Kobanê, Erdoğan’ın kabusu mu, sancısı mı, çıkmazı mı, Kürtlere nefretin dile gelmesi mi? Evet, Erdoğan neden Kürtler adına herhangi bir statü, başarı veya kazanımdan bu kadar rahatsız oluyor? Bunu sadece siyasi analizlerle dile getirmek mümkün mü? Analizlerle bir açıklamasını, mantığını bulmak mümkün ancak karşıtlığın bu kadar derin olması sadece olgularla açıklanamıyor. Erdoğan’da derine işlemiş bir Kürt karşıtlığı ve hazımsızlığı olduğu görülüyor.

Hatırlanırsa Suriye muhalifleri Türkiye’de toplantılara çağrıldı. Elden geldiğince PYD’nin, Kürt örgütlerinin dışında kalmasına özen gösterdiler. Arap muhaliflerinin demokratik bir Suriye projesi geliştirmelerine de yüz vermediler. Asıl derdi; Kürtler sürecin dışında kalsın, herhangi bir hak ve statüye sahip olmasın, muhalif hareketin veya rejimin ardına takılsın, kimliksiz, talepsiz arada kaybolsundu. 

Erdoğan, Türkiye’nin sınırlarını IŞİD dahil muhalif gruplara açtı. Eski içişleri bakanlarının dediğine göre, iki bin TIR dolusu malzeme Suriye’ye aktarıldı. Gönderilen silah ve cephane miktarı tam olarak bilinemiyor ama büyük ölçeklerde olduğu herkesçe kabul güren bir durum. Yine sınırları yol geçen hanına çevirerek IŞİD gibi örgütlerin binlerce militanı serbestçe Suriye’ye aktarıldı. Türkiye’de üslenme, aktarım, tedavi olanakları yaratıldı.

Kürtler ise ilk defa bir fırsat yakalamış, oldukça demokratik bir çerçevede kendilerini yöneteceklerini açıklamış ve örgütlenmeye başlamışlardı. Etkili oldukları topraklarında adına kanton dedikleri bir çeşit özerklik ilan etmişlerdi. Hem kendilerini koruyor hem de yönetimlerini oluşturuyorlardı. Suriye’nin en güvenli, her din, azınlık ve düşüncede olanların bir arada yaşadığı bir bölgesi olmuştu. Türkiye bunu dostlukla, olgunlukla karşılama yerine asla tahammül göstermedi. Güneyimizde ‘’Yeni bir Kuzey Irak istemeyiz’’ dediler. Kantonları reddettiler ve kırmızı çizgileri olduğunu ilan ettiler.

Kürtler istikrarı sağladıkça ve ayakta kaldıkça Erdoğan arayışlarını sürdürdü. Sonunda IŞİD’i Kürtlerin üzerine saldı. IŞİD’in esas olarak Türkiye tarafından Kobanê’ye yönlendirildiği bugün daha iyi anlaşılıyor. IŞİD bu kadar alan, güç ve silah ele geçirmişken gelip Kobanê’ye saplandı. Normalde Kobanê o kadar stratejik bir bölge de değildi. Musul’u aldıktan sonra o moral ve saldırıyla gittiği yeri ele geçiriyordu. Kimse önünde duramaz hale gelmişti. Kobanê’de göze aldığı insan kaybını, cephane ve saldırı gücünü Şam’a, Bağdat’a karşı kullansaydı, kesinlikle ele geçirirdi.

IŞİD’in kendisi için bu kadar tüketici olan bir savaşta bu kadar ısrarlı olmasında Türkiye’nin yönlendirmesi ve desteği olduğu açıktır. Ve Erdoğan PYD’nin bu kadar sert ceviz olabileceğini anlaşılan kestiremedi. Devlet gücünü, maddi imkanları hep önde tuttukları için insan iradesinin gücünü tam hesaplayamadılar. Erdoğan bir taşla birden fazla kuş vuracaktı. Kobanê düşecek, kantonlar tasfiye olacak, Araplarla Kürtler arası bir düşmanlık gelişecek, PKK de PYD’nin yanında yıpratılacak, gücü ve enerjisi Türkiye’nin sınırları dışında tüketilecekti. Zayıf düşmüş ve itibar kaybetmiş bir PKK, Türkiye’de, Kuzey Kürdistan’da fazla bir iddia sahibi olamayacak ve İmralı’nın eli iyice zayıflatılacaktı.

