SELMA AKKAYA / PARİS

6 Aralık 1989 kadın tarihi açısından önemli bir yer tutuyor. O tarihte Montreal Politeknik Okulu’na yarı otomatik tüfek ve av bıçağıyla giren Marc Lepine, yaklaşık yirmi dakika içinde 14 kadını öldürür. Lepine geride bıraktığı notta, “Feministlerden nefret ediyorum! Benim eylemim politik” demişti. İşte, 1989 yılının bir kış günü yarı otomatik tüfekli tek bir adam Montreal Üniversitesi Politeknik Okulu’nda 14 kadın mühendislik öğrencisini katletmişti. Ateş açmadan önce erkeklerin sınıftan çıkmasını isteyen katil, bu genç kadınları, bu “feministleri” kendi hayatındaki başarısızlıklar için suçluyordu. Katliamdan hemen sonra silahını kendisine çevirmişti.

Bu açık niyete rağmen, bunun bir “feminist karşıtı saldırı” olduğunu resmen kabul ettirmek için kadın hareketleri 30 yıllık bir mücadele verdi. Konu üzerine çalışma yürüten sosyolog Mélissa Blais Montreal katliamının yıl dönümünde basına verdiği röportajda, sistemin erkek aklıyla hareket ettiğini ve halen kadın cinayetlerini sıradan ölümler olarak göstermeye çalıştığına dikkat çekiyor.

   

Politeknik katliamı 30. yıldönümünde anılıyor. O zamandan beri neler değişti?

6 Aralık 1989 günü akşam saatlerinde, Marc Lepine adında genç bir adam, sakladığı yarı otomatik bir tüfeği Kanada Quebec’teki Ecole Polytechnique’e, yani Montreal Üniversitesi Mühendislik Okulu’na soktu. İlk kurbanı olan Maryse Laganiere’i koridorda öldürüyor. Daha sonra 10 kadın, 48 erkek öğrenciyle bir erkek hocanın bulunduğu 303 numaralı sınıfa yönelmiş. Tavana iki el ateş edip bağırarak: “Kadınları istiyorum. Feministlerden nefret ediyorum!” diyor. Önce erkekleri kadınlardan ayırıp devamında kalan kadın öğrencileri duvara dizerek ateş etmeye başlıyor. Burada 6 kadın ölüyor. Ardından ikinci kata çıkıyor ve öldürme eylemini burada sürdürüyor. Öldürme eylemine başlamasından yaklaşık 20 dakika kadar sonra, Lepine kendi canına da kıyıyor. Kafasına ateş ettiğinde 14 kadın ölü, 13 öğrenci yaralı.

1970’lerle birlikte artan bir şekilde kadınlar Ecole Polytechnique’e, yani Montreal Üniversitesi’ndeki Mühendislik Okulu’na akın ediyor. Quebec veya başka yerlerdeki erkeklerin çoğu bu dönüşümü kabullenmemiş hatta sıcak karşılamamış. Bu durumdan rahatsızlık duyan isimler arasında 25 yaşındaki Marc Lepine de bulunuyor. Lepine, Kanada Ordusu’na başvurmuş ama reddedilmiş ve devamında Ecole Polytechnique’de kabul edilmemişti. Anlaşıldığı kadarıyla bunu, feministler ve sempatizanlarınca savunulan “pozitif ayrımcılık” politikalarına bağlıyordu.

Üstünde bulunan intihar mektubunda Lepine, kadınlara ve feministlere duyduğu nefretin ipuçlarını vermişti: “Lütfen dikkat edin: Eğer bugün intihar ediyorsam bu ekonomik nedenlerle değil ama politik nedenlerle. Çünkü hayatımı mahveden feministleri öbür dünyaya yollamaya karar verdim. Feministlerin beni çileden çıkarma konusunda her zaman yeteneği var. Kadın olmanın avantajlarını ellerinde tutmak istiyorlar. Erkeklerin ellerindekini eşzamanlı olarak almaya çalışmakla... O kadar faydacılar ki, çağlar boyu erkekler tarafından biriktirilen bilgiden yararlandıklarına bile aldırmıyorlar. Ellerine her fırsat geçtiğinde erkekleri yanlış tanıtmaya çalışıyorlar.”

Bu mektuba iliştirilmiş olarak geleneksel mesleklerde çalışmayan 19 önde gelen Quebecli kadının listesi vardı. Bunların arasında Quebec’in ilk kadın itfaiyecisi ile polis komiseri de bulunuyordu.

Listenin altına Lepine: “Bu kadınlar bugün neredeyse ölüyorlardı. Zaman yetersizliği -çok geç başladığım için- bu radikal feministlerin hayatta kalmalarına izin verdi” diye yazmıştı.

