Son dönemlerdeki İslamcı yasaklamaları ve Gezi Parkı protestolarına yönelik sert tavırları ile Erdoğan Batı basınının dikkatini epey bir çekmişti. Financial Times gazetesi geçtiğimiz Haziran ayında Erdoğan’ın sert çıkışlarının yabancı yatırımcıları korkuttuğunu yazmıştı. Zira Erdoğan’ın protestoculara ‘astığım astık kestiğim kestik’ konuşmaları faiz oranlarının yükselişine neden olmuş; bu konuşmaların Türkiye ekonomisinin büyümesini engellediği söylemleri de yaygınlaşmıştı.
Independent gazetesi ise Erdoğan’ın Gezi Parkı protestolarıyla patlak veren faşist serzenişlerini ‘iktidarda uzun süre kalanların tipik kibri’ şeklinde yorumlamıştı. Keza iktidarda uzun süre kalanlar tavsiyeleri dikkate almazlarmış, muhalifleri kötülermiş veya hafife alırlarmış. Independent, Erdoğan’ın iktidarlarının son demlerinde saçmalayan Margaret Thatcher ve Tony Blair’e benzetmişti. Aynı gazete Türk devletinin zayıflığının ve siyasi kutuplaşmasının derinleştiğini ayrıca kaydetmişti.
Benzer şekilde Erdoğan’ın yönetimini eleştiren İngiliz Gazetesi The Times, Erdoğan desteğinin düştüğüne dair defalarca haber yayınladı. Bir kaç gün önce de Erdoğan’a karşıt açık bir mektup yayınladı. Aralarında Susan Sarandon, David Lynch ve Sean Penn gibi sinemacıların olduğu bir grup ünlü, ‘Türkiye Başbakanına Açık Mektup’ başlıklı bir metinle, Gezi Parkı eylemlerinde uygulanan polis şiddetini bu metinle kınadı. Metinde, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Gezi Parkı eylemlerine karşılık olarak düzenlediği ‘Milli İradeye Saygı’ mitingleri, Almanya’da faşist Adolf Hitler döneminde düzenlenen mitinglere benzetildi. Peki Erdoğan kendisine yöneltilen komün eleştirilerine karşı ne yaptı? Şapkasını önüne koyup düşündü mü peki? Hayır! Hiç yapar mı öyle anlamlı ve güzel şeyler! Gazeteye metni yayınladığı için dava açacağını duyurdu. Gazetenin demokrasiyi savunmak yerine daha fazla satış için kendisini pazara çıkardığını ilan etti. Erdoğan alışmış ruhunu devlet erkine teslim etmiş Türk gazetelerine. Farklı bir bakışa ve sese katlanamıyor. Yabancı basını bile kendi yöntemleriyle susturabileceğini düşünüyor. Erdoğan’ın yabancı basın çıkışları kendini rezil etmekten öteye gidemiyor.
Batı basınının arada yükselen Erdoğan karşıtı sesleri bir yana Batı yönetimlerinin Erdoğan eleştirilerinin hakiki mevzu bahisleri, Türkiye halkalarının yasakçı ve diktatör bir zihniyetin elinden çektikleri değil elbette. Kürtler Erdoğan’ın elinden on yıldır çekiyor. Bundan bahseden var mı? Vicdan sahibi bir kaç gazeteci sadece. Batı’nın derdi kendileriyle uyum sağlayabilecek; İslamcı kimliğini bastırmış ve kolay ele avuca gelen bir Erdoğan. Erdoğan’ın alkol kullanımında getirdiği kısıtlamalarıyla İslamcı kimliğini dışavurumlarının Türkiye’nin diğer tipik Müslüman ülkelere benzeyeceği hezeyanları. Başka bir şey değil. Bir de Türkiye iç karışıklığının serbest piyasayı nasıl etkileyeceği sorunsalı var. İnsan haklarını, özgürlüğü düşünen hak getire.
İngiltere gündemini bu hafta ayrıca İngiltere Kraliyet ailesinin son bebeğinin ismin ne olacağı meselesi işgal etti. Bebeğe George Alexander Louis isminin konulduğu kamuoyuna duyurulmasıyla tüm İngiliz halkı rahatladı. Gündemleri fazlaca işgal etmese de göçmenlerin hayatını yakından ilgilendiren bir mesele ise günlerdir bazı araçlara özellikle göçmenlerin yoğun yaşadığı mahallelerde ‘Go Home or Face Arrest’ (Evine geri dön yoksa tutuklanırsın) posterlerin asılması tartışmasıydı. ‘İllegal göçmen’lerin ülkelerine geri dönmesini sözde teşvik etmek amaçlı asılan posterlerde kelepçe resmi bulunuyor, tehdit ediyor, adeta kanı donduruyor. Hükümetin göçmen politikalarını eleştiren gruplar tarafından bu poster sert bir dille eleştirildi.
Mülteci örgütleri, İçişleri bakanlığına toplu mektup gönderip rahatsızlıklarını dile getirdiler. İçişleri Bakanlığı illegal göçmenlere nefes açtırmamaya yeminli. Kendi toprağına izinsiz girip ona yaşam hakkı vermeyen kendine Müslüman İngiliz zihniyetine atalarının Afrika ve Hindistan’daki İngiliz sömürgeciliğini hatırlatmak gerekiyor. Ya da o kadar eskilere gitmeyelim. Kendine karşıt komplo teoriler üreterek yakın geçmişteki Irak ve Afganistan’a yaptığı işgallerden söz edelim. Kanla sulanan toprak mahsul vermez. Birinin bunu Başbakan Cameron’a anlatması gerekecek.
Erdoğan ve The Times
İngiltere Gündemi