Çıktığı günden bu yana itinayla yaptırdığı saraya bir türlü sığamayan Tayyip Erdoğan bugün (2 Mayıs 2017-Salı) AKP’ye yeniden üye olacak. Erdoğan böylelikle aslında referandum öncesi hedeflediği, “Parti Devleti”ni resmen ilan etmiş olacak. Uzun zamandır “Lider ideasından” kaynağını alan iktidar odakları “kutsal parti ve lideri” birleştirerek tüm kurumsal yapıların üzerinde bir yeni iktidar modeli inşa edecek. Çoğulcu demokrasinin varoluşsal denklemi kuvvetler ayrılığı lider-parti kültüne devrolunacak. Erdoğan “meşruiyetini” “halk oyundan-milli iradeden” almış bu “parti devletin” tek ve sorgulanamaz “reisidir” artık. 

Yüzde 49’a karşı 51 gibi çok yakın bir farkla onaylanan referandumun üstüne yatarken ki utanmaz pişkinliği de bundan. Referandumla hedeflenen halk oyu değil atı çalanın Üsküdar’a geçebilmesidir. Erdoğan da atı çaldığını 16 Nisan gecesi hiç utanmadan ve sıkılmadan ilan etmiştir. Çünkü “halk” artık bu hırsızlığın suç ortağıdır. Onun için seçimin hangi farkla alındığı önemli değil. Dolayısıyla yüzde 49’luk karşı oyun da bir kıymeti harbiyesi olmayacak. Onun açısından asıl olan sonucun öyle ya da böyle bir seçime-halk oyuna dayandırılabilme “realitesidir”. 

Geçen yüz yılda hortlayan “halk oyuna” dayalı totaliter iktidarların ortak özelliği bu. Bu iktidarlar en azından kendi öz güvenlerini ayakta tutmak için iktidarlarının “meşruiyetini” hileli olduğu ayan bayan olsa da seçimlere dayandırmak ister. Demokrasiyi araçsallaştıran bu iktidarlar açısından parti olağanüstü bir önem arz eder. Erdoğan’ın saraya çıktığı halde hileli bir referandumla yeniden AKP’ye üye olmasının asıl sebebi bu. AKP bu katılımın ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanı sıfatı ile genel başkan olmasının ardından devletin asli birçok kurumunun görevini de üstlenecektir. 

Erdoğan’ın Devlet Bahçeli’yi yedeğinde tutmasını da böyle okumak gerekir. Devletleşen partinin etrafında var olan diğer partileri yutarak tekliğini büyütme çabası. Uzun yıllardır çok partili sisteme dayalı modelin hassasiyetlerini bilen Erdoğan tekleştirirken “çoğalıyor” algısı yaratmak istiyor. Bir yandan da neredeyse tabanının tümünü yitirmiş Bahçeli üzerinden el koyduğu devlet aygıtının ulaşamadığı derin mahfillerine de “korkmayın Türk ırkçılığı bize emanet” mesajı veriyor. 

Partili cumhurbaşkanının yanına partili cumhurbaşkanı yardımcısı olarak Bahçeli’yi ikame eden Erdoğan, parti devletin kapsama alanını da tamamlamış olacak. Ancak mevcut durumda iktidarın ikame olması için bu kadarı yetmiyor.

Buraya kadar yolunun taşlarını döşeyen Erdoğan Fırat’ın ötesine geçemiyor. İşte bu yüzden 1994’ten beri elinde olan İstanbul’da uğradığı yenilginin acısını Kürdistan’da görece yükselen yüzde onluk oyla pansuman etmeye çabalıyor. Geçmiş tecrübeleri göz önüne aldığında Erdoğan’ın parti devletinin iktidar olamayacağı yegane alanın Kürdistan olduğu ortada. Erdoğan’ın Kuzey, Güney ve Rojava tüm Kürdistan parçalarında giriştiği azgın saldırısının nedeni de bu. Erdoğan Kürt Özgürlük Hareketi’ni ne teslim alabiliyor ne de yenebiliyor. Sadece askeri alanda değil siyasal alanda da başarı sağlayamayan Erdoğan’ın aşil topuğudur Kürdistan.