Erdoğan’ın son seçimi (!)

Cafer TAR yazdı —

  • Erdoğan’ın bir daha aday olamayacak olmasından medet ummamak gerekir, sedyede bile olsa Erdoğan bir kez daha aday yapılacaktır. Hedef Erdoğan’ı; siyaseten ve ahlaken yenilgiye uğratmak olmalıdır.

Türkiye’de özellikle son yıllarda ilkesiz olmayı politika yapmak olarak anlayan bir siyasal kast ortaya çıktı; eskiden de burjuva siyasetinde bugün ak dediğine yarın kara diyenler vardı. Fakat bu toplumda o kadar da hoş karşılanmazdı, bundan dolayı politikacılar ne dediklerine bugün olduğundan daha fazla dikkat ederlerdi.

Görüşlerinde bir değişiklik olmuşsa bunu hemen ifade etmez; en azından aradan biraz zaman geçsin, biraz olsun koşullar değişsin isterlerdi; basın da bu noktada devreye girer ve politikacıları zorlardı. Fakat biraz olsun tutarlı olma ihtiyacı devleti ve basını ele geçiren siyasal İslamcıların iktidarı sonrası tamamen ortadan kalktı. Türk siyasetinde önceleri daha çok Erdoğan’da görülen “bugün söylediğini yarın inkâr etme!” tutumu geldiğimiz noktada salgın bir hastalık gibi bütün düzen partilerine ve onların liderlerine sirayet etmiş durumdadır.

CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Zafer Partisi ile girdiği karanlık ilişkiler ve bunu uzun bir süre kamuoyundan gizlemeye çalışması, Meral Akşener’in masadan kalkması ve sonra geri dönmesi, Özgür Özel’in Afyon belediye başkanının ırkçı tutumunu açıktan eleştirememesi bu yaklaşımın iz düşümleridir.

Türkiye toplumu son yirmi yıldır siyasetçiyi denetlemiyor; siyaset tamamen içeriksiz bir kayıkçı kavgasına dönüşmüş durumda. Bu durumdan sadece Erdoğan yararlanmıyor, Türkiye’de politika yapan bütün düzen siyasetçileri yararlanıyorlar.

Halbuki özü itibariyle toplumun sorunlarını çözebilmek için yapılması gereken siyaset Türkiye’de tamamen halkın dışında bir faaliyete dönüşmüş durumda. Türkiye’de halk siyaseten sadece sandık kurulunca hatırlanan, yanıltılan, aldatılan ve sonrasında tekrar unutulan bir ögeye indirgenmiş durumdadır.

Önemli ölçüde bu yolu Erdoğan açmış olmasına rağmen, diğer düzen partileri de bu yoldan yürümenin konforunu keşfettikleri için, onlar da buradan devam etmek istiyorlar. Bu noktada Türkiye halklarının önemli bir çoğunluğu da özünden saptırılmış siyaseti bir çözüm mekanizması olarak değil, ya bir tür takım tutma veya belki nimetlerinden yararlanılabilecek bir ticari etkinlik gibi değerlendiriyorlar.

Kimi insanlar “ticarette ve savaşta yalan da dahil her türlü aldatmanın mübah!” olduğunu düşünürler. Bu yaklaşımı her iki alanda da çıkarları en üst seviyeye çıkarmak için bir güç mücadelesine girişildiği için bunu bir noktada anlayabiliriz. Tam da bundan dolayı savaşa hayır ve ticaret yerine ortak üretim ve paylaşım diyoruz; çünkü her ikisinin içinde de yalan ve aldatma vardır.

Fakat siyaset özünde hem ticaretten hem de savaştan bambaşka bir şeydir. İnsan doğada ilk oraya çıktığı andan günümüze kadar olan dönem boyunca kolektif bir yaşam sürdürdüğünden dolayı ortak sorunlarını çözebilmek için siyasete gereksinim duymuştur. Bu yönüyle siyaset hep vardır ve bundan sonra da olmaya devam edecektir. Özü itibariyle siyasetin asıl nedeni insanların ortak yaşamdan kaynaklanan sorunlarını çözebilmektir.

Sınıflı toplumlarda ise zaman içerisinde siyaset toplumu yönetenler açısından güç mücadelesine, yoksullar ve egemenler arasında ise son tahlilde sınıf savaşına dönüşmüştür. Bu noktada ister burjuva demokrasisi, isterse de diktatörlükle yönetilsin bütün toplumlar kendi yasaları ve geleneklerini esas alarak kendi içlerinde siyasal mücadelelerini sürdürüyorlar.

Batı toplumlarında insanlar yasalarla ve yıllar içerisinde uzun mücadeleler sonucu oluşmuş geleneklerle siyasetçilerin yalan ve benzeri metotlarla kendilerini yanıltmasını bir ölçüde engellemişlerdir.

Fakat bunun kendiliğinden olmadığını da bilmek gerekir; bu noktaya gelebilmek için bu toplumlar çok ağır bedeller ödemek zorunda kaldılar. Hitler, Mussolini rejimlerini yaşadılar.

Türkiye’de AKP ve özellikle bu partinin tamamen Erdoğan’ın denetimine geçmesi sonrası siyasetin hem yasal alt yapısı hem de yıllar içerisinde oluşmuş gelenekleri tamamen değişmiştir. Eskiden de Türkiye’de siyaset temiz bir faaliyet değildi.

Fakat günümüzde Türkiye’de siyaset hiçbir kural ve kaide tanımayan, tamamen iktidarı önceleyen yasalar üzerinde işleyen, halkı yalan ve benzeri metotlarla aldatmayı normal kabul eden bir tür mafyatik faaliyete dönüşmüştür.

Erdoğan kerelerce Türkiye halklarının duygusallığına vurarak, ondan yararlanarak bundan iktidar üretmiştir. Kimi zaman ülkenin en zalim insanı iken mazlumu oynamış, kimi zaman aldatılmış bir insan kimliğine bürünmüştür. Şimdi ise artık bir daha siyaseten aday olamayacağı yaklaşımı ile kimi insanları duygusal olarak etkilemek ve yaklaşan yerel seçimlerde onların oylarını almak istemektedir.

Yasal süreç ne olursa olsun; hatta Erdoğan aday olur veya olmaz, bunun hiçbir önemi yoktur. Şunu bilmekte yarar var; Erdoğan yıllar içerisinde oluşturduğu sistemin merkezindeki en önemli figürdür ve yaşadığı sürece öyle olmaya devam edecektir.

Erdoğan yaşadığı müddetçe politik bir figür olmaya devam edecektir; Erdoğan’ın bir daha aday olamayacak olmasından medet ummamak gerekir, ayrıca bunun bir garantisi de yoktur, AKP açısından kazanabilecek aday bulunamazsa sedyede bile olsa Erdoğan bir kez daha aday yapılacaktır. Hedef Erdoğan’ı; siyaseten ve ahlaken yenilgiye uğratmak olmalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.