Yerel seçimler birçok yönüyle tartışılıyor. Ben de konuya ilişkin meramımı anlatmak için bir Bektaşi fırkasıyla başlıyayım.
Bektaşi bir gün oğluyla çarşıdan eşeğiyle evine dönerken mahalle camisinin önünde komşusuyla karşılaşmış; hoşbeş sohbetten sonra komşusuna nereye gittiğini sormuş; komşu da “camiye namaz kılmaya geldiğini” söylemiş...
Bunun üzerine Bektaşi oğluna dönüp “komşumuz çok iyi bir adam; bize de çok iyi davranıyor, ayıp olmasın ben de gidip komşumuzla iki rekat namaz kılayım!” demiş. Camiye girip cemaatle namaza başlamış.
Bizim Bektaşi çok camiye giden, hangi zamanda kaç rekat namaz kılındığını bilen bir insan olmadığı için, namazın kısa sürede biteceğini düşünmüş; fakat namaz çok uzamış, Bektaşi bir solukta dışarı çıkmış; ceketini oğluna uzatmış; “oğlum sen al bu ceketi ve eşeği eve git; bu iş inada bindi!” demiş.
Bizler açısından parlamentoyu da içeren demokrasi mücadelesini sindirmek; bu alanın gerekliliğine inanmak, bu alanda örgütlenmek, kurumlarımızı yaratmak, nitelikli/halkla doğrudan ilişki kurabilen kadroları yetiştirmek çok zaman aldı.
Ama kim ne derse desin; bu alanda hem cüssesi hem de içeriğiyle göz dolduran bir yere geldik. Onca engellemeye; tehdite, tutuklamaya, kapatmaya rağmen temel dinamiği Kürt Özgürlük Hareketi olan yasal mücadele alanı her geçen gün gelişmeye devam etti.
Yasal alanı babalarının çiftliği gibi kullanan düzen partileri; bu alan üzerinden hem meşruiyet üretiyor, hem de toplumsal değerleri kendi yandaşlarına peş keş çekiyorlardı. Bu partiler eliyle belediyeler birer şantaj kurumuna dönüşmüştü.
Tapu mu alacaksın, işe mi ihtiyacın var, su mu bağlatacaksın, işsizsin işe mi ihtiyacın var? Bunların hepsi için önce orada hangi düzen partisi iktidarda ise o partiden bir ‘dayı’ bulacaksın; senin ve ailenin bir sonraki seçimlerde o partiye oy vereceğini özellikle garanti edeceksin. Bütün bunları yaptıktan sonra ancak belediyenin yolunu tutabilir, işlerini yaptırabilirsin!
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP’nin Kızılcahamam kampının hemen ardından HDP’yi kayyumla tehdit etti. Seçimlerde sözüm ona teröre bulaşmış kişiler seçilirlerse hiç beklemeden kayyum atayacaklarını ilan etti.
Kürtler hem Ortadoğu’da hem de Türkiye’de Erdoğan’ı kuşatıyorlar; bu kuşatma her geçen gün Erdoğan’ın oyun alanını daraltıyor. Eskiden sürekli kendisinde olan belediyeler onca baskıya rağmen HDP’ye geçti.
Sayısız seçim hilelerine rağmen yüzde on barajını geçen HDP parlamentoda da AKP’nin oyun alanını daraltıyor. Eskiden tek başına Anayasıyı değiştireceğini düşünen AKP iktidarı; şimdi MHP olmadan parlamentoda yasa çıkartamayacak hale geldi.
Erdoğan HDP üzerinden Kürtleri legal sahadan uzaklaştırarak kendisinin ve partisinin oyun alanını yeniden genişletmek istiyor. Bu yolla hem Erdoğan’ın oyun alanı genişleyecek hem de Devlet ve AKP “biz sadece Türkleri değil, Kürtleri de temsil ediyoruz!” diyecekler.
Bu halk neredeyse bir yüz yıldır dünyanın hiç bir yerinde görülmemiş baskılara maruz kalıyor; son kırk yıldır da aktif var olma mücadelesi veriyor. Bu halkı korkutarak teslim alamazlar. Ölümlerle cezaeviyle, sürgünle teslim alınmamış bu halk kayyumla teslim alınamaz. Kol kırılır yen içinde kalır. Varsa eksiğimiz, fazlamız biz kendi aramızda konuşuruz. Fakat “oy” artık Kürtlerin ve diğer muhaliflerin namusudur.
Ne olursa olsun insanlar bir daha asla ne Erdoğan ve partisini ne de diğer düzen partilerini seçerler. Tam tersine bütün Kürtler, Aleviler ve diğer muhalifler daha fazla seçimlere asılacaklar; “Sen kayyum ata; ama ben yine de oyumu asla sana vermeyeceğim” diyecekler ve oylarını tıpkı daha önceki seçimlerde olduğu gibi HDP’ye verecekler.
Tıpkı Bektaşi’nin dediği gibi bu iş inada bindi. Eskiden yüz belediyemiz vardı; bir sonraki yerel seçimlerde yüzden daha fazla belediye almalıyız. Kimse bizi bir daha yer altına itememeli! Biz buradayız, buralıyız; hiç bir yere gitmeyeceğiz ve daha fazla görünür olacağız.