ABD’nin genelde Ortadoğu politikası, özelde Türkiye ve Kürtlerle olan ilişkilerini bölgedeki stratejik politikalarına göre değerlendirmek gerekir. Washington’un Ortadoğu’daki siyasal hedefleri İsrail’e destek vermeyi, petrol nakil akışını güvence altına almayı ve ekonomik büyüme için bölgede siyasi dengeyi sağlamaktır. ABD’nin bütün politikalarını bu üç temel ihtiyacına göre yorumlamak gerekir.

Kürtlerin özgürlük mücadelesini ABD’nin bölgedeki stratejik çıkarları açısından değerlendirdiğimizde, çelişen bir durum gözükmüyor. Her ne kadar Kürdistan’ın farklı devletler arasındaki parçalanmışlığı bölgedeki politik istikrarı kısa vadede olumsuz yönde etkilediği gözlemlense bile, uzun vadede bölgenin siyasal istikrarı Kürtlerin kendi temsilleri olmaksızın mümkün gözükmüyor.

Bölgede istikrarı tehdit eden İran ve Türkiye gibi devletlerin ABD’nin hedefine yerleşmesi kendi stratejik politikalarına zarar vermesinden kaynaklanıyor. Kürdistan’ın sömürge statüsünde kalması bölgedeki politik istikrarsızlığın devamını sağladığı gibi, bölgedeki petrol nakil hatlarının da güvenliğinin önündeki en önemli nedendir. ABD’nin IŞİD’e karşı mücadelede öğrendiği temel gerçek; Türk devleti kendi çıkarları için bölgeyi ateş topuna çevirecek dengesiz ve güvenilmez bir ortak olmasıdır.

Türkiye ABD ilişiklerini günlük siyasal gelişmelere göre değerlendirmek yanıltıcı olur. Bunun birçok farklı nedeni var. En önemli iki neden her iki devlet başkanının bireysel öngörü sorunlarıdır.

İlki Başkan Trump’ın azil süreci bölgedeki siyasal gelişmelerde günü birlik kararlar almasına neden oluyor. İkincisi ise Türkiye Cumhurbaşkanının Halk Bankası aracılığıyla ABD ambargosunu delinmesi ve terörü finansa etmesi konusunda ABD yargısında yargılanma sorunu. Her iki konuda ABD ve Türkiye devlet başkanlarının geleceklerini korumaları için hayati öneme sahip.

Trump ve Erdoğan arasındaki görüşmelerde nelerin konuşulduğu her defasında ABD senatosu tarafından çok merak konusu oluyor. Her nedense Trump ve Erdoğan görüşmelerinden sonra Trump ABD’nin ulusal ve stratejik çıkarlarına aykırı karar almaktan çekinmiyor. Bu durum ABD’li senatörleri çok düşündürüyor. ABD’nin Rojava’da askeri varlığına son vereceğini açıklaması, Türkiye’nin Rojava’ya işgal hareketi bu ikili görüşmeler sonunda olmuştu. Doğal olarak işgalin durması veya askıya alınması da bu ikili arasındaki gizli görüşmelere bağlı.

Basına sızdığı kadarıyla Rus istihbarat örgütleri R.T. Erdoğan a verdiği bilgiler, Başkan Trump’a şantaj yapmasına olanak sağlıyor. Trump’ın Rojova’dan ABD askerlerini çekmek istemesinin nedeni de Erdoğan’ın Putin’den aldığı istihbarat bilgilerini Trump’a karşı şantaj olarak kullanmasıdır. Her iki devlet başkanı da günü kurtarmaya çalışıyor. Sonuçta Erdoğan, Putin ile Trump arasındaki siyasal çekişmede bir pinpon topu gibi her iki taraftan da darbeler alıyor.