Tek bir kişi değil bir zihniyet!

Söz konusu olaydan hemen sonra olayı yorumlamaya çalıştık. Ancak medyada en çok geçen konuşmalar, herhangi bir sosyolojik analizi bir kenara bırakarak olayı deliliğinin yönlendirdiği ve tek bir adamın varlığına indirgiyordu. Oysa o adam, aynı zamanda bir zihniyeti ve ideolojiyi temsil ediyordu. Feministler, kadına yönelik şiddet teması etrafında birçok kampanya yürüttüler. Yıllarca yürütülen bu kampanya sayesinde bugün artık  Politeknik saldırısı kadına yönelik bir şiddet olgusu etrafında değerlendiriliyor.

Amansız bir mücadele verildi

Olayı izleyen yıllarda, feministler sadece söz konusu katliamı anan kişilerdi. Devlet feministlerin eylemleri nedeniyle 10 yıl sonra belli ölçülerde olayı yorumlama biçimini değiştirse de anti-feminist bir katliamdan çok, niyet ve fikir karşıtlığı tanımlamasıyla ele aldı. İşte böylesi bir durumu açıklıkla kabul etmeyen devletlerin tutumu nedeniyle bugün toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin her türlüsünü bugün dünyada yaygın bir biçimde yaşıyoruz. 30 yıl sonra bugün televizyon ekranlarında kadınların verdiği mücadeleyle birlikte Marc Lépine’in izole bir birey olmadığı, yaptığı katliamın cinsiyet eşitsizliklerinin devamı olduğu ve bir toplumun parçası olduğu kabul edildi. Ama bunun için amansız bir mücadele yolundan geçmek gerekmişti.

Devletler, neden katillerin  açık ifadelerine rağmen kadına yönelik şiddeti tanımakta zorlanıyorlar?

Genellikle ayrıcalıklı erkeklerden oluşan baskın siyasi güçler, bu adaletsizlikleri görmeyi reddediyorlar çünkü bunu görmek, onların çıkarlarını zedeliyor ve toplumu sorgulamayı gerektiriyor. Eril akıl, feministler ilerledikçe kaybedecekleri çok şey olduğunu düşünen, ayrıcalıklı kökenden gelen heteroseksüel beyaz erkeklerden oluşur. Bu sürekli şiddeti besleyen asıl kaynak olarak işlerken, aynı zamanda politikayı da bu güç belirliyor.

   

Katledilen öğrenciler

Öldürülen mühendislik öğrencisi kadınlar:

Genevieve Bergeron: 21 yaşındaydı, inşaat mühendisliği 2. sınıf öğrencisiydi.

Helene Colgan: 23 yaşındaydı, makine mühendisliği son sınıfındaydı.

Nathalie Croteau: 23 yaşındaydı, makine mühendisliği son sınıftaydı.

Barbara Daigneault: 22 yaşındaydı, makine mühendisliği son sınıftaydı. Montreal bölgesindeki başka bir mühendislik okulunda hoca olan makine mühendisi babasına ders asistanlığı yapıyordu.

Anne-Marie Edward: 21 yaşındaydı, kimya mühendisliği 1. sınıf öğrencisiydi. Üniversitenin alpinist kayak takımındaydı ve ailesi onu takım üniformasıyla gömmeyi seçti.

Maud Haviernick: 29 yaşındaydı, çevresel tasarım lisans mezunu ve meteorolojinin bir kolu olan malzeme mühendisliği 2. sınıf öğrencisiydi.

Barbara Maria Klucznik: 31 yaşındaydı, hemşirelik öğrencisiydi.

Maryse Leclair: 23 yaşındaydı, malzeme mühendisliği 4. sınıf öğrencisiydi.

Annie St.-Arneault: 23 yaşındaydı, makine mühendisliği öğrencisiydi.

Michele Richard: 21 yaşındaydı, malzeme mühendisliği 2. sınıf öğrencisiydi.

Maryse Laganiere: 25 yaşındaydı, Aynı zamanda Polytechnique’in bütçe dairesinde çalışıyordu.

Anne-Marie Lemay: 22 yaşındaydı, makine mühendisliği 4. sınıf öğrencisiydi.

Sonia Pelletier: 28 yaşındaydı, gelecek donem makine mühendisliğini bitirecekti.

Annie Turcotte: 20 yaşındaydı, malzeme mühendisliği 1. sınıf öğrencisiydi.

 

Kaynaklar:

http://www.gendercide.org/case_montreal.html

http://www.whiteribbon.ca