Günümüzde ittifak arayışları içinde olan Alevi toplumu, bir taraftan mağdur konumunda, diğer taraftan ise halen bir kararsızlık ve arayış içindedır. Türkiye devletinin uyguladığı inkar, imha ve asimilasyon politikaları altında olan Alevi toplumu, yıllardır kendilerine dayatılan Türk-İslam Sentezi’ne karşı var olma mücadelesi veriyor. Bunun yanında bir diğer tartışma noktası ise Alevi inancının kendisidir. Yazılı bir tarihi olmayan Alevi inancı, dünden günümüze, dilden dile nakledilen öğretisi ile farklı şekillerde tanımlanmaktadırlar. Kimileri tarafından İslam içinde… Kimileri tarafından İslam’ın çok öncesinden Zerdüşt inancından ortaya çıktığı söylenen Alevilik, bu konuda halen bir toplumsal arayış ile karşı karşıyadır. Çeşitli tartışmalarla Alevi toplumu içinde bir ayrışma da yaşanıyor. Bugünkü hükümet, Türk İslam Sentezi’nden vazgeçmediği gibi çok geniş bir kesim olan Alevileri ötekileştirerek dışlıyor.
Günümüzde Alevi toplumunun yaşadığı sorunlara ilişkin olarak Hubyar Sultan Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ile konuştuk.

AKP Hükümeti, Alevi toplumunu, ‘Alevi açılımı’ ve çeşitli çalıştaylar ile kendi saflarına bağlama çalıştı. O süreci ve günümüzdeki Alevi hareketinin tutumunu değerlendirebilir misiniz?

Hükümet önce Alevi açılımı adı altında bir takım hakları tanıyacağını ifade ederek bir adım attı. Bunun arkasında Alevi toplumunun kimi kesimlerinde bir beklenti oluştu. Akabinde herhangi bir sonuç alınamadı ve hatta şu anda hükümet açısından Alevi açılımı ya da Alevi çalıştayları bir bütünen çöpe atıldı diyebiliriz. Olaya burdan baktığınızda Alevi hareketi şu anda bu mücadelenin yolu ve yöntemi konusunda bir bocalama yaşıyor. Ne yapacağına çok net karar verebilmiş değildir. Siyasi arena bu Alevilere yönelik güvenilmez bir tavır sergiledi. Aleviler hiçbir şekilde oradan karşılık göremedi. Son günlerde hükümet ve Gülen Cemaati tarafından, alternatif Alevi kurumları oluşturuldu. Bu çok tehlikeli bir gidişattır. Bütün bunların karşısında Alevi hareketi, halen ciddi bir çelişki ve belirsizlik içersınde. Bu da olayı daha da vahim hale getiriyor. Günümüzde halen herkesin, yani kurumsal yapılanmaların, inancın kendi içerisinde buna yönelik arayışlar var.

Buna bir örnek verebilir misiniz?
Örneğin, bir yandan inançsal bazda Hacı Bektaş Dergahı’na yönelik başlatılan bir çalışma var. Bu Anadolu’da bütün Alevi ocaklarını, bütün dedeleri, anaları kapsayan bir çalışma. Diğer taraftan da Alevi örgütlenmesinde etkin mücadele yöntemlerine yönelik çalışmalar var. Bu konuda mücadele yönetminin nasıl olacağı henüz netleşmiş bir durum değil. Aleviler bu konuda açıkcası çok şaşkın.    

Bu arayış, kargaşa ve kararsızlık içersinde sizce CHP’nin Alevilere yönelik duruşu, tutumu ve tavrı nedir?

CHP’nin tavrına baktığınız zaman, aslında Cumhuriyet’in bugüne kadar getirmiş olduğu süreci destekleyen bir tavırdır. Aleviler açısından bu süreç doğru, olumlu bir süreç değildir. CHP, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığını savunuyor ve ‘olmalıdır’ diyor. İşte bildiğiniz gibi din derslerine yönelik bir itirazı yok, sadece ‘Alevilik de olsun içinde’ diyor. Oysaki Alevilerin istedikleri, talepleri ve beklentileri bu değildir. CHP’nin bulunduğu noktadan baktığınızda umut vaat eden bir durum yok.
 
