Eric Arthur Blair, 1903 yılında Bengal’de doğar. Bengal, o dönemler İngiliz sömürgesidir. Babası o yıllarda Hindistan’da Kraliyet adına uyuşturucu ile mücadele servisinin görevlilerindendir. Eric, sekiz yaşına geldiğinde özel bir okula kaydettirilir. Beş sene boyunca bu okulda İngilizlerin birçok sınıfından arkadaş edinir. Daha sonra Welington’daki özel bir ortaokula devam eder. Buradaki eğitimini tamamladıktan sonra İngiliz Kraliyet polisine katılır. 1922 ve 1927 yılları arasında Birmanya’da sömürgeci İngiliz görevlilerinden biri olur. Birmanya’da tanık olduğu uygulamalardan sonra İngiltere’ye döner dönmez (1927) polislik mesleğinden istifa eder. Onu bu yazının konusu yapan da bu yıldan sonraki değişimi, fikirleri, hayati, direniş yılları, hayal kırıklığı, yazdığı romanlar ve makaleler, hakkında ileri sürülen iddialardır. Birmanya’da bulunmakla kişiliğine hakaret ettiğini, sömürgeciliğin bir polisi olmaktansa Londra’da beş parasız yazarlık yapması gerektiğini düşünür. Blair, İngiliz toplumuna yabancılaşmıştır da… Ona göre bu ülkede bu derece belirgin sınıfsal farklar yerine daha reformcu daha adil idari ve siyasi sistem olmalıydı. Notting Holl’de bir yakınının yanına yerleşerek İngiliz işçi sınıfının yaşadığı sıkıntıları yerinde gördü, analiz etti. Bu arada imparatorluğun Birmanya’daki varlığından da nefret etti. Bununla da yetinmedi, Paris’e giderek oradaki ayyaşların da işçilerin de yoksulların da hayatlarına tanık oldu. Dönüşte “Paris ve Londra’da Perperişan“ adlı kitabı yazdı.
Paris’ten döndükten sonra büyük buhran yıllarında aynı zamanda öğretmenlik yapmaktadır. Yazdığı kitap için yayınevi bir mahlas kullanmasını ister. O da kendisine “Kenneth Miles veya Lewis Allways” isimlerini kabul etmez. O başka bir isimde ısrar eder. Evinin güneyine düşen bir nehrin adını alır. Böylece bugün dünyanın birçok entelektüeli, komplo teorisyeni bu ad üzerinde bayağı tartışma yapacaktır. 1934 yılında Eileen O’Shaughnessy ile evlendi. Bu evlilik Birmanya Günleri romanından sonra gerçekleşti. 1947’de CIA kurulmadan iki yıl önce Eileen O’Shaughnessy vefat eder. Bu tarihi bir tarafa not edelim. Zira Eric Arthur Blair’in hayatında önemli bir tarihtir. Kendisi de iki yıl sonra yeniden evlense de ilk eşinin vefatından sonra hep huzursuzdur, hastadır, sakattır. Nihayet 1950’de o da vefat eder. İngiltere’deki yazarlık dönemlerinde yazdığı makalelerle, Birmanya ve değişik ülkelere gidip yerinden haberler yapmakla edebiyat ve yazar çevresinde saygınlık kazanır.
Ajan iddiları ve kültür savaşının sonuçları
1936’da İspanya iç savaşı patlak verince makaleleri ve haberleri için yerinde gözlem kaydıyla İspanya’nın yolunu tutar. Ne mi oldu? İspanya’ya varır varmaz gördüğü manzaradan çok etkilenir. Barselona’ya vardıktan hemen sonra P.O.U.M. (Partido Obrero de Unification Marxista) milisine katılır. 1937 yılının Ocak ayında onlarla birlikte çarpışır. İspanya’da tanık olduğu her şey ona farklı bakış açıları kazandırdı. Halk Cephesi’nin faşitlerce devrilmek istenen iktidarı, demokrasi arzusunu, o iktidarı gerekçe göstererek tüm İspanya haklarına yönelmiş tehdide karşı koymayı da insani bir sorumluluk olarak bilince çıkarıyor. Ki daha sonraki yazılarında bunu anlamak mümkün. Özellikle ‘’Katalonya’ya Selam’’ kitabında POUM’un içinde bir yabancı milis olarak anılarını anlatır. İngiliz basınının İspanya iç savaşında ikiye bölünmüşlüğünü, kızıl cephe ile faşist cephe arasındaki savaşa yönelik abartılı haberlerini, yalanlarını ifşa eder, cepheden New Statesman dergisi için gönderdiği yazılarda objektif olmaya özen gösterir. Onun yazdığı ‘’Katalonya’ya Selam’’, yazılanlar içinde iç savaşın en objektif en dokunaklı olanıdır. Ken Loach’in Ülke ve Özgürlük (Freedom and Land) filmi de bu eserden derlenerek çekilmiştir. Filmi izlemeyenler hemen bir fırsatını bulup izlesinler önerisi yapacağım bu bölümde.
