Erdoğan diktasının her türlü zulmünü gördük. Katliamlar, işgaller, orman yakmalar, şehirleri yakıp yıkma-bombalamalar herkesin ve medyanın gözü önünde oldu. Bilmeyen duymayan kalmadı. Bir tek çalışma-toplama kampı yoktu. Daha doğrusu kamuoyu öyle zannediyordu. 3. Havalimanı inşaatındaki işçilerin direnişiyle gördük ki Erdoğan Hitler’i bile kıskandıracak bir çalışma kampı kurmuş. Burada işçilerin kanı-canı pahasına inşaat yapılıyor. Hiçbir yasa-kural işlemiyor. Kapkara bir sömürü ve zulüm çarkı kurulmuş.

İnşaat işkolu zaten işçilerin en çok ezildiği, sömürüldüğü bir alandır. Her şeyden önce işçiler sendikasız, sigortasız ve kaçak, en düşük ücretlerle, en ilkel şartlarda çalıştırılır. En çok iş cinayeti inşaatlarda olur. Ölen işçinin yakınlarına doğru dürüst tazminat verilmez. İşsiz-aç insanlar “Ne iş olursa yaparım abi” deyip iş bulma sevinciyle işe dalar. Atıldıktan ya da öldükten sonra da hesap sormak imkansız hale gelir.

Türkiye’nin bütün büyük inşaatlarında hep kan dökülmüştür. Madenci katliamları benzer bir durumdur.

Hem iş güvenliği olmadığı için kaza denen iş cinayetlerinde on binlerce işçi ölmüştür hem de direnen işçilere saldıran polis-jandarma birçok işçiyi öldürmüş ya da işkenceyle tutuklayıp zindana atmıştır.

Aliağa rafinerisi, Ataş rafinerisi, İskenderun Demir Çelik, Seydişehir Alüminyum gibi işyerlerinin inşaatları kana bulanmış direnişlerle anılır. İşçiler ölüm pahasına ekmek parası kazanmaya çalışırken patronlar yeni para kasaları alır ya da kiralar.

Erdoğan diktası bütün diktatörler gibi işçilere ve işçi haklarına saldırarak ayakta kalmaya çalışıyor. Erdoğan, bir süre önce övünerek, OHAL ile işçilere grev yaptırmadıklarını açıkça ilan etmiş, bütün sermayedarlara gelip Türkiye’de yatırım yapmaları çağrısında bulunmuştur. Zaten yerli inşaat firmaları “milletin a… koymakla” övünen yandaş hırsız-alçak takımıdır. Mücahit olacağız diye yola çıkıp abdestli kapitalist ve müteahhit olanlarda hiç ar, namus, vicdan yokmuş. Hiçbirinin işyerinde sendika yoktur. Ölürse “takdir-i ilahi” denir, “bu işin fıtratında var” denir ve üstü kapatılır. İtiraz eden olursa bölücü-anarşist-dış güçlerin ajanı ilan edilip tepesine binilir.

Bu müteahhitlere-patronlara nedense hiç takdir-i ilahi nasip olmaz. Müteahhitliğin-patronluğun fıtratında hiç ölüm yok nedense.

3. Havalimanı işçilerinin haline ve isteklerine bakın:

Sigortasız-kaçak-en kötü barınma, servis ve beslenme şartlarında çalıştırılan işçilerin ücretleri de aylardır verilmiyor. Marks işçiler için “ücretli köle” demişti. Ücret de verilmiyorsa geriye sadece kölelik kalıyor. İşte işçiler de buna itiraz ve isyan ediyor. İşçilerin örgütlü olduğu Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, şantiyedeki çalışma koşullarını "köle çalışma kampı gibi" olarak tanımlıyor. Burada birçok işçi ölmüş ama kesin sayı hala bilinmiyor. Kimisi her gün 2-3 işçi ölüyor diyor. Kimisi en az bin işçi öldü diyor. patronlar, sigortacılar, devlet kaç işçinin öldüğünü bilmez mi, bilmiyor mu? İnanmazsınız ama bilmiyor ya da saklıyor. Çünkü işçilerin çoğu kaçak çalışıyor. Çalışıyor diye kaydı yok ki öldü diye kaydı olsun. Acaba kaç milletten, kaç işçi çalışıyor diye sorsanız onu da  bilen yok! Ta Özbekistan’dan Nepal’den kaçak işçi getirilmiş. Taşeron firmalar kargaşasında vahşi ve kanlı bir sömürü çarkı dönüyor.

Faşist Erdoğan diktasının zulmü sonucu bütün işyerleri kaynayan kazana döndü. Sadece havalimanı işçileri değil Cargill, Flora işçileri de direnişte. Her an yeni işyerlerinde patlamalar olabilir. Sokaklarda işsiz vatandaşlar kendisini yakmaya başladı.

Erdoğan faşizmi işçi direnişlerinin arkası gelmesin diye gözdağı vermek için her direnişi zorbalıkla bastırmaya çalışıyor. İşçilerin birikmiş alacaklarını istemeleri bile teröristlik ve hainlik sayılıyor.

Durum bu kadar açık iken basındaki erkekli-dişili işçi düşmanı sahtekarlar sürüsü hala gerçekleri saklama ve işçilere saldırma derdinde. Medya işçilerin taleplerini vermek yerine işçilere küfür, hakaret ve iftira yağdıran patron fedailerini, yandaş züppeleri yazar olarak görevlendirmiş. Türkiye’yi bir zindana çeviren Erdoğan diktası işyerlerini de Hitler’in çalışma kampına çeviriyor. Bu nedenle emekten ve özgürlükten yana olan herkes direnen işçilerin yanında olmalıdır.

Hitler zulmüne karşı direnen aydınlar Türkiye’ye sığınmıştı. Şimdi Hitler’i örnek alan Erdoğan diktasından kurtulmak için Türkiyeli aydınların çoğu Almanya’ya ya da değişik Avrupa ülkelerine sığınıyor. Almanya bunları çok iyi bilir. Bile bile de Erdoğan’ı bağırlarına basıyorlarsa onun suçlarına da ortaklar demektir.

Ölen her işçinin kanından, ağlayan her çocuğun ya da annenin gözyaşından, Efrîn’de yapılan katliamlardan Erdoğan diktasını destekleyen herkes, her güç sorumludur.