Bu duruma karşı çıkanlar var mı?

Bu noktada BDP’nin sivil cuma namazları, sivil cuma eylemlerindeki söylemleri de buna denk düşüyor. Çünkü devletin camiler aracılığıyla Türk milliyetçiliğini yapmalarından rahatsızlar. İnançlar, dinler sivil yaşama terkedilmeli. Eğitimi de, organizasyonu da, kurumları da, kuruluşları da, sivil hayat belirlemeli.

BDP’yi Alevilerin neresinde görüyorsunuz?

BDP, Demokratik Özerklik temelinde, Kürt bölgelerinde uyguladığı o sivil cuma eylemelerine baktığınız zaman, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması ve devletin inançlar üzerindeki tahakkümüne son vermesi talepleri, aslında Alevilerin talepleri ile örtüşen taleplerdir. Çünkü Aleviler de bunu istiyor. Devlet denetim görevini yerine getirebilir.

Alevi toplumunun bir kısmının, CHP’ye ve Kemalist düşünceye yakınlığı vardır. Bunun nedeni sizce nedir? Bu geçmişten kalan bir yakınlık mıdır?
Alevilerin Atatürk sevgisi özellikle son 30 yılda abartılan bir durumdur. Atatürk’ün 13. İmam olarak gösterme saçmalığı vardır. Alevilerin Atatürk ve Cumhuriyet sevgisini anlayabilmek için Osmanlının 1826 ve devamındaki Alevi politikalarını, uygulamalarını iyi bilmek gerekir.
O dönem en kanlı Alevi-Bektaşi katliamlarının yapıldığı bir dönemdir. Sadece katliamlar değil, ilk asimilasyon politikalarının da uygulandığı dönemdir. Bu dönemin sonunda kurulan Cumhuriyet ve kurucusu Mustafa Kemal, Aleviler açısından bir kurtuluş olarak görülmüştür. Bu anlaşılabilir bir tepki ve anlaşılabilir bir sahiplenmedir. Hilafetin kaldırılması, kılık kıyafet değişikliği, saltanatın kaldırılması gibi birçok kanun da Alevilerce sahiplenen kanunlar olmuştur. Akabinde yaşanan Tekke ve Zaviyeler Kanunu Aleviler açısından hayal kırıklığına yol açsa da, yaşamsal bir rahatlığa kavuşulması bunu gölgelemiştir. Alevilerin CHP’ye olan ilgisi ‘Ortanın Solu’ söylemiyle Ecevit dönemine denk gelmektedir. Onun öncesinde böyle bir ilgi yoktur. Ecevit’in bu dönemi, ‘Özgürlükçü’ bir söylem dönemidir. Bu dönemde sadece Aleviler değil, özgürlük özlemini duyan birçok halk katmanı CHP’yi desteklemiştir. 12 Eylül sonrasında kurulan SODEP ve SHP de, sadece Alevilerce değil, yine Kürtler ve benzeri özgürlük sevdalılarınca desteklenmiştir. Aleviler açısından ‘Siyasi Kırılma’ dönemi, 2 Temmuz 1993 Madımak Katliamıdır. 1993 Sivas Madımak Katliamı’ndan sonra Alevilerin kendi isimleriyle dernek kurmaları ve örgütlenmelerinden rahatsız olmuşlar. Dahası bu örgütlenmenin Kürt hareketi ile birlikte hareket etmesinden korkmuşlardır. Bu nedenle Alevilerin gizlice desteklenmesi kararı alınmıştır. Bu destek, kontrollü ve devlete yandaş olacak şekildedir.
Devlete bağlı çeşitli Alevi kurumları oluşturulmuş, Alevi sermaye sahiplerinin burayı desteklenmesi istenmiştir. Tansu Çiller döneminde örtülü ödenekten bir Alevi kurumuna yüklüce bir ödeme yapıldığı, dönemin hükümet üyesi Bülent Arınç tarafından geçtiğimiz yıl itiraf edilmiştir. Bir taraftan da ‘Alevilerin öz Türk, öz Müslüman’ olduğu yönünde propagandalar yapılmıştır. ‘Alevi İslam’ tabiri ortaya atılarak, Aleviliğin kendine özgün bir inanç olduğunu söyleyenlere, ‘AB işbirlikçisi’ denilmiştir. Alevilerin öz Türk oldukları yönünde ve Kürt’ten Alevi olmayacağı yönünde kitap siparişleri verilmiştir. Aleviler ile Kürtlerin birbirlerinden uzaklaştırılması sağlanmış.
Ve Kürt Aleviler bile artık ne denli Türk olduklarını, çünkü Kürt’ten Alevi olunamayacağını savunmaya başlamışlardır. Bu inkar boyutu, devletin amaçlarına ulaşmak için oluşturduğu yeni Alevi politikalarının sonucudur. Bu politikalar sonucunda, Alevi toplumunun önemli bir kesimi ‘Kemalist’ bir tavır sergilemeye başlamış ve bunun siyasetini yürüten CHP’yi benimsemişlerdir.

