Türkiye demokrasi tarihinin (toplasan 24 saat yoktur) en önemli adımı, dönemeci; iktidar ve teklik, doymak bilmez bir hırs, sizlere ömür ontolojik hezeyanlar, sanal açılışlar ile resmi vicdan zehirlenmesi yaşamış, çelişki bolluğundan üflesen yere çakılacak bir zihniyetin keyfi ile birden durdu. Çözüm süreci şuan nerededir? Hangi sokaktadır bilen yok. Aç mıdır tok mudur, nereleri dolaşır, kimlerle görüşmüş? Bilen yok. İnanın çözüm süreçleri de canlı yapılardır. Sen ona sırt çevirirsen oda sana çevirir.
Stefan Zweig, ruh halleri sürekli değişen insanların büyük sorumluluk altına girmemelerini öğütler. Gel de bunu günde ortalama üç kez kabuk, maske ve ruh hali değiştiren birine söyle! Anlattıklarına, iddialarına bakılırsa Gılgameş’in peşine düştüğü ölümsüzlük otunu bulmuş gibi. Pıncar da iyidir, arada yesin bence. Üstüne çaqilmast iyi gider...
Denir ki sarhoşken söylenen sözler, ayıkken düşünülmüştür. Erdoğan için ise durum bambaşka! Gökyüzünde iken söylediği sözleri mutlaka yeryüzüne düşünmüştür. Erdoğan’ın gerçekliği iki yerde ortaya çıkıyor. Kendini ele vermekten asla kurtaramıyor. Bu özel iki andan ilki “prompter”dir. O alet bozulsun her şey biter. Bir kere denk geldim, videosunu da daha sonra izledim. Alet bozulunca öyle kalakaldı. Resmen dondu! Bıraksan iki bin yıl daha öyle kalabilir. Çünkü ağzından tek bir kelime çıkarmıyor o zaman! (Ne güzel anlardır o anlar)
Geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren güzel insan Eduardo Galeano, Latin Amerika’da ot gibi biten diktatörlere dair sağlam bir tespit yapmıştı zamanında. Demişti ki diktatörleri itelemezsen düşmez. Benim daha parlak bir fikrim var. Prompteri iteleyelim ya da önünden alalım. İki dakikada biter, saltanat yerle bir olur. Denemesi bedava ha!...
İkinci durum ve tabi en önemlisi Erdoğan’ın uçağı! Tüm bilinçaltı bu özel uçağının kara kutusunda. Erdoğan’ın en akla ziyan açıklamalarının ortak özelliği, hemen hepsinin uçakta yapılmış olması. Bir yerden dönerken ya da giderken gazetecilere verdiği demeçleri izleyin. Uçağın tekerleri daha yere değmeden çoğu şeyi inkar ediyor. Hayır yani uçağa da yazık. Onun da canı var! Bu durumun bilimsel sebepleri üzerinde çok durdum. Hayati ve önemsiz araştırmalar yaptım! Bulduğum sonuçlar korkunçtu. Tüm mesele yerçekiminden kaynaklanıyor. Bu konuyu ünlü bilim dergisi Science daha önce işlemiş ve siyasetçiler çenelerini tutabilirlerse süper hatta çok iyi olacağını ifade etmişti. Uçak yükseldikçe yerçekiminin etkisi azalıyor. Bu azalma bünyeye etki ediyor. Serbest düşüş dediğimiz serbest beyin dalgalanmaları ortalıkta cirit atıyor. Aklı bir karış havada deyimi buradan geliyor. Diğer bir durum ise aynı anda azalan oksijendir. Oksijen beyne gitmeyince abuk sabuk açıklamalar yapılabiliyor. Hele ki inkar etmeler tavan yapıyor...
Özetle bu uçak biraz dinlenip, prompteri de önünden alınırsa süreç geri gelir, tekrar rayına girer. Bu güzel olan yol! Diğeri de baraj yıkılırsa sele kapılacak. O şimdilik son seçenek... Tabi unutmadan! Katil DAİŞ terörüne bomba yapımı için malzeme de göndermeye başlamış hazretleri! O Siirt’te çıkarılıp üzerinden propaganda yapılan Kur’an ha çarptı ha çarpacak.. Dur bakalım!