“Kayyum atamalarını Erdoğan politikasının yeni bir aşamasının izdüşümü olarak görüyorum. Ama bana göre bu Erdoğan’ın sonunun başlangıcıdır. Oradaki belediyelerin, meclislerin, muhalefetin gündemleştirilmesi, kamuoyunda etki yaratmanın tek yoludur.”
YEKO ARDIL / BERLİN
Alman siyasetçi AP Sol Parti Milletvekili Martina Michels ile HDP’li Amed, Mardin ve Van belediyelerine kayyum darbesi ile Almanya iç siyasetini konuştuk.
Martina Michels, kayyum darbesine ilişkin Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mektup göndererek “Sandıktan çıkan sonuç tanınmalı ve uygulanmalıdır” diyen AP’den farklı fraksiyonlara üye 46 milletvekili içerisinde yer alıyor. “Kayyum atamaları ilk defa olmuyor, bu süreç uzun süredir böyle işliyor” diyen Michels, “Bunu 2015 yılında Ankara’da barış mitingine yapılan bombalama eyleminde de gördük ya da 2016 yılında Diyarbakır’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na kayyum atanması, HDP’nin eşbaşkanları Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutuklanması dahil olmak üzere hepsi aynı şekilde bu sürecin parçasıydı. Ama bu yeni kayyum atamalarını Erdoğan politikasının yeni bir aşamasının izdüşümü olarak görüyorum” dedi.
Erdoğan’ın son seçimde İstanbul’da ilk defa bir muhalif adaya karşı seçimi kaybederek, büyük bir güç kaybına uğradığının altını çizen Michels, “Erdoğan şimdi de bu büyük kaybın üzerini kapatmak ve gücünü geri kazanmak için elinden geldiğince saldırıyor, muhalifleri tutuklatıyor ama bana göre bu Erdoğan’ın sonunun başlangıcıdır” ifadesini kullandı.
AP heyeti gündemde
HDP’li belediyelerle, temsilcileriyle kardeş belediye anlaşmalarını hatırlatarak, belediyeleri şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da gündemde tutmaya devam edeceklerini kaydeden Michels, kayyumlara karşı kamuoyu oluşturmanın da önemine vurgu yaptı. “Bu konuda ne tür girişimleriniz olacak? Mesela bir heyetin belediye başkanlarını ziyaret etmesi gibi bir durum gündeminiz de var mı?” sorusuna ise AP Sol Parti Milletvekili Michels, “Tabi ki gündemimizde var. Oradaki belediyelerin, meclislerin, muhalefetin gündemleştirilmesi, kamuoyunda etki yaratmanın tek yoludur. Ben bu konuda kamuoyunun harekete geçirilmesinin tek doğru yol olduğuna inanıyorum” dedi.
Merkel’i Erdoğan’a bağımlı yaptı
Alman politikacı Martina Michels, Alman hükümetinin kayyum darbesi karşısındaki kayıtsızlığını da şu sözlerle eleştirdi: “Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye ile yaptığı mülteci anlaşması onu Erdoğan’a bağımlı yaptı. Bu bağımlılığın sonucu olarak da uzun bir sessizlik var. Alman hükümetinin Türkiye’deki insan hakları ihlallerine oldukça tereddütlü yaklaştığı doğru. Bunun nedeni oldukça açık. Ben şahsen Türkiye’ye NATO üyeliği kapsamında silah gönderimi ile ilgili net bir tavır göremiyorum. Ben Alman hükümetinin burada yaşayan Kürt ve Türk vatandaşları da gözeterek bir tavır geliştirmesi gerektiğine inanıyorum.”
Yanlış politikalar ırkçılığı besledi
Alman iç siyaseti üzerine de konuştuğumuz AP Sol Parti Milletvekili Michels, Almanya’da artan ırkçılık üzerine de değerlendirmelerde bulundu. 1 Eylül’de Sachsen ve Brandenburg seçimlerinde AfD oylarını artırdı. Aşırı sağ eğilimin tüm Avrupa’da arttığına dikkat çeken Michels, bunun nedenini Michels şu şu şekilde izah etti: “Temel nedeni toplumda giderek artan güvensizlik hissidir. Buna yol açan da Alman hükümeti de dahil bu konuda sorumluluklarını yerine getirmeyen hükümetlerdir. Bu tabi popülistlerin tam aradığı ortamı yarattı. Onlar hemen suçluyu aramaya, onu haykırmaya başladılar. Ve parmaklarıyla mültecileri gösterdiler. Ama geçmişi irdelediğimizde bu durumun mülteci krizi ile oluşmadığını, Almanya’daki sağcı popülizmin at başı olan PEGIDA hareketinin mülteci krizinden önce kurulduğunu görüyoruz.
Sadece Die Linke seçmenlerinin AfD’ye geçtiği söylemi doğru değil. AfD’ye giden oylar birçok yerden geliyor; soldan, muhafazakarlardan, sosyal demokratlardan ve söylemek gerekir Yeşiller’den de oy aldılar. İlk kez sandığa giden seçmenler AfD’ye oy verdiler. AfD’ye oy verenlerin de AfD’nin programını ya da mesela cinsiyet eşitliği, sosyal sorunlara yaklaşımı ya da bu sorunlara cevabını gerçekte gördüklerinde pişman olacaklarına inanıyorum. Sorunu net olarak ortaya koyan ve çözüm odaklı bir perspektifle bunu tartışan bir politikanın, bu seçmenleri tekrar demokratik partileri seçmeye yöneltecek yegane yol olacağına inanıyorum.”