Bugün süressiz ve dönüşümsüz açlık grevlerinin 49’uncu günü. Kısa adı ölüm orucu. Yediyüzü aşkın esir ölüm orucunda. Onlar tutuklu ya da hükümlü değiller. Hepimiz de biliyoruz ki onların hepsi birer esir. Hem de AKP devletinin esirleri. Hepsi de Kürt. (Tabii dayanışmacı dostları da var.)
Kürt esirler AKP’nin toplama kamplarında ölüm orucunda.
Ve bugün 49’uncu gün.
Söylemesi ne kadar da kolay. Söylerken ve yazarken vicdanım artık sadece sızlamıyor, damla damla kanıyor. Yüzlerce Kürt açlıktan ölmek üzere hem de benim haklarım için, bizim haklarımız için. Benim ve bizim çocuklarımız ve torunlarımız anadilleri ile eğitim yapabilsinler diye.
Onlar en acı en zor olanı, açlıktan yavaş yavaş ölmeyi seçtiler.
Açlık grevleri ve ölüm oruçlarına karşı olmak için, birçok nedenimiz olabilir. Benim de, hem de bir hekim olarak birçok nedenim var. Artık o nedenleri sıralamak ve ne kadar inandırıcı olduğunu anlatmak bu saatten sonra ahmaklıktır ve insanın bencilce ve çok ilkel bir biçimde kendini aklamasından başka birşey de ifade etmez.
Asıl önemli olan, şimdi neler yapmalıyız.
Muhatabın durumu ortada. Onlar TC’yi sultanlığa çevirmekle meşguller. Sultan Erdoğan hükümdarlığını kurmak ve yerleştirmekle meşguller. Malumunuz kralların, sultanların ve padişahların her zaman soytarıları ve palyaçoları da olur.
Erdoğan’ın da soytarıları çok. Bunların bir kısmı Türk bir kısmıda Kürt. Neyse ki Kürt soytarılar şimdilik bu ölüm oruçları karşısında sessizliği seçtiler. Sessizlik “yetmez ama evet” gibi bir şeye benziyor. Bu sessizlik onları kurtarır mı bilmiyorum. Kürt halkının tükürüklerin de boğulmak kaderinden kurtulurlar mı zaman gösterecek.
Soytarı kelimesini bu soytarılardan birisinin yazısından aldım. Nasıl da bilinçaltını yazısına dökmüş. Ne kadar çok düşünseydim de onlar için bu kadar güzel ve uygun bir tanımlama bulamazdım. Mesela Yalçın soytarısı, ya da Şamil palyaçosu isimleri vermek gibi ...sizce de uygun değil mi? İşte bu soytarılardan baş soytarı olanı “tutuklu ve hükümlüleri korumak devletin namusudur” diyor.
Siz hiç “namuslu devlet” ya da “namussuz devlet” kavramı duydunuz mu? Bence sosyolog ve politikologlar bu tanımı duyarsa, bu baş soytarıya ödül verirler. Politikolojide devlete yeni bir sıfat buldu diye.
Ne güzel. Bundan sonra Erdoğan’ın başında olduğu devleti, namus kelimesinin olumlu ve olumsuz sıfatı ile birlikte anmak mümkün. Baş soytarı sayesinde...
Çünkü baş soytarı böyle tarıf ediyor.
Baş soytarı, bir de tarif etseydi, devlet ne zaman namuslu olur ne zaman namussuz olur diye daha iyi olacaktı. Ancak onun sadece bu kısa tarifine göre, ölüm orucunda biri ölürse, o zaman devletin namusu gitti…uçtu… Tabii ki baş soytarının da…
Bildiğiniz gibi kralın soytarıları ya da palyaçolarının, bir tek kaygısı vardır. Kralı memnun etmek, ya da güldürmek. Erdoğan’ın “bu namuslu devlet”te nerden çıktı diye öfkelenmiş olması gerekir. Baş soytarı bindiği dalı kesti... İşinin sonu görünüyor gibi ...
Neyse bize gelelim. Kürtler bu devletin ne kadar namuslu, ne kadar da namussuz olduğunu iyi bilirler. Tarife gerek de yoktur. Arif olan anlar. Ölüm oruçuların, biz dışardakilere mesajı açık. “Sizin dışarda özgürken(!) yapamadığınızı, biz bedenlerimizi vererek yapmaya çalışacağız” diyorlar…
Şimdi birlik olup, onları özgürleştirme günü gelmedi mi?...
Hep mücadelenin yükünü, 30 yıldır gerillanın üzerine atıp, yan gelip yatmadık mı... Bir oy verip, bütün sorumluluğu BDP’ye yüklemek…yetmedi mi..?
Ortadoğu’da silahsız olmak, olmamak demektir. Daha dün kurulan Suriye’de ki katil orduyu, bizim vergilerimiz ile silahlandıran, TC ve dünya… Kürtler varlık savaşı verirken, silahlanırsa “terörist” oluyorlar… Ortadoğu’da Kürdün silahlısına terörist diyene karşı... vicdanlarımız nerede... Bu iki yüzlüğe, bu riyakarlığa son deme zamanı gelmedi mi...
89 yıldır tatıl yapan vicdanlarımız… tatil yetme di mi…
Gün birlik olma günü… Bu ölüm oruçları (çünkü süressiz ve dönüşümsüz açlık grevi 49. gününde) birlik olmama bahanelerimizi, çöp sepetine attı…
Erdoğan’ın soytarıları...