Erdoğan, İslami esaslara dayalı, Türk ırkçılığından beslenen, yeni bir Osmanlı devleti kurmak istiyor. Bu gerçeğin anlaşılması zaman aldı. Çünkü Erdoğan, ilk dönemlerde bu niyetini kamufle etmeyi tercih etti. Bu takkiyeciliğin büyük yararını gördü. Böyle davrandığı için yıllarca toplumun çok farklı kesimlerinden oy aldı, iktidarını sürdürebildi. Erdoğan, Kürt sorununu çözeceğini söyledi, Kürtlerden oy aldı. Alevilerden oy almak için bazı Alevileri AKP’de milletvekili yaptı. Liberal demokratları yanına alarak toplumun geniş kesimlerinin desteğini aldı.
Bu uygulamaların sonucundan, Erdoğan ve AKP, iktidarını sürdürdü ve arzu ettiği siyasal proje için imkan ve zemin yaratmaya çalıştı. Ortaya çıkan imkan, fırsat ve koşullara bağlı olarak da tasarladığı toplumsal- siyasal sistemi yavaş-yavaş pratikleştirmeye yöneldi. Erdoğan’ın bu yönelimi, İslami/ırkçı bir sisteme doğru gidildiğinin belirginleşmesi, bu sisteme karşı çıkan kesimlerin kaygı ve tedirginliklerinin daha çok büyümesine ve itirazlarının yükselmesine yol açtı. Bu itirazlara rağmen Erdoğan, Türk İslam faşizminden ısrar ediyor. Kürt sorununu çözmekten vazgeçti, Alevilerin taleplerini bastırmaya, hatta onları daha çok asimile etmeye yöneldi, demokrasi güçlerini düşman ilan etti. Artık Erdoğan’a biat etmeyen tüm kesimler, Erdoğan devletinin ve beslediği illegal çetelerin her türlü saldırısının hedefindedirler. Şu anda Erdoğan’ın bu politikalarının marazi bir şevkle uydulandığı dönemi yaşamaktayız.
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tasarladığı Türkçü/İslamcı sistemin sosyal tabanının olduğu varsayılıyor ve bundan dolayı ciddi kaygılar taşınıyordu. Türkiye halklarının önemli oranda müslüman olması ve bu halkların İslami bir sistem istedikleri iddiası, bu varsayımın dayanağıydı. Yüz yıldır soykırımlar ve katliamlarla sürdürülen etnik ve dinsel arındırma politikalarının yarattığı ırkçılık, devletin büyüttüğü dinsel gericilik, farklı inançlara karşı gösterilen düşmanlık, zorla Türkleştirilmiş farklı toplumsal kesimlerin koşulsuz ve sorgusuz biatçılığa alıştırılmış olması gibi birçok olgu, böyle düşünmenin sosyo/kültürel nedenleri olarak sayılabilir. Toplumun Erdoğan’ı destekleyeceğinin varsayılmasının böyle bir arka planı bulunmaktadır. Ancak buna rağmen, Erdoğan’ı destekleyen toplumsal kesimin sanıldığından daha az olduğu ortaya çıkmıştır. Bu gerçek, ‘Erdoğan toplumun hangi kesimlerinden oy almaktadır,’ sorusuna cevap arandığından ortaya çıkmaktadır. Erdoğan’ın, Kürtlerde önemli bir destek almadığı biliniyor. Alevilerin, neredeyse bir bütün olarak, Erdoğan’a karşı olduğunu söylemek yanlış değildir. Kemalist laik kesimlerin de Erdoğan’a oy vermediği açıktır. Son durumdan dolayı Cemaatın da Erdoğan’a destek vermediği, malum. İşçiler, emekçiler ve köylülerin de Erdoğan’a çok itibar ettikleri söylenemez. Yani Erdoğan’a toplumsal talepler ve politik bilinç üzerinde oy veren kesimler yoktur.
O halde Erdoğan, kimlerden oy ve destek alıyor, hangi sosyal zemine dayanıyor? İlk olarak Erdoğan’ın, ırkçı ve islamcı düşüncelerin esiri olmuş kesimlerden oy aldığı biliniyor. Bunlarla birlikte küçük büyük rant ilişkisi içinde olan gruplar, Erdoğan’ın sosyal dayanaklarıdırlar. Bunların dışında, yoksulluk ve açlık sınırında olan toplumsal kesimler, Erdoğan’a oy vermektedir. Yani Erdoğan, kendi lütfuymuş gibi, aylık 200- 300 TL para verdiği ve hiç bir sosyal siyasal gelişmeyi doğru değerlendirme olanağı olmayan toplumun en geri gruplarından oy almaktadır. Bu kesimlerin toplama oranı ise yüzde 20’ler bandındandır.
Peki buna rağmen nasıl oluyor da Erdoğan çoğunluğu elinden tutuyor ve iktidarını sürdürebiliyor? Bu sorunun cevabı, çok açık. Erdoğan, devletin şiddet araçlarıyla ve paramiliter çeteleriyle, topluma baskı yaparak, sayısız yalan makinalarıyla toplumu manipüle ederek iktidarını devam ettirebilmektedir. Yani Erdoğan’ın gücü, toplumu ikna etmiş olmasından değil, toplumu zor ve yalanlarla baskı altında tutmuş olmasından ve son seçimlerden de olduğu gibi, oyları çalmasından gelmektedir. Yoksa, Erdoğan’ın da, Erdoğan’ın öngördüğü İslami esaslara ve Türk ırkçılığına dayanan, güne uyarlanmış Osmanlı devletinin de sosyal zemini yoktur. Bu gerçek, son iki yıldan beri birçok gelişmeyle açığa çıkmıştır.
Erdoğan, toplumun büyük bir kısmından, sanılanın aksine, destek değil, tepki almaktadır. Kadınların, ‘tecavüz yasasına’ karşı Türkiye’nin her tarafında yaptıkları yürüyüşler, Newroz’da Kürt halkının serhildanları, bütün engellemelere ve baskılara rağmen, referandumda ortaya çıkan sonuç, en son CHP’nin günlerce süren yürüyüşüne gösterilen ilgi, Erdoğan’ın önemli bir toplumsal desteğinin olmadığını çok net biçimde ortaya koymuştur. Bu tespit, önümüzdeki görevleri de belirlemektedir. Bugün Kürt halkı Kürdistan’ın birçok yerinde, Erdoğan’a ve Türk devletine karşı büyük bir savaş sürdürmektedir. Türkiye’nin diğer toplumsal dinamikleri de, özellikle metropollerde ve diğer birçok şehirlerden, Erdoğan’a karşı sürdürdükleri büyüklü küçüklü direniş ve mücadeleleri daha güçlü bir örgütlülüğe kavuşturabilirler.
İki farklı coğrafyadan, iki farklı toplumsal kesimle sürdürülen mücadele, diktatörlüğün pusulasını şaşırtacaktır. Böylece oluşturulacak toplumsal basınç, Erdoğan/AKP faşizminin sonunu yakınlaştıracak, yıkılmasını kolaylaştıracaktır. Çare üretenler, çaresizliğe mahkum edilenlerdir. Kazanmaya mahkum edilenlerin zaferi kaçınılmazdır.