İsviçre Gündemi


İsviçre'de Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın politikaları tartışılmaya devam ediyor. Sağcı İsviçre Halk Partisi (SVP) ile İsviçre Hıristiyan Halk Partisi’nin (CVP) Türkiye'nin AB ile bütün bağlarını koparmasından yana olduğu biliniyor. Her iki parti özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası uygulamalardan kaynaklı, bu görüşlerini parlamentoda da seslendirdiler. 

Türkiye'nin asla Avrupa değerlerine yakışmadığını sık sık dile getiriyorlar. Bu iki partinin Müslüman karşıtı politikaları nedeniyle yıllardır Türkiye'yi AB’ye istemedikleri biliniyor. Erdoğan Sünni-Türkçü politikalarıyla bu partilerin elini güçlendirmiş bulunuyor. 

İsviçre'deki Türk derneklerinin, Erdoğan yanlısı oluşumların Türkçü-Sünni çıkışları Türklerin İsviçre toplumundan ve entegrasyondan iyiden iyiye kopmaları şeklinde yorumlanıyor. Durum bununla da sınırlı değil, Erdoğan’ın şiddet çağrıları, Türk derneklerinin Kürt düşmanlığını körüklüyor ve İsviçre istihbaratı ile siyasi partileri İsviçre'nin güvenliğinin her an sarsılabileceğini seslendiriyorlar. Son olarak Halep çevresinde YPG'nin ortaya çıkardığı patlayıcı imalathanesinde Türk bayrağı ve ‘İsviçre Türk Federasyonu Türkmenlere Yardım Kampanyası’ yazılı afiş bulunması da bu ülkedeki Türk derneklerinin faaliyetlerinin boyutunu gösterdi.

Türkiye’de 15 Temmuz’dan sonrası geliştirilen ırkçılık, faşizan politikalar ve saldırganlık İsviçre ve Avrupa’da MHP ve AKP tabanına yayılmış durumda. Faşizmin yarattığı taban,  Avrupa’daki faşizan eğilimlerini de güçlendiriyor. SVP gibi partiler, Türk faşist ve İslami tabelalar kullanan derneklerinin AB karşıtı duruşlarından yararlanarak, haklı çıktıklarını düşünüyor. Sağ partiler bu durumu çoktan göçmen karşıtı politikalara dönüştürmüş durumda. Erdoğan’ın Avrupa’ya ‘haddini bildirme’ söylemleri, merkez partilerin elini zayıflatmış durumda. Zira Erdoğan'a pirim verildiği, elinin güçlendirildiği fikri hakim. Aşırı sağ partiler Avrupa’nın Erdoğan tarafından aşağılandığını gündem yaparak, Erdoğan'a ancak kendilerinin sert bir tutum gösterebileceğinin propagandasını geliştiriyor. Özetle önümüzdeki yıllarda aşırı sağın büyümesinde Erdoğan'ın küçümsenmeyecek bir katkısı olacak.  


Günde 5 emekçi ölüyor

Merkezi Cenevre’de bulunan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, Türkiye, El Salvador ve Cezayir’in ardından işçi ölümlerinde dünyada üçüncü sırada. Türkiye’de sadece son 9 ayda 1414 işci öldü. Türkiye'de işçi ölüm ortalaması günlük 5'i buluyor. Türkiye’nin, demokrasi, hukuk, özgürlükler ve Kürt düşmanlığı iyiden iyiye emek düşmanlığını da besliyor. İktidar daha fazla kar etmek pahasına binlerce işçinin ölümüne neden oluyor. Günde 5 işçinin öldüğü Türkiye'de ne basın ne de iktidar konuyu gündemine almıyor. 

Bu açıkça faşizmdir. Zira faşizmin uygulamaları işçi ölümlerinin baş nedenidir. OHAL ilanından sonra Kiralık işçi çalıştırma koşulları ile ilgili yönetmelik çıkarılarak işçiler daha kolay işten çıkarılır hale gelindi. Örgütlenme hakkı fiilen ortadan kaldırıldı, İstihdamın yarıya yakını kiralık çalışıyor. Özetle kiralık işçilik daha fazla ölüm, sakatlanma, meslek hastalığı ve ruhsal çöküntü olarak Türkiye işçi sınıfının üzerine kabus gibi çökmeye devam edecek.

Kürt düşmanlığıyla gözleri kör olanlar, işçi katliamlarına karşılık 3 maymunları oynamaya devam ediyor.