
Evren tarafından temelleri atılan, düzen partilerinin tümü tarafından itina ile taş taş üstüne konularak örülen barajda büyük bir birikinti oldu ve su barajın setlerini de aşarak menzile akmaya başladı.
Barajdan taşan bu su, önüne çıkan molozları, kalas ve kütükleri sağa sola savurarak, yatağını aklayıp temizleyerek yoluna devam edecek.
HDP’nin baraj diye bir sorunu kalmadı. Türkiye ve Kürdistan’da, Avrupa ve Batı dünyasında kendine bir yer açtı. Düzen partilerinin onlarca yıllık saltanatı sallanmaya başladı.
Yarın, 8 Haziran günü ne AKP eski AKP olarak kalmaya devam edebilecek, ne de CHP solculuk ve sosyal demokratlık maskesiyle kitleleri aldatmayı sürdürebilecek.
HDP sadece dışlanmışların, ötekileştirilenlerin, horlanıp aşağılananların, fiili düzenden hoşnut olmayan kitlelerin önüne çekilen seti, bendi aşıp yoluna devam etmedi. Aynı zamanda düzen partilerinin sultasını da bir tsunami gibi sarstı; kitlelere çıkış yolu gösterdi, bir buzkıran işlevi görerek gemide mahsur kalmış yolculara da, mürettebata da umut oldu.
Selahattin Demirtaş boşuna demedi; “7 Haziran akşamı bir süpriz yaşanacak ve hiç hesaba katılmamış, AKP ve CHP gemisinde mahsur kalmış kitlelerin de desteği alınarak, bir ilke imza atılacak.”
Bu yüzde 12 olur, 15 olur. Şüphesiz ki nicelik de önemli ve bu oranı olabildiğince yukarı çakmeye çalışmak, 7 Haziran akşamına kadar militanca, fedakarca çalışmak, koşturmak gerekir. Şimdiden ortaya çıkan bu güçlü sahipleniş, yaratılan bu dalga bugüne kadar yaşanmamış farklılık, söylem ve eylem bir sinerji de meydana getirerek önümüzdeki yılların gidişatını belirleyecek, siyasete yol gösterecek, yön verecek.
Bugünden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Erdoğan’ın 2023 düşü de, 2053 ve 2071 hayalleri de 7 Haziran akşamı tuzla buz olacak. Erdoğan sarayında krizlere girecek, züccayiye dükkanına giren fil misali etrafını dağıtacak. Çoktandır, 2012 yılından bu yana, terör ihracıyla birlikte uluslararası planda yaşamış olduğu yalnızlık ve dışlanmışlığa bir de içerde şahit olacak.
Şair boşuna dememiş; “Bakma havanın durgunluğuna, derya dediğin uyur uyanır.” Evet, bu derya 90 yıldır çevresinde yaşananlara gözünü kapattı, bir yönüyle ortak oldu, bir kısmı semirdi, yiyip çaldı. Ve ilk defa kendisi gibi “baldırı çıplakların” bu düzene açıkça İstanbul, Ankara ve İzmir’de karşı çıktığını, başkaldırdığını gördü ve içten içe sevindi.
Kişi olarak, BDP’nin HDP’ye dönüştürülmesine de, ortak bir parti oluşturulmasına da, oluşturulan bu partiyle seçime girilmesine de fazlaca sıcak bakmadım, hep temkinli bir yaklaşım içinde oldum.
Şimdi ama iyi ki HDP var, iyi ki böylesine bir dalga yaratıldı, iyi ki yelkenler doldu diyorum. Bu temkinli yaklaşım, bu ortak örgütlenmeye soğuk duruşun son kırk yıla baktığımızda binbir gecekçesi, nedeni var. Bunda haksız da sayılmayız ama konu şimdi bu değil.Özetle; 8 Haziran’dan sonra kim iktidar olursa olsun, artık yeni bir dönem başlayacak ve iktidara gelenler hep HDP’nin, Kürdistan demiyorum, ama Türkiye gündemine soktuğu farklı ve yeni konuları es geçemeyecek, mutlaka hesaba katacak.
Başka bir deyişle 8 Haziran’dan sonra HDP kutup yıldızı rolüne devam edecek ve düzen partilerinin tümü, kim kalır kim gider bilmiyorum ama bir operasyon ve ameliyattan geçecek. Ve fazla sürmeyecek, Erdoğan sarayından dışarı çıkamayacak. Nasıl ki “komşularla sıfır sorun” politikası dost tek bir komşu bırakmadıysa, Erdoğan için de ne eski dostlar kalacak, ne de yenileri peydahlanacak.
7 Haziran seçimleriyle birlikte Erdoğan da güven oylamasından geçecek ve yüzde 52’lerden yüzde 40 civarına düşen bu zat-ı muhteremin cumhurbaşkanlığı da, fiili başkanlığı da sorgulanacak. Hırsızlık, yolsuzluk ve uğursuzluk dosyaları daha büyük bir cesaretle tartışılmaya başlanacak, en yakın dostları Bilallerin, damatların yeni dosyalarını piyasaya sürecek.
Bu nedenle de 7 Haziran akşamı derlenip dürülmesin bayraklar, daha söylenecek sözümüz, yapacak çokça işimiz olacak!