Bağımsızlık referandumu henüz bir ayını doldurmadan, 6 Ekim’de sömürgeci Irak ordusu seçkin savaş birlikleri ve Şii vurucu gücü Heşdi Şabi’yle saldırarak Kerkük’ü ve statüsü hukukileştirilmemiş yerleri Güney Kürdistan yönetiminden aldı.
YNK ve KDP, peşmergeye çekil emri vererek direnişi engelledi. Haneqin ve Musul Barajı’ndaki direnişte peşmerge bazı kayıplar da verdi ve emre direndi. Kerkük içinde ise HPG gerillaları halkla ve bazı peşmergelerle birlikte direniş başlattı. Fakat sömürgecilerin büyük güç üstünlüğü karşısında çekilmek zorunda kaldı. Şengal’de KDP’nin çekilmesine rağmen YBŞ birlikleri mevzilerini ve 20 Ağustos’ta ilan edilen özerkliği korudu.
Direnişten vazgeçen Güney’in iki yönetici grubu, böylece 2014’ten önceki sınırlara geri çekildiler.
Esasen YNK ve bazı KDP yetkilileri Dukan toplantısında direnememe kararı almışlardı. Kasım Süleymani ile MİT şefi Hakan Fidan, Irak yöneticileri ve daha çok YNK yöneticileri ile KDP yöneticileri arasında perde arkasında görüşmeler yapılarak direnişsizlik sağlandı.
Referandum öncesinden başlayarak Erdoğan ve Molla rejimi ve askeri şefleri arasında sömürgeci ortaklıkla pişirilen tehdit ve güç verme, sonuçta İbadi’yi askeri saldırıya cesaretlendirirken, Güney Kürdistan yöneticilerini ise teslimiyete itti.
Fakat bizim burada üzerinde duracağımız Barzani-KDP’nin Erdoğan faşizmiyle kader birliğinin Güney Kürdistan’a ne kaybettirdiği.
Barzani ve KDP, bağımsızlık referandumuyla kitle desteğini yeniden güçlendirerek, içte iktidarını, Bağdat nezdinde de elini kuvvetlendirmeyi, böylece Kerkük ve 2014’ten itibaren peşmergenin eline geçen ilçe ve alanların statüsünü Güney Kürdistan lehine netleştirmeyi düşündü.
Bu noktada kader birliği yaptığı Erdoğan’ın kendisini destekleyeceğini (ABD’nin ise İbadi’nin saldırısını engelleyeceğini) hesapladı.
Öncesi bir yana. Barzani-KDP Erdoğan’la birlikte Sunni devletler ittifakı içinde yeraldı. Bu ittifak yoluyla Musul’un IŞİD’e işgal ettirilmesi ve Şengal’i bırakmak karşılığında Maliki’yi iktidardan düşürmeye ortak oldu ve Kerkük ve etrafını almaya çalıştı. Fakat Erdoğan’ın adamları aracılığıyla yapılan anlaşmaya rağmen IŞİD Êzîdî soykırımına girişip Kerkük ve Maxmur’a saldırınca düştüğü çıkmazdan ancak HPG ve YPG’nin direnişinin açtığı yoldan yeniden çıkmaya başladı.
Erdoğan’la, Suriye gerici iç savaşında ve Rojava Devrimi’ne saldırısında en sıkı işbirliğini yapanlar arasında KDP-Barzani vardı. Rojava Devrimi’ne ve öncüsü PYD-YPG’ye karşı, Erdoğan’la birlikte hendek-duvarla kuşatma, ekonomik ambargoyla ve geçiş engeliyle saldırdı. Etkisindeki partilerin Rojava Devrimi’ne karşı Erdoğan ve ÖSO’yla birlikte hareket etmelerini sağladı. En son eğittiği Rojpeşmergelerini Şengal’de Kürt Özgürlük Hareketi ve YBŞ’yle çatışmaya sürdü, kan döktü. Musul’un IŞİD’den alınması sırasında Başika üssünü Erdoğan’ın sömürgeci ordusuna verdi ve Musul harekatına katmak istedi.
Erdoğan faşizmi Kürt halkına Çöktürme Planı’yla soykırım için harekete geçerken Kürtlerden seçim/kitle desteğini Barzani ve Bakur’daki taraftarları verdi.
Barzani ailesi Kürdistan kaynaklarını yağmalayarak biriktirdiği sermaye yatırımlarını Türkiye’de yapmakla kalmadı. Petrol taşımacılığı ve satışında Erdoğan’ın damadı Albayrak’la kurduğu ortak şirketlerle elde ettiği onlarca milyar doları Türk bankalarına yatırdı.
Nihayet bağımsızlık referandumuyla Barzani-KDP içte kitle desteğini güçlendirmeyi amaçlarken Erdoğan’a özenerek başkanlık rejimi kurmaya yöneldi. Ancak eleştiriler üzerine ve İran ve Türk sömürgecilerinin tehditleri karşısında destek ihtiyacı duyunca 2 yıldır kapatmış olduğu parlamentoyu toplamak zorunda kaldı.
Fakat Kürdistan’ın diğer parçalarının öncü gücü Kürt Özgürlük Hareketi’nin Ulusal Kongre önerisini reddetti. 2014-17 sürecindeki zaferleri bütün Kürdistan’ın değilse de Güney parçasının Bismark’ı olması için kullanmayı sürdürdü. KDP yöneticilerinin “PKK Şengal’i terketmezse güç kullanacağız” kötü ünlü tehdidi hatırlardadır. Aynı tehdidi Erdoğan ve tetikçileri “Şengal’i ikinci Kandil yaptırmayacağız” diyerek tekrarlıyorlardı.
Barzani, bu kader birliği sayesinde Erdoğan’ın referandumda kendisini destekleyeceğini umuyordu. Fakat umduğunun tersine “beraber yürüdüğü yolda” Erdoğan’ın hançerini yemesi referandum sonrasını beklemedi. “Sınır kapılarını kapatıyoruz”, “petrol borusunu kapatırız”, “bir gece ansızın geliriz”, “bedel ödeyeceksin” tehditleri doğrudan Erdoğan’ın ağzından çıkmaya başladı. Erdoğan, daha önce aşağıladığı İbadi’yle Şemdinli’de tatbikat yaptı. Habur’a İbadi’nin askerini getirtti.
Kerkük’ün düşmesiyle Kürtleri hüzün kaplamışken Erdoğan’ın arkadan hançerlemesi üzerinde durmak önemsiz değil.
Çünkü Kürt halkının özgücüne ve halkların demokratik güçlerine güven bilincine çok ihtiyacı var. Parça’nın çıkarına göre diğer parçaların sömürgecileriyle işbirliğine ve emperyalist devletlerin koruyuculuğuna güven Kürtlere yıkım getirdi ama KDP ile KYB burjuva nitelikleri gereği bu faydacı işbirliğini sürdürdüler ve trajediye yolaçtılar.
Şimdi daha elverişsiz koşullarda ama halkların özgüçlerine ve demokratik güçlere dayanacak mücadele etrafında toplanmak, Erdoğan ile İran Molla rejiminin hançerini kıracak yoldur ve Güney Kürdistan halkının tek güvenilir seçeneğidir. Bu yolun ilk durağı konferansları süren Ulusal Kongre’den geçiyor.