
Haziran ayında yapılan genel seçimlerinin ardından tam iki aydır Türkiye güvenoyu almamış ve alması da şimdilik gözükmeyen bir hükümet tarafından yönetiliyor. Bu hükümetin bazı bakanları ise ne milletvekili, ne de dışarıdan atanmış. Adalet İçişleri ve Ulaştırma Bakanları ise seçime üç ay kala atanmış bakanlardan oluşuyor. Ve hükümetin ne zaman kurulacağı konusunda belirsizlik hakim. Bu konuda çeşitli senaryolar oluşuyor. Bu senaryoları okuyunca, Türkiye’nin yeni bir sivil vesayet tarafından ve yarı başkanlık sistemiyle yönetildiğini fark etmemek mümkün. Aslında son bir aydır, Türkiye’nin yönetim tarzı ve hükümete yakın medya mensuplarının ortaya koyduğu erken seçim ve azınlık hükümeti senaryosu, yarı başkanlık sisteminin uygulamaya konulmasını da öngörüyor. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ülkenin yönetiminde ben de varım” tarzındaki açıklamaları bunu doğruluyor.
CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “AKP lideri Davutoğlu koalisyon kurmak istiyor ama saray buna engel” açıklaması gösteriyor ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin uygun bir zamanda seçimlerin yeniden yapılmasını istiyorlar. Erken seçime giderken de bunun zeminin hazırlanması için politikalar ortaya konuluyor. 7 Haziran seçimlerine gidilirken, Kürt sorunu yok açıklamaları, Dolmabahçe mutabakat metninin reddi üzerinden başlayan tartışmalar, Suruç’ta patlayan bomba ve ertesinde Ceylanpınar’da iki polisin ölümüyle farklı bir evreye taşındı.
Düne kadar ABD’nin Suriye konusundaki tüm taleplerini reddeden AKP hükümeti, ABD ile iki gün süren toplantı zincirinde bir uzlaşmaya vardı. Bu uzlaşmanın ana hatları da bir nevi ortaya çıktı. AKP hükümetinin ABD ve koalisyon güçlerinin Esad’a karşı savaşması yönündeki talebinden vazgeçtiği ortaya çıkarken, buna karşılık ABD’den Efrîn ve Kobanê kantonlarının birleşmesinin engellenmesi için Cerablus’un Türkmen ve Arapların denetimine bırakılması talebini ortaya koydu. Yine IŞİD’e karşı başlattığını duyurduğu hava saldırılarının bir günle sınırlı olduğu ortaya çıktı. 24 Haziran’dan itibaren PKK’nin denetimindeki alanlara yönelik hava saldırılarını da sürekli hale getirdi.
Türkiye ABD ve koalisyon güçleriyle anlaşarak İncirlik ve Diyarbakır askeri üslerini koalisyon hükümetinin kullanımına açarken, diğer yandan PKK’ye yönelik sınır ötesi operasyonlarda ABD ve müttefiklerinin desteğini almak istedi. AB ülkelerinin sınır ötesi operasyonlarının durdurulması, ABD’nin orantılı müdahale istemesinin yanısıra, Irak hükümeti, Goran ve YNK de sınır ötesi harekatın durdurulmasını talep etti. Yine Arap Birliği toplantısında Katar dışındaki tüm ülkeler Türk devletinin sınır ötesi harekatına karşı çıkan bir bildiri yayınladılar.
Hükümetin PKK’ye yönelik bu operasyonunun altında yatan asıl hedef, 7 Haziran seçim sonuçlarında, HDP’nin aldığı 6 milyon oyun dağıtılmasıdır. HDP 7 Haziran seçimlerinde 6 milyon oy ve yüzde 13 oy oranıyla, AKP’nin tek başına hükümet kurmasını engellerken, Erdoğan’ın başkanlık hedefine ulaşması da engellendi.
Diğer yandan iki yıldır görüşme aşamasında olan çözüm sürecinde hükümetin adım atmayacağı Dolmabahçe mutabakatı ile açığa çıkarken, AKP hükümetinin bu süreci bitirmek için bahaneler aradığı son bir ayda yaşanan gelişmelerle bir kez daha açığa çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümeti, HDP’nin yüzde 10’un altında kalması için düğmeye bastı. Bunun için çatışmalı sürecin hızlandırılarak, derinleşen kriz ve çatışmaların faturasını HDP’ye çıkararak, HDP’yi barajın altında bırakmayı hedefliyor. Bu nedenle seçimin ne zaman yapılacağı ise tartışmalı, her 15 günde bir yapılan düzenli kamuoyu yoklamalarına göre karar verilmesi planlanıyor.
Son olarak MHP, son günlerde HDP’ye yönelik başlattığı saldırıların dozunu HDP seçmenine “şerefsizler” sözüyle bir üst boyuta taşıdı. Aslında bunun 7 Haziran seçimleri öncesi ve sonrasında HDP’nin uzlaşmacı ve barışçı tutumundan kaynaklandığı biliniyor. Ama en önemlisi, MHP’nin 46 yıllık tarihinde toplumsal muhalefetin bastırılmasında önemli roller üstlendiği gerçeğidir. Tüm kirli operasyonlar ve provokasyonların ya içinde yer aldı ya da destekledi. İstanbul Üniversitesi katliamı başta olmak üzere, Çorum, Sivas, Maraş katliamlarında rolleri ortada iken, MHP’yle uzlaşmacı bir politika izlenmeyeceğinin de bilinmesi gerekir. Kaldı ki, Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP ile başlayan ortaklıklarının Meclis Başkanlığı seçiminde nasıl kirli bir gole dönüştüğünün şaşkınlığını CHP de henüz üstünden atamadı.