Bir de Dêrsim Soykırımı’ndan sonra Alevilerin Atatürk sevgisinde bahsediliyor...

Dêrsim Katliamı ile ilgili olarak hep Atatürk’ün haberi olmadığı ve esas katliamı yapanın Celal Bayar olduğu politikası güdülmüş. ‘Atatürk’ün haberi olsaydı Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamına izin vermeyeceği’ gibi propaganda yapılmıştır. Bu ve benzeri yalanlara Alevi toplumun büyük bir kısmı ne yazık ki ikna edilmiştir.
 
Alevi toplumunun kendi içinde bir fikir ayrımı görülüyor. Kimileri Alevi inancını Hz. Ali ile, kimileri ise Hz. Ali’siz düşünüyor. Siz bu konuda ne diyeceksiniz?
Bu tartışmayı inançsal olmaktan çok siyasi bir tartışma olarak görüyorum. Çünkü Aleviliği, İslam’ın içi olarak görenlerle, İslam’ın dışı olarak görenler arasında inançsal bir farklılık yok. Asıl tartışma, Aleviliğin değil de İslam’ın ne olduğu ile ilgili olması gerekir. Fakat Aleviler bu konuda oyuna getirilip İslamı değil de Aleviliği tartışıyorlar, tartıştırılıyorlar. Alevilerin hiçbirisi Aleviliği Hz. Ali’siz görmemektedir. Mesele Hz. Ali’nin kim olduğu ile ilgilidir. Sünni-Şii İslam’ın tanımladığı bir Hz. Ali’den bahsediyorsak evet, o Hz. Ali’nin Alevilikle bir işi, ilgisi yoktur. Ama Alevilerin tanıdığı, tanımladığı Şahı Merdan Ali’den bahsediyorsak, o hiçbir Alevi tarafından tartışılmaz.
Aynı şekilde İslam’da böyledir. Sünnilerin tanımladığı, anlattığı ve yaşadığı İslam’ı ‘İslam’ olarak kabul edeceksek, bizim o İslam ile bir işimiz olmaz. Ama Alevilerin anladığı, algıladığı, tanımladığı ve yaşadığı İslam’dan bahsediyorsak evet biz İslamız.

Yani bireyler ve olgular üzerinde farklı görüşler, dini ve inaçsal kabulleri etkiliyor?

Evet, bu tartışmanın özü bu şekildeyken bazı kurumlar ve özellikle de AKP Hükümeti bu meseleyi tamamen siyaseten ele almaktadır. Bu tartışma üzerinden bir kesimi yanına çekmek, diğer kesimi ise ötekileştirmek isteyen hükümet, Aleviler ile ilgili konularda bu tartışmaya taraf olmaktadır. Örneğin Bakan Faruk Çelik, Alevi çalıştayları sürecinde yapılan toplantılarda ve bir takım eleştirilerde sürekli bu dili kullanmıştır. Cem Vakfı ve Alevi Vakıflar Federasyonu ise yaptığı toplantıların çağrılarında bile “Aleviliği İslam içinde görenler” tabirini kullanmıştır. Çözüm, Aleviliği değil; İslam’ın ne olup ne olmadığını tanımlamaktan geçmektedir.

