
21 Mart’taki Amed Newrozu’nda başkan Apo’nun mektubu okunduğunda iç ve dış kamuoyunda büyük bir ilgi uyandırmış ve sürecin engelleri aşarak yol almaya devam edeceğine dair umut yaratmıştı. 28 Şubat’taki on ilkeyi içeren açıklamanın HDP heyeti ve hükümet yetkilileriyle ortak açıklanması üzerine Newroz mektubunun gelmesi olumlu havanın yayılmasına yol açtı.
Toplumda ve basında iyimserlik yayılmış ve yaygın tartışılmaya başlanmışken, üstüne Erdoğan’ın ‘’Kürt sorunu yoktur’’, ‘’İzleme Heyeti, Dolmabahçe açıklaması yanlıştı’’ yönündeki açıklaması geldi. Erdoğan’a göre hükümet resmi olarak sorunun bir tarafı biçiminde kamuoynun karşısına çıkmamalıydı. İmralı’ya meşruluk kazandırılmamalıydı. İzleme heyeti İmralı’ya giderse bu bir tehlike olurdu.
Kürt tarafında hükümete karşı yaygın bir güvensizlik ve kaygı vardı. AKP süreci hep seçimler için kullanıyordu. Ateskeşlerle sakin bir ortamda seçimleri atlatma ve halkta ‘’ben sorunu çözerim’’ beklentisini yaratarak oy devşirme yollarına başvurdu. Ama çözüm yönünde de ciddi bir adım atmıyordu. Ne yüzde 10 seçim barajını düşürdüler, ne İmralı’ya bir gazeteci götürdüler ne de Önder Apo’nun avukatlarına görüşme izni verdiler.
Durum bu kadar açık iken Erdoğan kalkmış Kürt tarafının güven vermediğini, sözlerinde durmadığını söylüyor. Anlaşılan halkı hafızasız sanıyor. Belki kendi taraftarlarının ve yandaş medyasının desteğini alabilir ama akıl ve vicdan sahibi kimseleri artık kandıramaz. Erdoğan’ın verdiği sözler üzerine gelen barış gruplarını hapislere attırıp cezaları kimler yağdırdı? Gelen barış grupları verilen hangi sözleri ihlal etmişlerdi? Hükümet Kürt halkının kitlesel olarak harekete geçmesine ve barışı sahiplenmesine bozulmuş ve süreci kesintiye uğratmıştı. Barışa karşı değil tam tersine sahip çıkmalarından rahatsız olmuşlardı.
2013 Newroz açıklamasından sonra İmralı’da varılan mutabakat gereği gerilla güçleri sınırdışına çekilmeye başladı. Buna paralel hükümetin atması gereken adımlar vardı. Ancak hükümet hiçbir adım atmadı. Bunun üzerine gerilla güçlerinin geri çekilmesi durduruldu. Aradan iki yıl geçti ama hükümet ciddi bir adım atmadı. Hükümetin bu olumsuz siciline, Kürt halkının kaygılarına rağmen Önder Apo yine de hükümetin tutumunu netleştirmek, barışa yol aldırmak için on ilkeyi içeren barış ve demokratik çözüm projesini hükümete sundu.
Hükümet ortak açıklamaya katılınca, anlaşılan Erdoğan istediği gibi Kürtlerin oyalanma ve kullanılma noktasından çıktığını, işin ciddiye bindiğini gördü ve süreci saptırmaya başladı. Eğer Erdoğan ve hükümeti barış sürecinde ciddi ise neden izleme heyetinin kurulmasından rahatsız oluyor ki? Kürt tarafının sözünde durmadığını, güvenilmez olduğunu söylüyor. O zaman izleme heyeti bu iş için tam da bir karşılık olur. Kaldı ki, Kürt tarafı şeffaflıktan yana ve izleme heyetinin denetiminde çalışmaya hazır olduğunu ilan ediyor.
Erdoğan neden halkta iyimserlik yaratan ve olumlu seyreden sürece bu biçimde müdahale etti? Üstelik hükümetini de zora sokacak bir kabalıkla yaptı. Gündemi adeta sabote etti.
Biz, defalarca hükümetin demokratik bir çözüm projesine sahip olmadığını ve zihinsel açıdan Kürtleri bir halk olarak görmediklerini anlatmaya çalıştık. Böyle olunca Kürtleri kendilerini yönetme hakkina sahip ve liderlerine, örgütlerine muhatap olarak bakmayacaklarını vurguladık. Kürt halkını hakları ve kimliğiyle tanımazsan liderlerini nasıl taraf ve muhatap alacaksın? İşte sorunun tıkandığı asıl nokta burası. Önder Apo Kürt hareketi ve halkı tarafından irade olarak kabul ediliyor. Hükümet de bunu bildiği ve gördüğü içindir ki, İmralı‘ya gitti. Herhalde keyifleri ve hayırları için İmralı’yı muhatap almıyorlar. Buna rağmen kalkıp hükümetin yaklaşımı İmralı’yı meşru hale getirir, onu önleyelim, demek biz bu işi inanarak yapmıyoruz anlamına geliyor. Daha bir ay önce İmralı için on milyon imza toplandı. Newroz’da Kürdistan’ın dört parçasında milyonlarca insan ayağa kalktı ve İmralı’yı temsilcisi olarak gördüğünü haykırdı.
Reber Apo’yu meşru görmüyorsan o zaman hangi temelde onunla anlaşacaksın? Sadece birkaç devlet memurunun yapacağı görüşmeler ve hiçbir bağlayıcılığı olmayan tartışmalarla yüzyıllık Kürt sorununu nasıl çözeceksin? Görüldüğü gibi Erdoğan’ın Kürt sorununu çözme gibi stratejik bir planı yok. İmralı ise defalarca hükümeti uyardı, ‘’Bana araçsal olarak yaklaşmayın’’ dedi. Ama şu an ortada olan ve uygulanan Önder Apo’ya ve sürece araçsal bir yaklaşımın olduğudur.
Erdoğan ve AKP hükümeti 40 yıldır Ortadoğu’da politika yapan, her türlü saldırı ve zorluğa göğüs germiş ve yenilmemiş, muazzam bir birikim ve deneyime sahip PKK ve önderliğine böyle taktiksel, araçsal yaklaşırsa sorunu derinleştirmekten ve ağırlaştırmaktan başka birşey elde edemez. Savaşla oynanamayacağı gibi barışla da oynanmamalıdır.