Beklenti hayli yüksekti. İmralı Süreci’nin ikinci aşamasına geçildiğinin ilanı ile BDP heyetinin Adalet Bakanı ve Terörle Mücadeleden sorumlu Koordinatör ve Başbakan Yardımcısıyla görüşmelerinden basına yansıyan iyimserlik, beklenti çıtasını hayli yükseltmiş, olumlu bir havaya vesile olmuştu. Ve beklenen gün gelip çatmış, göz ve kulaklar, objektif ve kameralar Akillerin Erdoğan’la yapacağı toplantıya çevrilmişti. Ve toplantı gerçekleşti ve Akiller raporlarını Usta’ya sundular.
Sundular sunmasına da Akiller Akili her zaman ki gibi akla da, öneriye de, rapora da ihtiyacı olmadığını bir kez daha huzuruna çağırdığı insanların yüzüne kendine has edasıyla çarpmaktan sakınmadı. İkinci aşama için kendi sahasına sürülen topu taca da değil, stadyum dışına atarak “Reform paketi yok” deyip üç ayaklı masanın ayaklarından birini söküp bir kenara fırlattı. Beklenti ve iyimserlik havasını aldı. Akillerde hava kaldı mı bilmiyorum. Kızı ve Başdanışmanı Sümeyye’nin havası da, süksesi de yerindeydi.
Bununla da yetinmedi Akiller Akili ve sıraladı:
Bir) İstikrar için seçim barajı kalacak, yüzme becerisi gösterenler karşı kıyıya geçecek, göstermeyenlerse baraj sularına kapılıp gidecekler.
İki) Devlettir karakol da, kalekol da yapar, Dersim’in kutsal mekanlarına da, başka yere de.
Üç) Devlettir, Heron ve İnsansız Hava Araçları’yla heryeri denetler, Kandil sınır dışında olsa da.
Dört) Öcalan’a bir oda verdik, neyine yetmiyor ki.
Beş) Anadilde eğitim mi, geçiniz bunları, seçmeli ders verdik ya.
Altı) Devlet Korucuları bağrına basacak, onları her zamankinden daha fazla koruyacak.
Yedi) Kimseye verilmiş sözümüz yok. Dün ne demişsek, bugün de o düşüncedeyiz. Dün nerede duruyorduksa, bugün de o noktadayız. Ne dedik: Tek millet. Ne dedik: Tek devlet. Ne dedik: Tek bayrak, tek dil ve tek din. Bunları beğenmeyen, çeker gider.
Sekiz) Çekip gitmekten bahsetmişken, geri çekilmenin de öyle iddia edildiği gibi büyük oranda gerçekleşmediğini, sadece yüzde onbeş cıvarında olduğunu da belirteyim.
Haziran, Temmuz sıcağında soğuk, hatta buz gibi bir suyla duş iyi gelir, rahatlatır. AKP hanesinden Akillikle ödüllendirilenler şimdi bunun rahatlığı içindeler. Verilen görevi yapmış ve içlerine sindirmekte güçlük çektikleri kimi talep ve önerileri rapolarına alarak çekmek zorunda kaldıkları sıkıntı ve eziyetten kurtulmuş oldular. Diğerleriyse zatürreye yakalanma tehlikesiyle karşı karşıyalar.
Hava’dan, Temmuz sıcağından bahsettik. Sıcak ülkelerin birçoğunda, özellikle Akdeniz havzası ve Arap ülkelerinde yazın öğle vakti siesta arası verilir ve insanlar dinlenmeye çekilir. Türkiye’de ise devlet, zabita ve inzibatın, polis ve ordunun dışında yazın üç-dört aylık tatile çıkar. Ve gonglar 1 Ekim’de vurulduğunda devlet erkanı mecliste buluşur, bir düdükle herkes marş-marş görev başı yapar.
Öyle görünüyor ki Erdoğan ve ekibi Ekim ayına kadar siestaya çekilecek, ondan sonra da kapıya dayanan yerel seçimlere odaklanacak. Bu arada da kepçeyle topladıkları KCK’lilerden birkaçını çay kaşığı ile iade edecek, içerde kalanların ise dava tarihlerini gönüllerine göre erteleyecekler.
Türkiye seçim sathına girdikten sonra ise ikinci aşama için sözkonusu edilen yasal ve anayasal değişiklikler askıya alınacak, “yerel seçimler sonrasına kadar biraz sabırlı olun” denecektir.
Erdoğan aklındaki takvimi harfiyen yaşama geçiriyor. Çatışmalı geçecek ilkbahar ve yaz aylarını düşünerek İmralı kapısını kara kışın ortasında çalan Erdoğan, güvenceleri aldıktan, gerilla güçleri geri çekilmeye başladıktan sonra, işleri ağırdan almaya, sonbahara sarkıtarak 2013’ü sağlama almayı başardı.
Kürt hareketi Gültan Kışanak ve Aysel Tuğluk’un, Ahmet Türk, Altan Tan ve Sırrı Süreyya Önder’in İmralı’ya gidecek heyetlerde veto yemelerine sessiz kalmamalı, bunu sineye çekmemeliydi. Heyetlere ayar verilmesine müsamaha, İmralı’ya gideceklere vize beklemeyi Erdoğan’ın tersten okuyacağı belliydi.
Durum böyle olmasına karşın birinci aşamanın, birinci raundun galibi genel olarak Kürt hareketidir. Kamuoyuna ilan ettiği sözlerin arkasında durarak Kürt kamuoyunda da, Türk ve uluslararası kamuoyunda da güvenirliğini pekiştirdi. Türkiye ve uluslararası kamuoyu nezdinde oluşan ablukayı kırdı. Terörizm yaftasının ve uluslararası tecritin belli oranda parçalanmasına yol açtı. Ve Erdoğan’ın verdiği sözlere güven olmayacağının geniş kesimlerce anlaşılmasını sağladı.
Şayet ateşkes ve geri çekilme olmasaydı, Avrupa ve Batı geçmişteki gibi üç maymunları oynamaya devam edecek ve projektörlerini Türkiye’ye çevirmeyecekti. Gezi direnişine verilen uluslararası destek bile başlı başına büyük bir kazanımdır.
Şimdi sıra Erdoğan tarafından mıntıka temizliğine gönderilen kişilikli, namuslu ve dürüst Akillerdedir. Ortaya çıkıp “Erdoğan belki bizi kullandı, bizim üzerimizden zaman kazandı, ama biz de Türk ve Kürt halklarının hayrına olacak işler yaptık. ‘Paket, maket yok’ deyip üç ayaklı masanın bir ayağını gözlerimizin önünde deviren bizzat odur. Bugün beklentiler karşılanmıyorsa, barış yolundan şaşılıyorsa, bu işin sorumlusu hükümettir” diyebilirlerse, işte o zaman çok daha anlamlı bir iş yapmış sayılırlar.
msahin1@web.de