
AKP 13 yıldır bu anayasa ve parlamenter sistemle Türkiye'yi yönetti. İcraatlarının çok başarılı olduğunu da her palatformda dile getirdiler. İktidar partisi olarak parlamentoda çoğunluğu hep elinde tuttu. Yani herhangi bir koalisyon hükümeti ve onun sorunlarını da yaşamadı. Nasıl oldu da bu sistem artık yürümez, mutlaka başkanlık sistemine geçmemiz gerekir demeye başladılar? Bu konular önemli ve Türkiye'nin geleceğini belirleyecektir.
Türkiye devleti kaderini Erdoğan'ın hırslarına ve iktidar hesaplarına terk edecek kadar vitesi boşa alacak bir konumda mıdır? Böyle olduğunu düşünmek yüzeysel yaklaşım olur. Erdoğan ve emrindeki medya ve partisi başkanlığı övüp lanse etmeye çalışsa da sorun onlarla sınırlı değildir. Devletin önemli bir kesimi, özellikle ordunun etkili odakları buna evet demezse Erdoğan'ın başkanlık sistemini dayatma gibi bir gücü yoktur. Mevcut durumda Türkiye'yi bu çıkmaza sürüklemeye ve sonuç almaya çalışmaktadırlar. CHP'nin silik muhalefeti bunu durdurmaya yetmeyecektir. MHP de Türkiye'nin birlik bütünlüğü uğruna kendi kimliğinden vazgeçecek ve AKP'ye iltihak edecektir.
Ortadoğu kaynamaktadır. 3. Dünya Savaşı tarzında bir paylaşım ve hesaplaşma yaşanmaktadır. Dünyanın büyük güçleri ve bölgedeki tüm kesimler çatışma ve saflaşmaların içindedir. Türkiye konumunu öncelikle Kürt karşıtlığı temelinde belirledi. Böyle olunca Kürtlerin herhangi bir statüye kavuşmamaları için içeride ve dışarıda her türlü gerici politika ve ittifaklar içine girdi.
İçeride Ergenekoncuları tahliye ettiler. Orduya gidip özür dilediler. Paralelciler bizi kandırdı deyip hizaya geldiler. Doğu Perinçek gibi Ergenkon artıklarıyla aynı saflarda buluştular. 12 Eylülcüler ve Çiller, Abdullah Çatlı gibi katliamlardan aranan mafya artıklarına sığındılar. JİTEM ve itirafçılar gibi cinayet şebekeleriyle kol kola oldular. Aynı şey şimdi de karşımızda tekrarlanıyor. Sedat Peker gibi mayfa artıkları Erdoğan'ın yeni gözdesi olarak sahne alıyor. DAİŞ'le yaptıkları ittifaklar ve örgütlenmeler Suruç, Ankara katliamlarına kadar işi vardırdı. Rojava'da Kürtlere karşı kullandılar. Şimdi de Türkiye'de örgütlediklerini Kürtlere karşı kullanıyorlar.
Basını tümüyle susturdular. TRT dahil hepsi Erdoğan ve AKP'nin borazanı durumunda. Direnen ve halka olan biteni yansıtmaya çalışanlar da hedef durumundalar. Onlara da amansız biçimde yöneliyorlar. Savaşa karşı olduklarını açıklayan aydın ve akademisyenleri de tıpkı Kenan Evren gibi hainlikle suçlayip bastırmaya ve susturmaya çalışıyorlar.
Kürtlerin şehirleri hedefte. Ordu tankların namlularını şehirlere çevirdi. Bu ordu kırk yıldır Kürtler dışında kimseyle savaşmış değil. Tüm hava güçleri aralıksız Kürtleri bombalıyor. İstihbaratı seferber olmuş durumda. İnsanların evlerini basıp tutuklamaları sürek avı halini almış durumda. Açık bir işgal ve aşağılama kampanyası biçiminde yürütülüyor. Mezarlıkların hedef alındığını Erdoğan övgüyle üstlendi. Cenazeler sokaklarda çürüyor.
