Erdoğan AKP’yi bir “savaş hükümeti” kurmaya zorluyor. Onun kafasından geçenin ne olduğunu bilemesek de, görünen köy klavuz istemiyor.

Erdoğan, daha ilk gün ağızlardan kaçırılan “erken seçim” hedefine demek ki, “savaş hükümeti” ile yürümek niyetinde.

MHP üzerindeki operasyon bu niyetin sonucu. Bahçeli ve arkadaşlarını, “çözüm sürecini tasfiye etme” temelinde, “yolsuzlukların üzerine gitme”, “Erdoğan’ı Saray’dan Köşke indirme” gibi taleplerden vazgeçerek koalisyona razı etme çabaları yoğunlaşıyor.

CHP’nin Bahçeli’ye teklif ettiği “Başbakanlık” rüşvetiyle kıyaslandığında, 12 Eylül öncesinin “ülkücü” partisi için “çözümsüzlük ve savaş” rüşveti, hiç kuşkusuz çok daha fazla baştan çıkarıcı. Bahçeli içinde bulunduğu zavallı duruma bakmadan “Kandil’e bayrak dikme” rüyaları görmekten hala vaz geçmiş değil.

Bu durumda AKP-MHP “savaş hükümetini” önlemek Türkiye’nin geleceği bakımından büyük önem taşıyor.

“Savaş hükümetini” önlemek yalnız Türkiye bakımından da değil, bizzat AKP, hatta bizzat Erdoğan için de yapılabilecek en büyük iyilik...

Neden?

Çünkü “artık” ne savaşla “oyun” oynamak mümkündür, ne de savaşı “düşük yoğunluklu” tutmak. Bundan böyle “erken seçim ortamı yaratmak” ve bu ortamdan yararlanarak “yeniden iktidar olmak” için sıkılacak ilk mermi, her iki tarafın tüm “arsenalini” hareketlendirir. Ülke hiç umulmadık sonuçlarla karşılaşabilir. Sabahtan akşama kadar “paralelcilerin”, “üst aklın” ve “dış düşmanların” Türkiye’yi “kıskandığından” söz eden, “Türkiye’yi yıkma” amaçlarından bahseden AKP’liler, böyle bir sonucu “seçim kazanmak” için kendi elleriyle hazırlamış olurlar. Bugünkü uluslararası ortamda, “hazır ABD Türkiye’ye karşı DAİŞ’le mücadele etmek için Kürt Özgürlük Hareketi’yle bir tür ittifak halindeyken Türkiye’nin işini bitirmek isteyecek” “rakip” devletler vardır. Erdoğan bu kafayla giderse, Türkiye’nin işini bitirirler de. Muazzam zenginliklerle dolu şu “yoksul” Ortadoğu sofrasından Türkiye gibi bir “boğazı“ eksiltmek, milyarlarca doları Türkiye’nin cebinden kendi cebine indirmek demektir.

O halde akıllı olun.

Türkiye böyle bir felakete sürüklendiği zaman, Kürdistan devrimci süreci, geçici de olsa büyük bir stratejik hedefinden geri çekilmek zorunda kalır; Türkiye’nin “ortak vatan” olma perspektifi kararır; “demokratik uluslaşma süreci” uzunca bir süre geriye döner. Konfederal Ortadoğu ortak evi ideali büyük bir yara alır. Ama Türkiye’nin felaketi Türkler için büyük bir facia ve çıkmaz yaratırken, Kürdistan halklarının önünde başka alternatifler belirir.

Kısaca Kuzey Kürdistan’la “eşit haklılık temelinde birlik” dışında ve Rojava’da “karşılıklı çıkarlar temelinde iyi komşuluk, işbirliği” ilişkisi dışında Türkiye için çıkar yol yoktur.

Ders alın.

Eğer AKP hükümeti DAİŞ’in Musul’u ele geçirmesiyle içine girdiği “petrol krizine” yakalanmasaydı, “Kerkük’ün” düşmesi hayalleri kurmasaydı. Musul-Kerkük petrollerinden “tarihsel hakkını” ele geçirmek için DAİŞ’i Kobanê’de desteklemeseydi, şimdi Türkiye Rojava Devrimi’nin zaferlerini Ankara’da “PYD Türkiye Temsilciliği” ile birlikte kutluyor olacaktı. Amerikan-Kanada “uçaklarına” ihtiyaç kalmayacaktı. Kürdistan halklarıyla “içeride” barış yapılsaydı, bu “barış” Türkiye’ye “dışarıdan” dikte edilmeyecekti.

Hala vakit var. Her şey bitmedi.

Madem “Türklerin iki büyük partisi” sizsiniz, madem ki vatanınızı seviyorsunuz, bırakın “reel politik atraksiyonları”, kurun bir AKP-CHP koalisyonu, ilk iş Öcalan’ın özgürlüğünü tanıyın, tüm Türkiye için Öcalan’ın Ortadoğu ülkelerindeki ortamı kökten değiştirecek adımlar atmasına fırsat tanıyın, bütün mutabakatları kesinleştirin, PKK Kongresini toplasın, “Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleye son versin”, Rojava’yı diplomatik olarak tanıyın, Efrîn Kantonu’nun Kobanê’yle birleşmesini sağlayın… Kürdistan’ın bütün parçaları sizinle dost olsun.

Ya da CHP mırın kırın etsin. AKP-MHP’yle savaş hükümeti kursun. “Erken seçim” filan derken, sisteminizin “erken ölümünü” hazırlayın.

Seçim sizin...