Görüldüğü gibi Erdoğan’ın yürüttüğü politikalar oldukça düşmanca ve tehlikeliydi. Şengal düştüğünde, Hewlêr tehdit altına girdiğinde Türkiye hiç rahatsız olmadı. Etkili bir tepki göstermedi. Ancak Kobanê direnip tüm Kürdistan parçalarından destek almaya başlayınca Erdoğan rahatsızlıklarını gizlemez hale geldi. IŞİD bölge için tehlike olarak görülüp ABD öncülüğünde bir koalisyon kurulduğunda da Türkiye katılmadı. 

Koalisyonun Kobanê’de ciddi bir irade ve direniş olduğunu görüp destek vermesinden sonra Erdoğan açıktan ABD’ye tavır aldı. Bize rağmen Kobanê’ye destek verdiler diye açıklama yaptı. “Ne var Kobanê’de, ikide bir Kobanê” diyorlar, diye rahatsızlığını açıkladı. Kuzey Kürdistan halkı duyarlılık gösterip hareketlendiğinde de ‘’Kobanê ile Diyarbakır’ın, Hakkari’nin birbirleriyle ne ilgisi var’’ diye kızdı, halkı azarladı. 6-8 Ekim’de sokağa dökülen halka da yine suçlama ve tutuklama furyasıyla karşılık verdiler.

Şimdi Kobanê direndi ve kazandı. Tarihe geçecek görkemli bir direniş gösterildi. Tüm dünyayı etkiledi. Dört parça Kürdistan’ı ve dünya demokrasi güçlerini birleştirdi. Kürtler emeklerinin ve iradelerinin zaferini kutlayıp sevinince Erdoğan yine kızdı. Kürtler direnince kızıyor, üzülünce, dayanışma gösterince kızıyor, sevinince kızıyor. Bu durumda ya Kürtlerin ya da Erdoğan’ın ruh hali bozulacak gibi görünüyor!

Erdoğan, Kürtlere karşı oldukça kaba ve saldırgan. “Ne çifte telli oynuyorsunuz, Kobanê’yi yıktınız, şimdi nasıl inşa edeceksiniz” diyor. Ne kadar hazımsız, ne kadar aşağılayıcı ve maddici bir yaklaşım! Peki Kürtler direnmeseydi, IŞİD, Kobanê’yi alsaydı ne olurdu? Belki o evler, binalar yıkılmazdı ama Kürtlerin Şengal’de görüldüğü gibi onuru yıkılır ve yurtları ellerinden alınırdı. Bir daha dönmelerine ve topraklarına sahip olmalarına izin verilmeyecekti. Şimdi evleri yıkıldı ama onurlu, başları dik ve kendilerine güven içinde topraklarına dönebilecekler.

Erdoğan, Kürtleri seviyorsa, dost olarak görüyorsa Kürtlerin sevinçlerine ortak olmalıydı. Evlerini yeniden inşa etmelerine katkı yapacağını açıklamalıydı. ‘’İki yüz bine yakın Kobanê’li sınırlarımıza geçti, şu kadar masrafımız oldu’’ diyor. Maddi açıdan bakıldığında bu daha maliyetli bir durum, dönenlere yardım edilse Türkiye hem Kürtlerin dostluğunu kazanacak hem de güvenli bir komşuya sahip olacak.

Görüldü ki, Erdoğan, Kürtlere sevinmeyi bile yakıştıramıyor. Ezik, yenilmiş, boyun eğmiş bir Kürt dünyası arıyor. Güya Kürtlerle aynı dinden. Kürtlere karşı bu düşmanlığını, derin bir ırkçılık ve egemen zihniyetin yansımasından başka bir şeyle açıklayamayız.