Kim bilir kaç bilge, kaç ermiş yüreğindeki kahredici kasveti ve deryalar dolusu gel-gitleri dindirmeye çalışarak geçti bu yoldan. Bilinmez kadar ezel, varılmaz kadar sonsuz olan bu yol, kervanların, uluların velilerin yoluydu. Kadim zamanlarda kervanların menzili 30/40 Km. imiş. Zira kervancılar öğün vaktinde dinlensin, ihtiyaç gidersin diye modern zamanların otel/motelleri gibi ticaret/kervan yolları boyunca hanlar yapılmış. Şimdi bu hanlar yitip giden bir yaşamın, hancı ve kervancının hasretinden hüzne gark olmuş gibi sessiz ve dinginler. Zamanın acımasızlığına direnen ve unutulmanın acısını varlığında damıtarak bilgece bir duruş sergileyen hanların duvarlarında bizden önce menzile vasıl olan yaşamların derin izlerini bulmak mümkün. “Han Duvarlarının” duymasını bilene fısıldayarak konuşan bir dili, okumasını bilene sunacağı derin ve anlamlı yazıları var.
Hani diyor ya Faruk Nafiz “Yağız atlar kişnedi/ Meşin kırbaç şakladı./ Araba bir dakika yerinde durakladı!/ Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar./ Gözümün önünden geçiyor kervansaraylar./ Gidiyorum gurbeti gönlümde duya duya./ Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.” İşte tam da gurbet yolunda şairin virdinde tellenen efkarın buğusunu andıran bir bahar gününde Ulukışla Yolundan kervancıyız. Hüseyin Dede (Dedekargınoğlu) Mürşidimiz, Mahmut Can (Gülenay) rehberimiz, Hamza Can (Aksüt) mihmanımız, biz aşk ehlinin talibiyiz.
Tam 772 yıl önce Adıyaman, Antep, Maraş yöresinden Yol Aşkına yarenlik ettiği talipleri ile “Varlık, birlik, dirlik” için ulu bir yürüyüş eyleyen Baba İshak ve Baba İlyas’ı anmak için Adıyaman’a gidiyoruz. Ne yazık ki, unutulmaya yüz tutmuş bir hakikati tekrar belleklere taşımak ve tarihteki önemini kavramak kolay değil! Baba İshak ve Baba İlyas’tan söz edince Dede Kargın’ı anmamak Yolun, Yol aşkına birliğin, fedakarlığın değerini bilmemek olur. Sadece birlik ve fedakarlık mı? Ya katlanılan zahmet, çekilen çile…! “Yol cümleden uludur. Gönül kalsın, Yol kalmasın!” diyerek “Varlık, birlik, dirlik” için gösterilen kerameti bilmemek “Ayıptır, günahtır!”
Kadim zamanlardan beri bu yolu aşmak isteyen erenlerin, dervişlerin, uluların, velilerin, kervanların yolunda bir uğrak olan Hasan Dağı olanca heybeti ile göründü. “Gidiyor kalktı göçümüz/ Gülmez ağlamaz içimiz/ İnsan olmaktı suçumuz/ Hasan Dağı insan olmak.” Tesadüf bu ya! Radyoda Ruhi Su o davudi sesiyle Hasan Dağına yakılan bu türküyü söylüyor. Hasan Dağı’nın başı dumanlı…
“Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…/ Arkadan zincirlenen yüksek Toros Dağları.” Belli ki şair “Gurbet yolculuğunu” hazan mevsiminde yapmış. Şimdi “sarı” değil yeşil zamanı. Zira bahar, tüm coşkusuyla Toros dağlarını sarmalamış. Toros Dağları ile bahar mevsiminin, yeşilin her tonuna akseden gizemli aşkı “Gören gözlere” aşikar. Lakin Toros’ların yalçın zirveleri dumanlı. Dumanı eksik olan dağ, imanı eksik olan dervişe benzer. Dağın dumanı, dervişin imanı aşka giden giriftar yoldur. Hamza can, “Bu coğrafyaya bakınca Yaşar Kemali okuyorum” diyor. Şeker Pınarı’nda “Bir nefescik” duralım dedik. Suyun dağlarla yarenliğine şahitlik ettik. Suda dağ tadı, dağda aşk tadı var. Eee yolcu yolunda gerek. Baba İshak’a vasıl olmaksa amaç durmak maksada manidir.
Gece yarısı vardık Hısnı Mansur’a. Mahmut Can’a (Yapıcı) mihman olduk. Başımız yastıkta. Doğal yaşamın lirik senfonisinden sesler uykuya dinginlik katıyor. Uzaklardan belli belirsiz köpek havlamaları ve gecede şavkıyan mehtabın ışığı nicedir özlediğimiz, şehrin gürültüsünde unutası olduğumuz bir nostaljiyle gecemize ninni oluyor. Şafağı selamlayan horoz ötüşleri, antik zamanlarda yitirilmiş bir hazineyi bulmak gibi..! Hanım Ananın Semsur’a özgü kahvaltısı ise bir başka güzellik.
Cemevine vardık. Pirler, dedeler, canlar … Pirler himmet eyledi, dedeler kerem eyledi 772 yıl sonra canlarla Baba İshak’ı, Baba İlyas’ı, Dede Kargını paylaştık.
Mustafa canın yaşadığı diyalog tam bir fıkra! Hani etkinliğimizin adı “Erenlerin yol kavşağında Baba İshak” ya. Bir canımız Mustafa canı aramış “Bu erenlerin yol kavşağı neresi oluyor? Tarif eder misin?” demiş!
Bizden önce gidenler demiş ya; “Yolcu yolunda gerek!” Adana’ya gitmek vaktidir. Bir ulu meydanda “Savaşa hayır! Suriye’den elini çek! Ülkene bak! İnançlara eşitlik, halklara özgürlük” dedik. Adana sıcağı bedene çökünce yorulmamak elde değil. Lakin ne yazık ki Ankara’ya dönmek gibi bir mecburiyetimiz var! Buralara gelip Hasan Dede’ye (Kılavuz) niyaz olmamak eksiklik olur. Çamalan’da bir gece mihman olduk. Aysel Ana’nın gül cemali, Hasan Dede’nin irşat eden muhabbeti yemeklerin lezzetine lezzet katınca olanca yorgunluğumuz gitti…
Ankara yolundayız. Mahmut can radyoyu açıyor. “Diyanet İşleri Başkanı” demiş ki “Kürtaj yapmak günahtır!” “Yeni Osmanlıcı” Baş vezirin baş sözcüsü biraz gecikti ama Baş Vezirine Şeyhül İslamlık vazifesini aksatmadığı gibi, Erenlerin yol kavşağında ortadan kalkması gereken bir engel olmaya devam ediyor!
Erenlerin yol kavşağı