Eş zamanlı olarak hükümet tarafından Avrupa’ya gönderilen ‘Gri Dedeler’ vardır. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine hükümet bu toplumsal ayrışmadan ne şekilde nemalanıyor?
Alevilik artık gizlenemez, saklanamaz bir hal aldı. Kendi örgütsel yapısıyla kendisini var eder hale geldi. Uluslararası bir arenada kendisini ifade eder bir konuma geldi. Hak arama davaları AİHM’e kadar uzandı. Dolayısıyla Alevilik, günyüzüne çıkıp tartışılan bir inançsal kimlik oldu. Bu kimlik üzerinden kendisine siyasi ikbal belirlemek isteyenler oluştu. Bunun sonucunda, Aleviliği kullanmak isteyen siyasetlerde oluşmaya başladı. Aleviliğin adını bile ağzına almayan T.C devleti, hükümetleri, çalıştaylar yapmaya başladı. Diyanet İşleri Başkanlığı da Aleviliğe müdahale edilmesi gerektiği yönünde bir politika değişikliğine gitti.

Asimilasyon için somut ne gibi uygulamlar devreye konuluyor?
İlk önce Alevilere ait bazı kitaplar bastırıldı. Sonra kendi bakış açılarına uygun dedeler tespit edilerek görevlendirilmeler yapıldı. Aleviliğin, red edilerek dönüştürülemeyeceğini gören Türk-İslamcı devlet yapısı ve de özellikle AKP zihniyeti, bundan dolayı yandaş Alevi kurumları oluşturmaya başladı. Ve mevcut kurumlardan kendilerine yandaş olabileceklerle çalışmaya başladı. Bu süreçte oluşturulan Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu ve buna bağlı dernekler, Alevi kamuoyunca deşifre edilmişlerdir. Şu an Aleviler üzerinde topyekün bir Sünnileştirme çalışması yürütülmektedir. Bu ‘Gri Dedeler’ de bu politikanın bir ürünüdür. Asıl amaç, Aleviliğin muhalif duruşunu yok edip, biat kültürüne sahip ve ibadet dışında başka bir şeyle ilgilenmeyen bir Alevi toplumu yaratmaktır.
AKP’nin Alevilere bakışı nettir. AKP Hükümetine göre Alevilik; İslam’ın bir alt yorumudur. Bir mezhep dahi değildir. İbadethanesi camidir, ibadeti namazdır. Cemevi ise sadece zikir hanedir. AKP Hükümeti, yükselen Alevi muhalefeti, kitlesel mitingler, açılan davalar ve benzeri nedelerle Alevileri görmeye başlamış. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir hükümet tarafından Alevi kurum temsilcilerini masaya davet etmiştir. Fakat çok geçmeden, AKP niyetini ortaya koymuş ve Alevilerin taleplerini değil, kendi kafasında oluşturduğu çözüm önerisini ve 1826’dan bu yana uygulanan Alevi köylerine cami yapma politikasını sahneye koymuştur. Bu zihniyet, Alevileri özgürleştirmek değil, dönüştürmek, sünnileştirmek istemektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hiçbir başbakanın yapmadığı kadar, Alevilere karşı kin ve nefret söylemi içerisindedir. Seçimler döneminde Alevilere karşı toplumu kışkırtacak tarzda konuşmalar yapmış. 2011 mitinglerinde hatta Aleviliği yuhalatmıştı. Yine son iki aydır, Alevilere yönelik tehditler artmış. Alevi evlerine yurdun dört bir tarafında (Adıyaman - Erzincan - İzmir - Didim), Maraş Katliamı öncesinde yaşandığı gibi, işaretlemeler yapılmaktadır.

Suriye meselesi Türkiye’de Alevi konumunu nasıl etkiliyor?