Son birkaç yılda Erdoğan’ın ABD’deki dosyası oldukça kabardı. Halk Bank davası, Erdoğan’ın şahsi mal varlığının ABD Temsilciler Meclisi’nden çıkan bir yasa ile araştırılması; IŞİD ve Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin bilinmesi kamuoyunda fazla yer bulamayan en önemli konular. Trump ve damadının, Erdoğan ve damadıyla birlikte yasa dışı ticari ilişkileri ve lobicilik faaliyetleri ABD yargısına taşınmış durumda. Hatta Trump’ın eski seçim kampanya müdürü yasa dışı lobicilik faaliyetlerinden dolayı tutuklandı ve itirafçı oldu. Bu durum Trump’ın olduğu kadar Erdoğan içinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu konuların dışında tarafların politikalarındaki uyumsuzluk veya karşı karşıya geldikleri önemli konular var. Türkiye, Rus füze savunma sistemi satın alması; ABD’nin Rojavalı Kürtlerle Türkiye’nin isteklerine karşı ittifakı; Ermeni soykırımı yasasının onaylanması, Türkiye’nin Rojava’da savaş suçlarının araştırılması kamuoyunun takip ettiği konular.

ABD istihbarat örgütlerinin Türkiye IŞİD arasındaki ilişkileri mercek altına alınması, Erdoğan Türkiye’sine duyulan güvensizliğin ölçüsünü de gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, Rojava’da sürdürülen Türk işgal harekatı nedeniyle Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulanmasını da öngören bir liste açıkladı. ABD Temsilciler Meclisi’ne sunulan tasarı, Ekim sonunda yapılan oylamada 16’ya karşı 403 oyla kabul edildi. Tasarı kapsamında operasyonla ilişkilendirilen Türk yetkililere ve savunma sektörüyle ilişkilendirilen bankalara yaptırım uygulanması öngörülüyor. Aynı yasa tasarısında, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasına yönelik yaptırım uygulanması maddesi de yer alıyor. ABD savunma Bakan yardımcısı, S-400 hava savunma sistemlerinden vazgeçmemesi durumunda Türkiye’nin 31 Temmuz 2019 itibariyle dünyanın en gelişmiş savaş uçağı olarak tanımlanan F-35 projesinden çıkarılacağını ilan etti. Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkileri ve NATO ittifakındaki konumunun sorgulanması da gündemde. Bütün bu sıraladıklarımız Türk ABD ilişkilerinin ne kadar stratejik ve ince iplikle bağlı olduğunu göstermeye yeter.

Bu konuların dışında ABD’nin Türkiye’de saklanan nükleer silahların güvenliği sorunu var. Birleşik Devletler, Türkiye’deki İncirlik Hava Üssünde tahminen 50 nükleer bombaya ev sahipliği yapıyor, Suriye sınırından yaklaşık 250 mil uzakta ve zaten zor olan ilişkileri daha da zorlaştırıyor. ABD nükleer silahları ilk kez 1961’de Soğuk Savaş’ın zirvesinde Türkiye’ye yerleştirildi. Ülkede artık nükleer silahlı füzeler tutulmuyor ve sadece ABD’nin bombaları uçuracak nükleer sertifikalı uçakları bulunuyor.

Erdoğan Beyaz Saray toplantısı için Washington’u ziyaret etmek için yola çıktığında, Başkan Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı, Türkiye’nin öncülüğünü yaptığı Rojava’yı işgal harekatının ardından Suriye’deki olası savaş suçları raporları hakkında “çok endişeli” olduğunu söyledi. Erdoğan’ın dün Beyaz Saraya yaptığı ziyaretin ajandası kalabalık gözükse bile, son derece dar kapsamlıdır.(*) Her iki devlet başkanının da kendilerine yöneltilen suçlamalardan arındırılması için bir yol haritası oluşturmak. Bu ziyaret devletler arası siyasal ilişkilerden daha çok her iki devlet başkanının bireysel çıkar ilişkilerinin masaya yatırıldığı bir hesaplaşma olacak. Trump, ABD başkanlığında yolun sonuna geldi. Onu ayakta tutan patronu, Rusya Devlet başkanı Putin’dir. Erdoğan’ı ayakta tutan ise Trump ve politikaları olduğu biliniyor. Trump’ın deyimiyle eğer Erdoğan bir aptallık daha yapıp NATO ve müttefikleri ile siyasal zıtlaşmayı sürdürürse bu ABD’ye yaptığı en son ziyaret olabilir.

* Bu yazı Tramp Erdoğan görüşmesi öncesi yazıldı.