İsviçre Gündemi
İsviçre’nin Bern kentinde "Erdoğan Diktatörlüğüne Hayır" mitingi İsviçre basınında gündem oldu. Aslında eylemin çok büyük bir anlamı ve çok farklı yanları vardı. Örneğin Erdoğan diktatörlüğüne karşı düzenlenen mitinge katılan 5-6 bin kişilik kitlenin en az yarısı İsviçreli’ydi. İşin en dikkat çekici yanı İsviçreliler ile Kürdistanlı ve Türkiyelilerin yıllardır tanışıyormuş gibi samimiyetleri, içtenlikleriydi. Aynı cephede olma duygu ve sevincinin bu denli yansıtan İsviçre-Kürt-Türk karesi hatırlamıyorum ve tanık olmadım. Organizasyonun İsviçre’nin en önemli partileri dışında onlarca örgütten oluşması da Erdoğan karşıtı cephenin ne denli büyük olduğunu gösterdi. İsviçreli parti temsilcileri ile sivil kurum ve kuruluşların diktatörlüğe karşı ortak mücadele çağrıları, açık tavır alışları da kayda değer bir ayrıntıydı.
Türk basını ve Erdoğan bu ayrıntıları atlıyor. Erdoğan için asıl tehlike buradaydı. İsviçreli siyasi partiler, kamuoyu, basın, insani ve sivil bütün örgütler Erdoğan diktatörlüğüne karşı Kürt halkıyla, Türkiyeli sol ve demokrasi güçleriyle ortak mücadele kararı aldıklarını deklare ediyorlardı. Erdoğan için bu İsviçre’nin kaybedilmesiydi. İsviçre hükümetinin Türkiye’ye karşı baskı altına alınmasıydı. İşte bunun kamuoyunda tartışılmasını engellemek için Erdoğan’ın kafasına silah dayatılan pankartı öne çıkarıldı.
Oysa bu pankartın altında "Erdoğan’ı kendi silahıyla vurun yazıyordu“. Yani Erdoğan Kürtlere, aydınlara, azınlıklara, öğrencilere, halka hangi silahları kullanmışsa onunla cevap verin denmek isteniyordu. Türk basını bu ayrıntıyı da atladı, Erdoğan’ın silahlarından hiç bahsetmedi. Türkiye bu pankartı bahane ederek yürüyüşün etkisini, anlamını sarsmak istedi ama bu da işe yaramadı.
İsterseniz İsviçreli revolutionär’lerin pankarta dair açıklamasını buraya alalım ve yorumu size bırakalım: "Erdoğan’ı kendi silahıyla vurun” pankartının ve sloganının arkasındayız! Erdoğan’ın sonu da bütün diğer kanlı diktatörler gibi olacak!
Türkiye, Kürdistan ve Suriye’yi kana bulayan, binlerce insanın katliamından sorumlu olan, onbinlerce devrimci ve yurtseveri cezaevlerine kapatan, onbinlerce insanı işinden eden ve onları intihara sürükleyen, Kürdistan şehirlerini yerle bir eden, DAEŞ canilerini besleyen büyüten Erdoğan diktatörlüğü tarihin çöplüğüne gömülecek. Seçilmiş politikacıların her an hapse atıldığı, demokratik mücadelenin tüm olanaklarının ortadan kaldırıldığı, insanların güven içinde özgürce oy dahi kullanamadığı, Erdoğan diktatörlüğüne “Hayır” diyen herkesin terörist ilan edildiği bir süreçte, AKP ve Erdoğan diktatörlüğüne karşı mücadelenin her yolu meşrudur. Katillerin sonunu her zaman kendi silahları getirir ve Erdoğan’ın sonunu da kendi silahı getirecek. Nasıl ki bugün Hitler, Mussolini ve Pinochet için kimse ağlamıyorsa, Erdoğan için de kimse ağlamayacak!
Ne Ali İsmail’e atılan son tekmeyi, ne de Cizre bodrumlarından yükselen çığlıkları unutacağız! Katilsiniz ve tüm katiller gibi hesap vereceksiniz!