Tarihin son yüzyılda insanoğluna bağışladığı ender militan entellektüellerden Eric Arthur Blair, yukarıda sözünü ettiğim iki takma ismi reddedip George Orwell’i kendisine uygun bulan adamdı. Ne hazindir ki 1999’te Indipendient yazarlarından Francis Stonor Saunders’ın Kültürel Soğuk Savaş (Türkçeye, Parayı Verdi Düdüğü Çaldı olarak çevrilmiş) kitabında bir yığın deli saçması iddialarla Orwell’in CIA hesabına çalıştığına dair iddialar var. Bu iddiaları da uzun zamandır TR solu ve Avro Sol’dan bazı kesimler dillendirmekte. Söz konusu kitabın Türkçe çevirisinde konuya dair belge diye sunulan şey İkinci Harp sonrası soğuk savaş döneminin başlamasına paralel olarak ABD ve Sovyetler arasında gelişen bir dizi kültür savaşının sonuçları!
Komünizm tehlikesine karşı liberalizm devreye konuluyor
Kısacası şu: ABD ve Avrupa, Sovyet ve komünizm tehlikesine karşı bir dizi dernek, vakıf, tiyatro, film, roman, hikayeyi destekliyor, özgürlükçü dünya adıyla ekspresyonist sanatı da bu işin temeline alıyor. Buna karşın Sovyet cephesinin iki biçimli sanat faaliyetleri de Doğu Bloğu cephesinde var. Sadece kaba propaganda üstüne inşa edilmiş komünist cephe sanat ve kültür faaliyetleri haliyle liberalizmin görkemli yaratıcılığı karşısında tutuk kalıyor, sönük kalıyor. Saunders’in iddiası ise bu özgürlükçü dünyayı CIA organize etmiş. Yazarları, sanatçıları kendi hizmetçisi gibi çalıştırmış. Bazı isimler ise dudak uçuklatacak tarzda. Kendi halinde bir Fransız klasikçisi olan Andre Gide bile var. Makalelerinin bir kısmı Amerika’da yasaklanan Andre Malraux ise aynı tezlere göre CIA ajanı. O da İspanya iç savaşında Halk Cephesi adına pilotluk yapmış. 1958’deki Cezayir’in bağımsızlığı için yayınlanan 121’ler bildirgesinde imzası olan bir aydın. Çehov ise CIA’nın kuruluşundan 60-70 yıl öncesinde yaşamasına rağmen CIA’nın 1950 sonrası kültür faaliyetlerinin en çok kullandığı adlardan. (Kitabin iddiası) Gorki’nin bazı oyunları bile CIA tarafından organize edilmiş güya. İlginçtir. Steanbeck ABD’de yasaklanmasına rağmen Sovyet bloğu o kitabı ABD’ye karşı kullanmak istemiş. Sonunda kitapta ve yapılan filmde yoksul Amerikalıların bile arabaları var, savıyla Sovyet bloklarında yasaklanmış.
Orwell sosyalist bir yazar
Orwell ile ilgili bölümse Animal Farm’ın çizgi filmlerine bazı kültür ve sanat vakıflarının desteği. Bu olay Orwell’ın hayatını kaybetmesinden sonra gerçekleşiyor. CIA, anladığım kadarıyla ölü yazarları kullanacak bir ahmaklar örgütü! Orwell zaten 1945’ten sonra eşinin ölümü üzerine bunalıma giren biri. Birçok hastalığa yakalanmış, İspanya iç savaşında yaralanarak memleketine dönmüş. İkinci evliliğinden kısa bir süre sonra vefat etmiştir. 1984 romanıyla Stalinci sosyalistlerin her türlü ithamına maruz kalan Orwell için kısa bir not düşelim: Kendisi İngiliz sömürgeciliğini reddedip açlık, yoksulluk pahasına yazarlık yaparken tümden sosyalist eğilimlidir, İspanya’da da öncesinde de Stalinci sosyalizmi, proletarya diktatörlüğünü eleştiren bolca makale yazmıştır. CIA’nın kuruluş yılı da 1947… Bir devlet politikası olarak kültür savaşlarında ideolojik saflar anlaşılabilir. Ki bunu en yoğun yapan da Sovyetler Birliği…Bulgakov, Pasternak nice yazarın yazma işini ve eserini yasaklayan bir devlet de en az emperyalizm kadar tehlikeli… İşkence sonucu öldürülen Isac Babel vs. daha yüzlerce isim sayılabilir. Ne onlar emperyalizmin ajanıydı ne de 1950’lerde Cadı Avı operasyonuyla yargılanan Amerikalı sanatçılar komünizmin ajanlarıydı. Kaldı ki Cadı Avı sahtekârlığını da yine ABD’li liberaller mahkum etmiştir, onlar yargılamaların, fişlemelerin önüne geçmiştir.
Soru: George Orwell’ın ajan olduğuna inanalım mı Sayın Kemal Okuyan ve Can Dündar? Ne dersiniz? İspanya iç savaşına CIA yazar göndermişse CIA’yi sevmek lazım. Olmayan CIA’yi…
* Bu yazı için Raymond ‘Williams’in Orwell’ın hayatını, fikirlerini derlediği Özgür Ansiklopedi, Fontana Modern Masters Orwell maddesinden yararlanılmıştır.