
Kürt sorunu yoksa Kürt halkına haklarını teslim edecek bir müzakereye de doğal olarak ihtiyaç duyulmaz. Geriye kala kala ‘terör belası’ kalıyor. Erdoğan şuanda yaptığı ve söyledikleriyle sadece bu beladan kurtulmak istiyor. Buna kara ve hava saldırıları, polis ve mahkemelerin marifetiyle yapamayınca İmralı’yı da bir enstrüman olarak kullamak istiyor. İmralı’ya gitmek zorunda kalsalar da efendi pozisyonundan çıkmaya yanaşmıyorlar. Egemenlik kültürleri gereği onlar emredecek, karşısındakiler de el ovuşturacak. İtiraz, eleştiri ve karşı hamleler yapmayacak. Yaparsa efendi olmanın gereği olarak süreç kapatılacak, İmralı‘ya gerekirse kimse götürülmeyecek ya da uslu gördüklerini götürecek.
“Madem barış diyorsun, madem İmralı ile görüşüyorsun, ardından da herkes dikkat etsin, ortamı germesin diyorsun. O halde Kandil’i niye ağır hava saldırılarıyla hedefliyorsun” dediği için Ahmet Türk’e cellalanıyor. Kalkıp dünyanın gözü önünde silahlar aradan çıkarılsın diye sözler sarfediyorsun. Güzel ve doğru sözler. Kürt tarafı uzun yıllardır Kürt ve Türk ilişkilerinde isyan ve bastırma artık tarihe karışsın. İki halk arasında silahlar çekilsin diyor. Bugün bu sözeleri sarfetme durumuna gelinmişse bu da bir gelişmedir. Ancak bu sözleri içi boş bir söyleme çevirmek sürece sadece zarar verilir ve süreç daha çok zora sokulur ve güvensizlik derinleştirilir.
‘Ben Kürt kardeşlerime değil, teröristlere bomba yağdırıyorum’, diye nutuklar çekip, uyarı ve eleştirilerini püskürtmek, ırkçı ve savaşçı bir dil kullanmak sorunun çözümüne katkı yapmaz. Terörist dediklerinizi otuz yıldır öldürüyorsunuz. Öldürme hal ediyorsa niye İmralı’ya gitme ihtiyacı duyuyorsunuz? Ayrıca o bombaladığınız ve öldürdüğünüz ‘teröristler’ Kürt kardeşlerinizin çocukları değil mi? Kürtlere sürekli cenazeler göndererek onlarla nasıl kardeş olacaksınız, bu sorunu nasıl müzakere ile çözeceksiniz? Onbinlerce Kürt o cenazelerin ardından yürüyor. Onları sahipleniyor. Burada Kürt halkının çocukları, geleceği ve tümü hedef alınmış olmuyor mu?
Dağları bombalayıp, operasyonlarla insanları öldürme ve hapishanelere doldurma yerine ortamı yumuşatıp bir çatışmasızlık durumu yaratmak hükümetin yapacağı ilk iştir. Bombalayarak, tehdit ederek, İmralı ile ister görüşürüm, ister birilerine izin veririm ile barış süreci gelişmez. Kürt tarafı ne kadar barış isterse istesin bu efendi pozlarına ve işlenen cinayetlere seyirci kalamaz. Erdoğan istediğiyle görüşüp danışabiliyor, basında ve medyalarda kamuoyuna hitap edebiliyor. Ama karşı tarafı temsil eten sayın Öcalan’ın kimseyle görüşmesine ve görüş alış verişinde bulunmasına izin vermiyor. Buna kim diyalog, barış görüşmeleri diyebilir?
Erdoğan ve Fethullahçılar, yandaş basınları tam bir psikolojik savaş yürütüyorlar. İmralı ile diyalog başladı diye tüm sorumluluğu getirip Kürtelerin boynuna yıkıyorlar. Sanki kendileri silahları ve operasyonları durdurmuş, Kürtlerin tüm hakları verilmiş, herşey halolmuş havası yaratıyorlar. Kürtler hiç bir şey yapmasın ve istemesinler. Sadece silahları bıraksınlar. Bırakmazlarsa olumsuz gidişatın ve savaşın sorumluları olacaklar algısı yaratıyorlar. Kürtler bunu yutmaz. Otuz yıllık direnişleri vardır. Bilinçlendiler ve deneyim kazandılar.
Barış sürecinin ilerlemesi için hem operasyon yaparım hem de görüşürüm tutumundan vazgeçmelidir. Kürtler saldırılardan korkmazlar. Çok saldırdınız. Çok öldürdünüz. Birkaç yüz kişiyi daha öldürebilirsiniz. Kürt halkı bunların yerini doldurur. Ancak barış ve birarada yaşamayı savunuyorsanız aradan kanı ve silahı çıkaracaksınız. Bu devlet bu kadar kutsallaştırmanıza ve Kürtleri kurban olarak görmenize son vermeniz şart. Demokratik bir anlayışta ve barış arayanlarda öldürme, korkutma, teslim alma anlayışı baskın olmaz.
Hergün Kürtlere ve temsilcilerine racon kesmekten vazgeçeceksiniz. Nazi artığı danışmanlarınızla Kürtleri tahrik etmeyeceksiniz. Sizler de dilinize ve söyleminize dikkat edeceksiniz. Kürtler direnerek, ölerek, zindanlarda ve sürgünlerde ayakta kalarak haklarını gündeme getirdiler. Kürtlerin size bir minnet borcu yoktur. Bu halk sizin köleniz, siz de onların efendisi değilsiniz. Tarihi bir cilvesi veya trajedisi diyelim. Ne yazık ki Kürt halkının lideri elinizde. Bir adaya kapatmışsınız. Kapı anahtarı elinizde. İstediğinizde dünyaya kapatabiliyorsunuz. Bu anahtarı kötülük ve savaş taktiği için değil, barış ve kardeşlik için kullanmanız uzun vadede Kürtlerin ve Türlerin çıkarınadır. Eğer bu topraklara ve halklara bağlı iseniz, fitne fesat işine değil barış ve adalet ipine sarılın.
Kürtlere zarar verebilirsiniz. Daha fazla insanın ölümünü sağlayabilirsiniz. Elinizde öldürücü büyük bir güç bulunduruyorsunuz. Kürtler bu konuda sizinle yarışamaz. Ama unutmayın, Kürt halkı artık eskisi gibi size boyun eğmeyecektir. Sakine Cansız ve arkadaşlarının kalleşçe katledilmesine Kürt halkı görkemli bir cevap verdi. Direnişte olduğu gibi barışta da önderliğinin arkasında olduğunu gösterdi. Ya tutarlı bir barış projesi ortaya koyarsınız ya da Kürtlerle savaşmaya devam edersiniz.