konusunda tarihle bağlanmış sözler vermiş. Bu kararları yasallaştırma konusunda yetki ve sorumluluk sahibi olan Tayyip Erdoğan, alınan kararları yaşama geçirme konusunda sürekli bir erteleme içerisinde. Dikkat edilirse bu sözlerin varlığı, ne AKP yöneticileri ne de AKP’nin kalemleri tarafından yalanlanmıyor. Amaç, bir yandan beklentiyi sürekli aktif tutmak, öte yandan sürece ilişkin yapısal değişiklikleri ertelemektir. Erdoğan ve koalisyon ortağı güçler, barışın geniş toplum kesimlerinin beklentisi, dahası ihtiyacı olduğunun farkında. Israrla bunu istismar ediyor, barışı araçsallaştırmakta bir beis görmüyorlar. Yani utanmıyorlar, barışa tuzak kuruyorlar. Toplumun barış ihtiyacı ve beklentisini sürekli diken üstünde tutarak, kendi iktidarlarını sürdürebilmenin önünü açacak bir seçime gitmeyi planlıyorlar. Kafalarındaki takvim netleştiğinde bu sefer de çıkıp “evet adımlar atılacak, ancak seçimlerin ardından” diyecekler. Bu yolla süreci de esir almanın hesaplarını yapıyorlar.
AKP-ordu koalisyonu
Özellikle devletin AKP-Türk ordusu koalisyon kanadının varlığı, önümüzdeki olası bir erken seçime bağlıdır. Daha önce de defaten yazıldığı üzere seçimlerin doğal süresinde yapılması durumunda Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olma şansı yoktur. Oysa Erdoğan’ın iktidardan düştüğü an, sanık sandalyesine oturtulması kuvvetle muhtemeldir. Zira kendisine yönelik ağır suçlamalar var. Yani Erdoğan için ya kazanabileceği bir seçim ya da sanık sandalyesi ufukta görünüyor.
Öte yandan koalisyonun Türk ordusu kanadında yer alan askeri bürokrasinin bir süre daha kabinenin Savunma Bakanlığı koltuğunu elinde tutmak arzusunda olduğu aşikar. Erdoğan’ın kendilerine bağımlı olduğunu bilen bu odak da şimdilik geleceğini Erdoğan’ın kazanacağı seçime ipotek etmiş durumda. Savunma sanayine yapılan yatırımlardan kimlerin ne kadar pay aldığı meçhuldür. İHA-SİHA ve benzeri mühimmat satışlarından kimlerin komisyon aldığı ise herkesin malumu. Kısa bir süre önce ihale yoluyla kazandığı “milli tank ata” projesi prototip aşamasını da geçtiği halde zorla elinden alınan Koç Ailesi’nin Erdoğan ve Bahçeli’nin elini öptükten sonra Romanya’da savunma sanayine yüklüce bir yatırım yapma izni aldığı düşünülecek olursa söz konusu para hakkında bir fikir oluşabilir.
CHP'nin bölünmesi operasyonu
Seçimlerin elbette bir de ana muhalefet tarafı var. Tabiri caizse 'mutlak butlan' yoluyla CHP’nin zaten pamuk ipliğine bağlı olan sinir sistemi tamamen tahrip edildi. Bu noktadan sonra CHP’nin mevcut milletvekili sayısı ile yoluna devam etmesi çok zor görünüyor. Aleyhlerine alınan mahkeme kararını yırtan Özgür Özel’in iktidara bağlı YSK ve diğer yargı kurumlarından adalet dilenmesi, kafalarının çok karışık olduğunu gösteriyor. Mevcut siyasetsizliğe bir de genel merkezi kaptıran Özel ve arkadaşları, anıtkabir ile TBMM arasına sıkışmış durumda. Tüm gücünü Meclis Grubu'nu bir arada tutmaya sarf eden Özel CHP’si, Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si karşısında daha fazla direnemeyerek, yeni bir parti kurmak zorunda kalacak gibi görünüyor. Erdoğan, bu müdahalesiyle halihazırda süreç konusunda net bir parti tavrı geliştiremeyen CHP’nin sürece bütünsel olarak katılımını da engellemiş oldu. Erdoğan’ın CHP’ye dönük olarak belediye soruşturmaları ve 'mutlak butlan'la amacına ulaştığı anlaşılıyor. Bölünmüş bir CHP’nin olası bir erken seçimde etkili bir rakip olamayacağını hesaplayan Erdoğan, sonunda “Mustafa Kemal’in askerleri"ni ikiye bölmeyi başardı.
Başa dönersek, ferahfeza yazı yazamama mevzuunda bugün barışa tuzak kuranları yazıyoruz. Oysa bugün rahat rahat İstanbul’da düzenlenen Kürt böreği festivalini yazmak vardı.