DAİŞ'i silahlandırdı, Kürtlere saldırttı. DAİŞ artık bir gelecek vaat etmiyor. Bu durumda da DAİŞ'i olduğu kadar ABD ve Avrupa'ya pahalıya satmaya çalıştı. Verin Kürtleri alın DAİŞ'i pazarlığına oturdu. Suriye'de DAİŞ'e karşı saldırıyı ve operasyonları olabildiği kadar engellemeye ve geciktirmeye çalıştı. Tüm gücünü Kürtleri izole etmeye harcıyor. Sınırlarını DAİŞ'e kapatmadı. Bunun yanında Suudilerle Sünni blokun içine girerek yine Kürtlere karşı en gerici ittifakları bölgede pekiştirmeyi sürdürüyor.
AKP'nin maskesi düştü. Kürtleri oyalama şansı kalmadı. Onun için süreci bitirip açık savaş pozisyonuna geçti. 24 Temmuz'da bir gecede 400 bomba attılar. Kürtlere bu kadar derin düşmanlık ve yıkıcı bir savaşı göze almak sadece Erdoğan'ın altından kalkacağı bir sorumluluk değildi. Bu ordunun da hazırlığı ve ortaklığıydı. Öyle olmasa tanklar şimdi şehirlere inmezdi. Kimileri ''Erdoğan orduya hakim oldu, vesayeti kırdı, emrinde savaşa sürüyor'' diyorlar. Erdoğan en faşist ve gerici söylemlere sarıldı. Milliyetçilk, ırkçılık, İslam soslu Türkçülük dillerinden düşmüyor. Tek millet, tek dil, tek devlet vb. söylemlerde yeni olan ne var? Yeni olan hiçbir şey yok. Erdoğan'ın otoriter yönetim anlayışı ve iktidar hırsıyla klasik militarist-ırkçı zihniyet buluştu. Aslolan tekçi zihniyettir. Bunun kurucusu Kemalist zihniyetti ve onun kollayıcısı, uygulayıcısı Türk ordusuydu. Erdoğan bu çizgiye şimdi daha açık biçimde rücu etti.
Türk ordusu ve tüm gerici çevreler Ortadoğu'da sınırlar yeniden çizilir ve bölge yeniden yapılandırılırken 1920'lerde olduğu gibi Lozan'ı kurtarmaya çalışıyorlar. 12 Eylül darbesiyle şimdiye kadar geldiler. Başkanlık sistemi adı altında yeni bir faşist restorasyonla bir yirmi-otuz yıl daha kurtarmaya çalışıyorlarlar. Tekçi otoriter bir yönetim yani başkanlık sistemi kurulursa bir daha 7 Haziran gibi uykularını kaçıran seçim sonuçları ortaya çıkmayacaktır. Sadece iki parti kalacak ve Kürtlerin demokratik iradesi bertaraf dilecektir. Askeri saldırılar ve katliamlarla da direnen güçleri ezilir veya geriletilirse tekçi Türk devleti dönemi kurtarmış olacaktır!
Görüldüğü gibi başkanlık sistemi Türkiye'nin daha demokratik ve çoğulcu olması gibi bir ihtiyaçtan kaynaklanmıyor. Demokratikleşme önünde parlamenter sistem bir engel oluşturmuyor. Sorun tamamen faşist bir yapılanma ve demokratik talepleri ve örgütlenmeleri bastırma eksenli gündeme geliyor. Şu anda uygulanan sistem tamamen faşizan bir sistemdir. Başkanlıkla bu daha da kurumlaştırılmak isteniyor. Tüm farklılıklara bu kadar azgınca saldırılmasının ve katliamların göze alınmasının esas nedeni budur.
Erdoğan herkesi teslim almaya çalışıyor. Ya bendensin ya da düşmansın, diyor. Saflar bu kadar keskinleştirilmiş. Esas sorun demokrasi ve devrimci güçlerin örgütlenme ve direnme yeteneklerine kalmış. Eğer direnişler bastırılırsa Türkiye faşizmin karanlıklarına gömülecektir. Ama direnişler daha yaygın ve yenilmez biçimde örgütlenirse faşizm yenilecek ve aydınlık bir gelecek kazanılacaktır.