Erdoğan’ı TV’de gördüğümde birçok duygu ve düşünce hücum ediyor beynime, yüreğime. Anadolu topraklarının bunca verimliliğine karşıt bu verimsiz ve katleden karakter nasıl türedi? Birkaç gün önce Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın ile Erdoğan’la çalışmanın nasıl bir şey olduğuna dair bir röportaj yayınlandı. Onunla çalışmayı överek anlatıyordu. Ondan önce Yalçın Akdoğan Erdoğan’ı bir önder çerçevesine oturtmak için kitap yazdı. Erdoğan’ın liderlik ettiği bazı konular var tabii. Halkları birbirine düşman etme, DAİŞ’i savunup kollama, çocuk ve kadınları ayrım gözetmeden katletme, barış ufkunu, umudunu ve gayretini yakalamaya ve yaşamaya bunca yaklaşmış Türkiye’yi en amansız bir savaşa yeniden sürükleme… Toplumsal doğa ve doğa Erdoğan’ın önderlik ettiği suç kayıtlarıyla dolu. Ne Akdoğan’ın "inzivaya çekilerek" yazdığı kitap ne de Kalın’ın röportajında ifade ettiği bu suç kayıtlarını toplumsal hafızadan, doğanın hafızasından silebilir. Bunları son 14 yılını özellikle Türkiye’de ve Ortadoğu’da yaşayan tüm halklar biliyor. 

Rêber Apo "Ortadoğu’da gerçeklerin karanlıkta bırakılması önemli bir eğitim ve politika görevidir. Bu başarılmadan iktidar sanatı icra edilemez. Sihrin bozulması şeffaflıktan geçer" tespitini içinden geçtiğimiz süreçte kendimize eylem kılavuzu yapabiliriz. Her ne kadar Erdoğan’ın hiçbir sihri kalmamış olsa da hâlâ birçok yol ve yöntemle hakikati parçalayıp karanlıkta bırakabiliyor. Gerçekleri gören zihinleri korkuyla, özel savaş politikaları ve kontrgerilla yöntemleriyle karartmaya çabalıyor. Yaşamın ve toplumun tüm seslerinin toplu mezarı üzerinde yükselen tek erkek ses olup sessizliğe, sesin hayaletlerine hitap etmek istiyor. Yaşayan, düşünen, sorgulayan her özne onun için sinir bozucu. Etnik kökeni ne olursa olsun dini Erdoğan olacak insanlar yaratmak istiyor. Bu yüzden gerçeğe dokunanı, hakikati dillendireni yakıyor. 

Devrimci-demokrat, Türkiyeli pek çok güç imkân varken Türkiye’yi Erdoğan’dan kurtaramamış olmanın pişmanlığını yaşıyor. Ama zaman, pişmanlıkla harcanmayacak kadar değerli. Toplumsal doğa en ağır zulümler altında bile akacak yaşam yatakları yaratır, tamamen teslimiyeti asla kabul etmez. Erdoğan zulmünü hükümsüz kılacak olan bu hakikattir. Bu hakikatin yaşamsallaşması için eşzamanlı, iç içe etkinlikleri örgütleme zamanı. Sanat, tüm bu etkinliklerden ilham alacak ve tüm bu etkinliklere ilham verebilecek bir güç. 

Özgürlük, demokrasi, adalet ve barış mücadelesi yürüten tüm sistem karşıtı güçler, şimdi Erdoğan’ın suç kayıtlarını tüm dünyayla daha fazla paylaşmalıdır. Erdoğan yıkılışın ve çöküşün eşiğine geldi, bu doğru. Ancak bu bize rehavete kapılmayı değil, bu çöküşü hızlandırma sorumluluğu yüklüyor. Başta kadınlar ve gençler kendilerine karşı işlenen tüm suçları birçok yol ve yöntemle ifade etmeye daha fazla alanda yer verebilirler. Erdoğan Cizre’de, Sur’da, tüm öz savunma direniş alanlarında işlediği ve yargılanması gereken insanlık suçlarını İsimsizler, Savaşçı vb. dizilerle bir kahramanlık havasında pazarlıyor Türkiye’ye. AKP faşizmi bu dizilerle zulüm yaşattığı toplumu faşizm karşısında iyice alıklaştırmaya çalışıyor. Faşizme direnen tüm toplumsal kesimlerin görevi, alıklaştırma operasyonlarına karşı alternatif sanat üretmektir. Alternatif sanat halkların kardeşliğini, kimyası ile oynanan Anadolu  kmozaiğini anlatabilmeli. Ütopyalar temelinde Türkiye’yi yeniden kurmalı. Hayal edemediğimiz bir ülke ya da toplumsal yaşam uğruna savaşamayız da. 

İşte tam da bu yüzden diyorum, faşizm karşısında savaşan tüm toplumsal kesimler, sanatın ve edebiyatın rolünü kendi lehlerine daha etkileyici kullanabilmenin yol ve yöntemlerine odaklanmalı. Sadece konuşup yazarak Erdoğan zulmünü anlatamayız. Dünyanın her yerinde sanatla Erdoğan zulmünün teşhiri kampanyası başlatmalıyız. Sanatçıları DAİŞ’i destekleyen ve Kürtleri katleden diktatör olarak Erdoğan’ı deşifre eden üretimlerde bulunmaya çağırmalıyız. Erdoğan’ın bir halk lideri değil halklar katili olduğunu sanat anlatmalı. Yaşamın dili kadar zengindir sanatın dili. Ve insanın yüreği acıdan kaskatı kesildiğinde o acıyı akıtıp bizi sağaltan damar olur. Eğer bu damarla acıyı akıtmazsak, Akdoğan ya da Kalın’ın gözümüzün içine baka baka anlattıkları Erdoğan yalanının bir hakikate dönüşme ihtimaline teslim oluruz, katilimiz olduğunu bile bile…