24 Şubat’tan bu yana TL karşısında Dolar yüzde 30’un üzerinde değer kazandı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en hızlı yükselişlerden birini yaşayan Dolar son iki ayda TL karşısında kazandığı kadar hiçbir para birimi karşısında değer kazanmadı.
Türk ekonomisinde baş gösteren istikrarsızlık sonucu yabancı sermaye çıkışı hızlanırken, yabancı parasını Dolara yatıyor, yerli ise elindekini bozduruyor. İşsizlik, yoksulluk artıyor. Fiyatlar gelecek vaat etmiyor. Ortada ciddi bir belirsizlik, şiddetli bir krize doğru gidiş söz konusu.
Aslında Türkiye krize çoktan giriş yaptı bile. AKP iktidarı döneminde ekonomik büyüme düşük faizle içeri akan sıcak parayla finanse edildi. Türkiye ekonomisinin yüzde 90’ı iç tüketim ve inşaat sektörü üzerinde dönüyor. Yani tamamen borçla ve iç tüketimle büyüyen ekonomi artık iflas aşamasında.
Türkiye’ye son 10 yılda dışarından 400 milyar Dolar civarında kaynak girdi. Ancak bu para betona, yolsuzluğa, polise ve askere yatırıldı. 2015 bütçesine baktığımızda militarist bir bütçe olduğu görülüyor. Bir taraftan ‘çözüm süreci’ deyip diğer taraftan yüzde 89’luk bir militarist bütçe oluşturup ardından ısrarla ‘iç güvenlik yasaları’ çıkartmak, gelecekle ilgili niyetlerin hiç de iyi olmadığını göstermeye yetiyor.
2013 yılının ortalarından bu yana inişe geçen Türkiye ekonomisinin artık bir krize doğru evrildiğini görüyoruz. Son iki ayda yaşanan ise krizin yeni bir aşamaya geçiyor olmasıdır. Yeni aşamanın ayırt edici özelliği ise krizin hem yayılması hem de giderek derinleşmesi. Bu kez kriz ‘teğet’ geçmeyecek, Türkiye’yi kalbinden vuracak.
Seçimler öncesi iç talebi canlandırmak için Erdoğan’dan gelen hamleler de krizi tetikliyor. Ancak sorun Erdoğan’ın çıkışlarından daha derin temel ekonomik siyasi nedenler olduğuna işaret ediyor.
Zengin ve yoksul arasındaki uçurum, bölgeler arasındaki dengesizlikler giderek artıyor. Türkiye’de 2013 yılında 79,000 olan Dolar milyoneri 2019 yılında yüzde 39 oranında artarak 110,000 olması bekleniyor. Verilere göre yaklaşık 25-30 milyon yoksulun olduğu ve bu yoksulluğun giderek arttığını gösteriyor. En yoksul 20 ilin tamamı Kürdistan’da yer alırken, Doğu Karadeniz, İç Anadolu sürekli göç veren ve giderek yoksullaşan bölgeler. Yine şu an nüfusun yüzde 25’i işsiz durumda. Krizle birlikte bu oran daha da tırmanacak. Özellikle işsiz gençlerin sayısı dikkat çekici bir şekilde artıyor.
Krizi gizlemeye çalışan Erdoğan rejiminin bu kez krizi aşma, göğüsleme şansı çok az. Finans çevrelerine göre mevcut kriz halinin en az 2017’ye kadar süreceği tahmin ediliyor.
Kürt meselesinin çözümü ve demokratikleşmede adım atmayan, gittikçe otoriterleşen AKP artık dağılma sürecine girmiş bulunuyoruz. Bundan dolayı Erdoğan seçime kilitlenmiş durumda. Kendisine başkanlık yolunu açacak bir oy üstünlüğü bekliyor. Bunun yolu da hedeflediği seçmen kitlesinin özellikle ekonomiden yana şikayetlerini azaltmaktan geçiyor.
Hele Kürt meselesinin çözümü ve demokratikleşme gelişiminde gerekli adımlar atılmaz ise bu sürecin alt üst edici sonuçları olacaktır.
Seçimlere doğru giderken olası şiddetli bir kriz sonucunda yükselebilecek toplumsal muhalefeti ve Kürtleri bastırmak için ‘iç güvenlik yasası’ gibi adımlarla bir polis-asker devleti oluşturuluyor. Yoksulluk, genç işsiz sayısı, Erdoğan’ın başkanlık hayalleri, sosyal huzursuzlukları üst üste koyduğumuzda önümüzdeki dönemin toplumsal patlamalara gebe olduğunu gösteriyor. Şimdi neden ‘iç güvenlik yasaları’nda ısrar edildiği daha iyi anlaşılıyor.
Nitekim 30 Ekim 2014 tarihli MGK toplantısında AKP’nin barıştan çok savaşı masada tuttuğu açık bir biçimde dile getirildi. Yine dikkat ederseniz Erdoğan’ın seçim sonrası tüm hesapları HDP’nin barajı aşamaması üzerine kurulu. Erdoğan’ın "400 milletvekili isterken” ki hesabı da başkanlık sisteminin önünü açacak anayasa değişikliği planı da HDP’nin seçim barajının altında kalacağı üzerine kuruluyor. Erdoğan’ın son yirmi yılda siyasetini kamuoyu yoklamaları üzerinden inşa eden bir siyasetçi olduğu düşünülürse, HDP bileşenlerinin Erdoğan’ın bu hesapları yaparken hangi verilere dayandığını iyi hesaplamaları tarihi bir görev olarak karşılarında duruyor. Şu kesin ki Erdoğan’ın kendi geleceği açısından da seçimin kilit partisi olan HDP’nin oy hareketliliğini çok yakından takip etmek üzere Kürdistan’da ve batıda il il anketler yaptırdığı muhakkak.
Bu pencereden bakıldığında HDP’nin bu seçimdeki rolünün halklarımızın geleceği açısından ne denli yaşamsal olduğunun siyasal sorumluluğu unutulmamalı. Bu sorumluluk Erdoğan’ın hesapları arasında tuttuğu yeni savaş hesaplarının da önüne geçecektir.