
Türkiye’de bir tartışma başını almış gidiyor: Beka Sorunu… Yani “kalıcılık, ölmezlik” mevzusu. Daha açık bir ifadeyle, “Türkiye dağıtılmak, parçalatılmak” hatta daha meşhur olan kavramlaştırmayla, “bölünmek isteniyor” sorunu.
Her zaman iktidar güçleri, bir şekilde Türkiye’nin büyük tehlikelerle yüz yüze olduğunu söyleyerek, iktidarları için halkı mobilize etmeye çalışmışlardır. Dünyada insanları yürütmenin, yönetmenin en çiğ yöntemidir; “dağılmak üzeriyiz, herkes bize düşman, parçalayacaklar, saldırı altındayız, süreç ölüm kalım sürecidir…”
Dikta rejimlerinin ortak bir noktası hep bu çiğ yöntem olmuştur. Zamanında Hafız Esad, Suriye halklarını “İsrail bizi işgal etmek istiyor” diyerek, ülkesini hep olağanüstü hal ile yönetmiştir. Benzer bir durumu Saddam’da uygulamıştır. Türkiye zaten ilk günden beri böyledir.
Ancak son zamanlarda bu beka meselesi, her zamankinden daha ileri düzeyde dillendirilmektedir. “Ya istiklal, ya ölüm”, “ya kurtuluş ya ölüm” sözleri ağızlardan düşmüyor. Ve bu ölüm kalım meselesinde şehitlik mertebesine kavuşma isteme sözleri de.
İlginç olan ise ya istiklal ya ölüm sloganıyla hedeflenmek istenendir. Bir yandan milliyetçi, hatta ırkçı duygulara hitap ederek, vatan bayrak etrafında Türkiye toplumu harekete geçirilirken, diğer yandan güya bu istiklal yani bağımsızlıklarını, birliklerini, bütünlüklerini bölenlere karşı tam bir düşmanlık yapılarak, her yerde linçler geliştirilmektedir.
Dahası; Türkiye’yi bölmek isteyenler var diye, Türkiye’nin her sınıfından, tabakasından insanlar bir araya getirilmektedir. Irkçıların, milliyetçilerin, mezhepçilerin faşist bir sürü oluşturmak için sanal bölünme ve parçalanma senaryoları yaratarak, hatta kendileri de bizatihi buna inanarak yapmaları anlaşılırdır. Öyle bir psikolojik savaş yürütülüyor ki, sözde kelli felli olanlar, tanınmış sayılan aydınlar, hatta demokratlar bile bu dalgaya kendilerini kaptırmışlardır. Ve öyle görülüyor ki, birçok farklı çevreyi -Erdoğan’ı sevmeyenleri de dahil- bu hususta ikna edilerek buna inanmışa benziyorlar. Gelişen bu faşizan dalgaya karşı çıkılmaması, hatta arka çıkmalar bu ikna etmeyle bağlantılı olduğu açıktır.
Türkiye’yi bölmek isteyenlerin başına en çok özgürlükçü Kürtler konulmaktadır. Bunun için özgürlükçü Kürtlerin tüm kurumlarına inanılmaz ölçüde bir saldırı, yasaklama, vurma ve katletme vardır.
Şunu açıkça belirtelim ki; özgürlükçü Kürtler, yani Apocu Kürtler, Türkiye bütünlüğü temelinde ancak Kürtlerin de kendilerini demokratik özerk bir yönetim temelinde ortak bir Türkiye’de yaşamak istediklerini onlarca kez açıkladıkları gibi, birçok deklarasyonla, yine kendi kongrelerinin sonuçları da kamuoyuna deklere etmişlerdir.
Dahası, demokratik ulus projeleriyle, yani halkların karşılıklı birbirini tanıyarak ortak demokratik yaşama değerleri temelinde tüm Ortadoğu’da parçalanmaların, bölünmelerin hatta birbirlerine karşı kullanmaların öne geçeceklerini de bir paradigma olarak tüm dünyaya ilan etmişken, Türkiye’nin bölünmesini, parçalanmasını özgürlükçü Kürtlere bağlayarak işlemek, belki de dünyanın en büyük psikolojik özel savaş oyunudur.
Başkan Apo çok açık bir şekilde: “Demokratik ulus kuramı ulus olmak için katı siyasi sınır anlayışı olmayan, aynı mekânlarda ve hatta kentlerde farklı ulusları çeşitli bütünlükler içinde daha üst ulusal topluluklar halinde inşa etmeyi mümkün kılan bir ulus anlayışını öngörür. Böylece birbirleriyle sınırlar yüzünden sürekli savaştırılan büyük ulusal topluluklarla daha küçük olan ulusal toplulukları, azınlıkları aynı ulusal bütünlük içinde eşit, özgür ve demokratik kılar. Sadece bu ilkenin uygulanması bile hegemonik sistemin ‘böl-yönet’ ve ‘tavşan kaç, tazı tut’ politikalarını boşa çıkarmaya yeterlidir” diye tanımlamaktadır.
Dikkat edersek, demokratik ulus düşüncesi ve zihniyetiyle kendilerini donatanların Türkiye’yi bölme, Türkiye kimliğiyle, bayrağıyla yani Türklerin ulusal değerleriyle bir sorunları olmadığı gibi, onların değerlerine kendi değerlerine saygı gösterdikleri gibi saygı göstermektedirler.
Apoculuk bir felsefedir, hem de toplumlara dayanan bir kardeşlik felsefesidir. Böyle olanların Türkiye’yi bölmekle ya da Türk halkına düşmanlıkla ne alakaları olabilir ki?
Ancak şu bir gerçektir; özgürlükçü Kürtlerin Erdoğan ve AKP ile bir sorunları vardır: Irkçı ve faşist uygulamalarıyla Kürtlerin soykırımına kendini kilitlemiş, tüm Kürtlük değerlerine bir İspanya boğası gibi saldıran, bir Erdoğan ile gerçekten de bir sorunları vardır. Bu birinci husus.
İkinci husus, ise dünyada birçok kişi, kurum, devlet, uluslararası sermaye, hatta çete güçlerinin de Erdoğan ile sorunları vardır. Çünkü Erdoğan Fethullah başta olmak üzere, AB, ABD derken kimi sermaye çevrelerine ve özelde de bugün Suriye’de binlerce insanın kanına girmiş olan çeteleri arkadan hançerlemiştir. Önce hepsi ile kirli işler çevirmiş, ortaklık yapmış, aynen köprüden geçerken ayıya dayı der meselesi gibi, köprüden geçtikten sonra ise hepsine tekmeyi vurmuştur. Şimdi ise o tekmeyi yiyenler Erdoğan’ı tekmelemeye yemin etmişler.
Bir üçüncü husus olarak ise, kardeş dediği komşularının neredeyse hepsine Erdoğan terör ihraç ederek bataklığa sürüklemiştir. Bir de onlar Erdoğan ile hesaplaşmaya ant içmişler.
Özcesi, Erdoğan ve AKP’nin dediği gibi Türkiye’nin bir beka sorunu yoktur, var olan sorun Erdoğan’ın Beka sorunudur. Tabi ki beka yani ölmezlik ve kalıcılık sorunu anlamında değil, tam tersine nerede ve nasıl götürüleceği sorunu…