Suriye meselesi bahane edilerek özellikle birçok yerde yaşayan Alevilere karşı kin ve nefret söylemleri artmış, tehditler başlamıştır. Suriye’de Esat yönetimine karşı Türkiye’den İslami silahlı gruplar beslenmektedir. Suriye’ye Türkiye’den silahlı militanlar sokulmaktadır. Bu silahlı militanlar, Alevilere karşı kin ve nefret içerisinde açıklamalar yapmaktadır. Suriyeli muhalif grupların isimleri dünya kamuoyunda ‘Özgür Suriye Ordusu’ şeklinde adlandırılsa da onlar kendilerine tarihin en büyük Alevi düşmanı olan ‘Muavine ordusu’ olarak tanımlamaktadırlar. Suriyeli muhalif Maviye Ordusu’nun sloganı ‘Aleviler Tabuta Hıristiyanlar Beyrut’a’dır. Muaviye Ordusu’nun Türkiye’deki sözcüsünün ‘Suriye’yi Alevi mezarlığı haline getireceğiz’ söylemi medya ve hatta sanal ortamında dahi bulunmaktadır. Türkiye’de yaşayan Aleviler, bilinenin aksine hiçbir zaman statükodan yana olmamıştır. Suriye’deki statükoyu desteklememektedirler. Ancak Esat’ı devirmek isteyen ‘Muaviye Ordusu’ ve bu ordunun Alevi kindarlığı, Alevileri korkutmaktadır. Bütün bu iç ve dış gelişmeler, Türkiye’de yaşayan Aleviler açısından sıkıntılı günlerin habercisidir.
Aleviler, AKP iktidarından kendilerinin yararına bir şey çıkmasını asla beklememekte ve de umut etmemektedirler.  Yapılan uygulamalar, edilen sözler de bu durumu kanıtlamaktadır. Türkiye, Sünni İslam esaslarına göre yönetilen bir devlet olmuştur. Kürtaj konusunda olduğu gibi birçok konuda Diyanet tarafından fetvalar yayınlanmaktadır. Devlet kademelerinde ve yaşamda bunu görmek mümkündür. Bu yönetim tarzında Alevilere yer yoktur. Alevilerin AKP’den yana ne bir beklentisi ne de bir umudu vardır.


Ali Kenanoğlu kimdir?
Ali Kenanoğlu, 1971 yılında Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Hubyar Köyü’nde doğdu. Anadolu Üniversitesi-Eskişehir İktisat Bölümünü bitirdi. Kenanoğlu, 1997-2002 yılları arasında İstanbul Okmeydanı‘nda cemevinde genel sekreterlik, Ankara’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın ikinci başkanlığı, aynı vakfın İstanbul şubesi yönetim kurulu üyeliği ve genel sekreterliğini yaptı. Aynı zamanda 2002 yılında kurulan Hubyar Sultan Derneği’nin kuruluşundan günümüze kadar başkanlığını yapan Ali Kenanoğlu’nun yazar İsmail Onarlı ile birlikte ‘Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri’ isimli bir araştırma kitabı bulunuyor. Muhasebe ve finansman yöneticisi olan Ali Kenanoğlu evli ve iki çocuk babasıdır.


NİHAL BAYRAM




Alevi açılımında ne oldu?

Sivil Alevi Çalıştayı’nda Türkiye’deki Alevi meselesini masaya yatıran Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği, Cumartesi günü Taksim Hill Otel’inde gerçekleştirdikleri toplantıyla raporlarını basına sundu.
Verilen bilgilere göre, Çalıştay’da ‘Alevi açılım’, Alevi çalıştayları, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın durumu, zorunlu din dersleri ve cemevlerine yasal statü talepleri ele alındı. Toplantı da, Türkiye’nin demokratikleşmesinin, normalleşmesinin temel konularından birini oluşturan Alevi sorununun ‘açılım’ın gelinen noktayla sınırlı kalması, Alevilerin ‘eşit yurttaşlık’ istemlerini karşılamaktan uzak olduğu için, halen sorunun devam ettiği vurgulandı. Konuşmacılar, geçmişten bugüne ‘derin’ senaryo ve konseptlerin istismarına uğramış, siyasi partiler ve iktidarlar da meselenin anlam ve önemine uygun çözümleyici bir tavır içerisinde olmadıklarını belirtti. 2009’dan itibaren hükümetin düzenlemiş olduğu ve yaklaşık iki yıl içerisinde 7 kez yapılan Alevi Çalıştayları serisi, ‘2011’in Mart ayında açıklanan ‘Nihai Rapor’ ile sonuçlandırılmıştı. Çalıştayla birlikte gündemleşen ‘Alevi açılımı’ kamuoyunda çözüme yönelik ciddi bir umut ve beklenti oluşturmuştu.

