Almanya Gündemi
‘Extra 3’, Kuzey Almanya Radyo Televizyon Kuruluşu'nda (NDR) yani 1976 yılından bu yana yayınlanan bir politik hiciv programı. NDR’de haftalık olarak yayınlanan program, Alman Birinci kanalında da (Das Erste) ayda bir kez yayınlanıyor. Programda Almanya gündemindeki aktüel konular, siyasi figürler (Obama’dan Merkel’e, Jean-Cloud Junker’ya kadar birçok figür, atom enerjisinden mülteci sorununa kadar birçok konu) kara mizah metoduyla ti’ye alınıyor.
Kısadan konuya girelim: Programın yazımıza konu olma nedeni Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan. Muhalif basını ezme operasyonlarında hızını alamayan Erdoğan, bu kez de Alman kanallarına el uzatarak kendisi ile ilgili yapılan bir şarkının geri çekilmesini istiyor. Hem de bildiğimiz, tanıdığımız yöntemleri ile. Söz konusu programın 17 Mart tarihindeki yayınında Erdoğan ile ilgili şarkıda sarayda gösterişli ve varlıklı bir yaşam sürdüğü, Kürtlere gösterdiği sert tavır, kendisini eleştiren muhalif gazetecileri hapse attığı, basını dizayn ettiği, göstericilere karşı gaz kullandığı, DAİŞ’e karşı mücadele şekli, mülteciler ve para politikası, ayrıca kadına karşı politikaları da eleştiriliyor. Evet bu eleştirilerin hepsi yaklaşık 2 dakika süren bir şarkı aracılığı ile yapılıyor.
Durumu vahim hale getiren ise; Almanya Büyükelçisi Martin Erdmann’ın, söz konusu şarkı ile ilgili Türk Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak hesap vermesinin istenmesi. Zaten sicili (!) gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül’ün davasını izlemekten dolayı kabarık olan Erdmann’ın bakanlıkta uzun bir ifadesi alınıyor (Duruşmayı Erdmann’ın yanında İngiltere, Kanada, İsviçre, Almanya, İtalya, Hollanda, Avustralya, Finlandiya, Fransa ve Polonya başkonsolosları da izlemiş üstelik bir de selfie çektirmişlerdi). “Burası senin ülken değil, Türkiye" diyerek diplomatlara nerde durmaları gerektiğinin dersini veren Erdoğan, dışişlerine çektiği Erdmann’ın tabiri caizse kulaklarını çekti. Erdoğan’ın bu tavrının ardından yaşananlar ise daha vahim. Çünkü bir krize neden olabilecek bu davranışa karşı hükümet hiçbir açıklama yapmadı.
Almanya Dışişleri Bakanlığı yalnızca Erdmann’ın görüşmede Türk hükümetine basın özgürlüğünün korunması gerektiğini aktardığını belirten sırf prosedür icabı yapılan bir açıklama ile yetindi. Mülteci antlaşmasının imkanlarını sonuna kadar kullanan Erdoğan’ın davranışına göz yumarak bundan sonraki olası müdahalelere de kapı aralayan Alman Hükümeti’nin, ‘basın özgürlüğü’ vurgulu açıklaması ciddiyetten oldukça uzak. Türkiye ile mülteci antlaşması sürecinde görmezden gelinen insan hakları ihlallerinin ayaklarına dolanması, bu örnekte de görüldüğü gibi kapı eşiğinde.
Bir hatırlatma yapalım; Türkiye televizyonlarında eleştiri reflekslerini harekete geçiren programlar artık maalesef yapılmıyor. Dolayısıyla Türkiye televizyonlarını izleyerek büyüyen 20’li yaşların başındaki gençler artık televizyon programlarında (hatta tiyatrolarda bile) politik hiciv kavramına yabancı. Türkiye’de politik hiciv dendiğinde ilk akla gelen program 22 yıl boyunca politik olgu ve figürleri işleyen Levent Kırca ve ekibi tarafından hazırlanan ’Olacak o kadar’ programıydı. (Tabii Zeki-Metin ikilisini unutmamak lazım). Erdoğan döneminde bütün yergi alanlarının varlığına son verilince, artık politik hiciv programları da yapılamıyor. Nitekim Haberler isimli başka ülkelerdeki örneklerinden uyarlanmış program, ekibinin Gezi eylemlerine katılması nedeniyle yayından kaldırılmıştı.
Toplumsal dokuyu kendine göre şekillendirmeye çalışan, hoşuna gitmeyeni yakıp yıkan, ültimatomlar veren Erdoğan’ın başka bir ülkenin yayın özgürlüğüne müdahale etme hakkını kendinde görmesi Avrupa politikalarının ürünüdür. Öyle anlaşılıyor ki, bundan sonraki süreçte sadece Türkiye’de değil, Almanya’da da televizyonlar Erdoğan hakkında program yaparken oldukça dikkatli davranmak zorunda kalacaklar. Zira bu tolerans bolluğunun sağladığı şartlar altında herkesin başı yanabilir.