
AKP’nin hedefinde 7 Haziran seçimlerinde kaybettiği oyları, Kürtlerin yaşadığı köy, İlçe ve şehirlerde yaşayan HDP seçmenine katliamlar uygulayarak göçe zorlama, korkutma, sindirme uygulamalarıyla bölgeyi insansızlaştırmak. Kürtlerin yaşadığı yerlerde iletişim ve diyaloglarını bozarak 7 Haziran’da yapılan seçimdeki gibi halkın koordineli dayanışma içerisinde sandığa gitmelerini engellemek ve HDP’nin oylarını aşağıya çekmek istiyor.
Ayrıca ilerici, demokrat ve ezilenlerin gücünü, başarısını kabullenemeyen AKP, HDP bileşenlerini karşı karşıya getirerek müttefiklerini HDP’den koparmayı amaçlıyor.
Kürtlerin yaşadığı bölgelere hava ve kara saldırılarıyla her gün, çocuk, yaşlı kadın demeden katliamlar gerçekleştiren AKP iktidarı Kürtlere şunu dayatıyor; "Ya bana oy vereceksiniz ya da her gün öleceksiniz." Bu söylemin benzerini başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan’da dile getirdi. Peki Kürt halkı tüm bu acımasız saldırı ve ölümlere karşı geri adım atıyor mu?
Hayır!
Bu halk artık politik bilince sahip, kurtuluşunun ne bu devlet, ne de devlet geleneğinin sürdürücüsü AKP’de olmadığını gördü ve bu bilinçle yaşadıkları topraklarda kalarak bunca katliam ve saldırılara karşı direniyorlar.
AKP iktidara gelmeden önce vaatleri nelerdi, bir hatırlayalım.
Avrupa Birliği'ne girmek, Kürt sorununu çözmek, Alevi inancına statü kazandırmak, Cumhuriyet’in kuruluşundan o döneme kadar Türkiye topraklarında yaşayan tüm ötekileştirilmiş halklara, ezilenlere eşit yurttaşlık hakkı ve geçmişte yaşanmış katliamlarla yüzleşmek.
Peki AKP iktidara geldiği günden bugüne kadar neler yaptı?
Avrupa Birliği'ne girmek şöyle dursun, hem başbakan hem de cumhurbaşkanlığı sürecinde Avrupa basının dalga geçtiği, ciddiyetsiz bir lider profili çizdi. Avrupa Birliği ülkeleri anayasal güvence altına alınmış, demokratik hukuksal yani evrensel hukukun uygulandığı bireyin özgürlüğünü teminat altına alan demokrasi ülkeleridir. İşçi deyimiyle burjuva demokrasi ülkeleridir. AKP ise hukukun ve demokrasinin işlediği, halkların eşit şartlarda bir arada yaşayacağı bir ülke yerine Ortaçağ İslam faşizmini seçti. Çünkü; Avrupa’da olan bir çok insani haklar, eşitlik, yasal güvenceler vs. gibi temel haklar onlara büyük geldi. Onların söylemlerinde savundukları onların gerçek düşünceleri değildi. Bundan dolayıdır ki Türkiye’yi Avrupa Birliği'ne üye yapmak yerine Erdoğan’ın tek başarısı ülkede uygulamalarıyla Avrupa medyasına komedi malzemesi yaratmak oldu.
Kürt sorunu ve çözümü hepimizin malumu. Kürtçe anadilde eğitim sorununu "Kürtlerden ve Kürt kültüründen yoksun, her türlü yayını yapan TRT 6'i (şeş) açmakla çözdü. Türk-Kürt kardeşliğini ve eşitliğini de, Kürt'ten başka her şey olan ve hatta canlı yayında yalakalığın hızını alamayarak, "üç silahım var, gerekirse Erdoğan için Kürtlere karşı savaşırım" diyen omurgasız Mehmet Metiner ve onun gibilerle sağladı. İşte AKP’nin Kürt halkına uygun gördüğü anadilde eğitim ve Türk-Kürt kardeşliği ve Kürt sorunun çözümü!
Alevi sorununu ne yaptı? Alevilikle alakası olmayan ve Alevilere ne kadar ihanet etmiş bireyler varsa onları bir araya getirerek, içlerine bir de Maraş Katliamı'nda Alevilerin kanı ellerine bulaşmış Ökkeş Kenger gibilerle sayısız Alevi çalıştayları gerçekleştirdi. Sonuç? Gelişmeleri Aleviler şaşkınlıkla izledi, kendileride içinde boğuldu...
Geçmişte yaşanan katliamlarla yüzleşmeyi de "Afedersiniz Ermeni" söylemleriyle Ermeni halkını küçümseyerek, katledilen Ermeni asıllı devrimci gazeteci Hrant Dink’in katillerini koruyarak, 1938 Katliamı'nın sorumlusu olarak CHP’yi göstererek üstünü kapattı. Kürt sorununu da Roboskî’de masum halkın üzerine bombalar yağdırarak devam ettirerek çözdü(!). Hatta hızını alamayarak Kürdün katırlarını bile katlettiler.
Yani AKP’nin iktidara geldiği günden beri gördük ki; bütün vaatler sadece söylemlerde kalmış, geçmişte bütün katliam, asimile, yok sayma politikaları AKP de devam ettirilmiş. Bir nevi devlet geleneğinin sürdürücü rolünü üstlenmişler. Şimdi de bu geleneği ve katliamcı iktidarını elinden kaptırmamak için fütursuzca Kürt halkı üzerinde uygulamaya devam ediyor. İlerici demokrat, sendikal ve liberal basını baskı altına alarak, medya çalışanlarını tutuklayarak, işlerine son verdirerek engellemeye çalışırken, halkın ileriye yönelik HDP’ye olan sempati ve güvenini kırmak istiyor.
Peki AKP'nin politikaları bu iken HDP, Kürt halkı ve ezilenler ne yapmalıdır?
Bugünden itibaren başarı için çalışmanın vazgeçilmez iki ayağı vardır: Türkiye’nin Batı’sı ve Kuzey Kürdistan. Hangisi eksik kalırsa masa devrilir. 1 Kasım 2015 seçimlerinde ilk temel politik hedef bu olmalıdır. İşçi sendikalarından kesinlikle temsilci olmalıdır. İşçi emekçi aydınlarından destek alınmalıdır. Avrupa da içinde olmak şartıyla uluslararası destek aranmalıdır. Suriye’de Rojava’daki gerçekleşen halkların birliği, kardeşliği mücadelesini Türkiye’de yaşama geçirmek için propaganda ekipler oluşturulmalıdır..
Sonuç olarak; Kürt halkının öncelikle kendi öz gücüne sarılması ve bu güvenle mücadele etmesi, Alevilerin ve tüm ezilen halk kesiminin yaşadığı sorunlarının çözümünün ancak HDP çatısı altında gerçekleşeceği bilinciyle bugünden başlayarak tüm adaletsizliğe, katliamlara karşı durmak ezilenlerin kazanımı olacaktır.