Öneriler
Alevi Sorunu, evrensel hukuk, insan hakları ve din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan belge ve sözleşmelerde yer alan ilkeler çerçevesinde ele alınmalıdır.
Alevilerin, içinde yaşadıkları toplumla Sünni çoğunlukla ve devletle güven ilişkisini yeniden kuracak ve pekiştirecek bir perspektif ve yaklaşım geliştirmelidir.
Varlığı tarafsız devlet ilkesine aykırı olan Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır. Bu kurumun toplumda bir karşılığı varsa, bu durumda devlet teşkilatının dışında da var olabilir.
Bazı Alevi örgütlerinden gelen ‘dedelere maaş bağlanması’ önerisi, devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsız olması ilkesiyle çelişmesi ve Aleviliği de devlet güdümüne sokacak olması bakımından kabul edilemez. Çözüm, dedelerin memurlaştırılması değil, imamların da bu statüden çıkarılmasıdır.
Cem evlerine yasal statü tanınmalıdır. Nihai ve kalıcı çözüm, ‘Devrim Kanunları’ arasındaki Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun kaldırılmasıdır. Bu kanun, aynı zamanda ‘Dedelik’ ve ‘Babalık’ gibi Alevi inancının kurum ve unvanlarının yasa dışı hale getirmesi bakımından da insan haklarına ve bu kapsamda din ve vicdan özgürlüğüne aykırı bir nitelik taşımaktadır. Kısa vadede ise İmar Kanunu’nda yapılacak basit bir düzenleme ile cami ve kilise gibi tanımlamalar yerine ‘ibadethaneler’ kavramının koyulması önemli bir rahatlama sağlayacaktır.
Zorunlu din dersi kitaplarında Aleviliğin, Alevilerin katkısıyla yeniden azalması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, bu durum söz konusu dersten kaynaklanan insan hakları ihlallerini ortadan kaldırılmaktadır. Yapılması gereken, içeriği ne olursa olsun, zorunlu din dersinin kaldırılmasıdır.
Sivas Katliamının sembollerinden olan Madımak’ın kamulaştırılmış olması önemli olmakla birlikte yeterli değildir. Madımak, gelecek kuşakların yaşanan trajediden barış adına olumlu bir mesaj almalarını sağlayacak biçimde düzenlenmelidir.
Dernek Başkanı Cafer Solgun gazetemize dernek raporlarının önemi hakkında şu şekilde konuştu: “Alevi meselesi siyasi iktidarın gündeminden çıkmış durumda. Kamuoyunun tartıştığı, çözüm önerilerinin sunulduğu bir mesele konumunda ne yazık ki bulunmuyor. Önceki AKP Hükümeti döneminde ilk defa Alevi Açılımı adı altında bir süreç başlamıştır. 7 adet Alevi Çalıştayı yapıldı. Bu önemli bir şeydi. Tarihi bir şeydi. Devlet ilk defa Alevileri dinleme gereği duydu. Fakat sonrası getirilmedi. Kürt Açılımında Roman Açılımında olduğu gibi Alevi Açılımı bir noktaya ulaşmadı. Ben bunun hükümetin cesaretsizliğine bağlıyorum. Mevcut AKP Hükümeti, Alevi Açılımıyla birlikte kendi istikrarlı oy potansiyelinin hassasiyetlerini dikkate almak adına Türkiye’nin yeni Anayasa’sının tartışıldığı bir ortamda Alevi meselesini görmezden gelmeyi tercih ediyor.”

ÖZLEM GALİP / İSTANBUL