
Katliamlara kılıf olan olan sokağa çıkma yasakları Ağustos ayından itibaren gündemimizde. Yasakların biri bitiyor diğeri başlıyor, bazen aynı anda birçok merkezde yasak uygulanıyor. Kimi zaman bazı mahalleler kimi zaman ilçenin tamamı yasaklanıyor, nüfusu yüzbini aşan kentler günlerce bombardıman altında ev hapsine mahkum ediliyor. Katliamla, korkuyla, açlıkla ‘terbiye’ etme çabasının son örneğini Nusaybin’de yaşadık. Devlet burada kendini aştı, fütursuzca gerçekleştirdiği saldırıları iki hafta boyunca sürdürdü. DBP’li Belediye Eşbaşkanı Cengiz Kök, ablukadaki 14 günü gazetemize anlattı.
Üçüncüde de başaramadılar
“Hem Nusaybin hem de Kürdistan’ın geneli açısından Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli sokağa çıkma yasağını yaşadık. Daha önce 2 kere denendiler, onların tabiriyle kapalı olan 4 mahallemize; Yenişehir, Dicle, Fırat ve Newroz diğer adıyla Abdülkadirpaşa’ya girilmeye çalışıldı. İlk ikisinde başaramadılar. Bu üçüncüsüydü. Yine olmadı. Daha önceki yasaklarda da söz konusu 4 mahalle saldırıya uğramıştı. Bu kez yasak şehrin genelindeydi ama hedef yine bu mahallelerdi. Abluka, yoğun ateş ve çatışmalar bu mahallelerde yaşandı.”
Neden hedef seçiliyorlar?
Neden özellikle bu mahallelerin seçildiği sorusunun ise yanıtı açık: “Polis buralara hendekleri gerekçe göstererek girmek istiyor. Öz yönetim ilanlarının yapıldığı, kendi meclislerini kuran mahalleler bunlar, bu nedenle hedef seçiliyorlar.”
Yaşanan şehir savaşı
Kürt halkının öz yönetim talebine katliamla yanıt veren devlet girdiği her merkezde ardında büyük bir yıkım ve acı bırakarak geri çekiliyor. Belediye Başkanı Kök, “‘Sokağa çıkma yasağı’ deniliyor ama aslında her ilçede bir sehir savaşı yaşanıyor” diyor. Taraflar ise devlet ve halk. Devlet; polis, özel harekat hatta askerle ilçeleri abluka altına alıyor hatta işgal ediyor, ardınan Akrep, Kobra, Kirpi vs. yüzlerce zırhlı araçla ‘hendekleri yıkacağım, barikatları kaldıracağım’ iddiasıyla ‘Kürt avı’na çıkıyor.
Balkon, pencere, kapı önü de!
İki hafta boyunca tüm işyerlerinin, okulların kapalı olduğu, zamanın, hayatın durdurulduğu ilçede halk sadece evlerine hapsedilmekle de kalmadı. “Sadece sokağa çıkma yasağı değil yaşanan, balkona çıkma yasağı, pencereye çıkma yasağıdır, kapının önüne, bahçeye bile çıkamama yasağıdır” diyen Kök, yaşam hakkı, özgürlükleri gasp edilen halkın maruz bırakıldığı uygulamaları “düşünün” diyerek anlatmaya başlıyor:
Dış değil iç kapıda vuruldu
* Burada öldürülen sivillere dikkat edin: Öldürülen kadın (Selamet Yeşilmen, 5 çocuk annesi ve hamileydi) kendi evinin dış kapısının değil iç kapısının önünde vurularak öldürüldü. Kimi evinde oturmuş, penceresi, kapısı kapılı olmasına rağmen kendi evinin içinde kurşun yedi. Kimisi balkonda, kimi penceresini açarken…
* Kendi evinizde 14 gün eve hapsedilmişsiniz, pencere önünde hareket edemiyorsunuz, pencereyi açamıyorsunuz, dışarıya kafanızı uzatıp bakamıyorsunuz.
* Kaldı ki 14 gün boyunca gece-gündüz silah sesi hiç susmadı. Silah sesi de bildiğimiz kurşun sesi değil, ağır silahların sesi, çok yüksek patlamalar, arada da değil, sürekli.
Depresyon ötesi bir durum
* 14 gün boyunca sürecek bir yasak için hiç kimsenin bir hazırlığı yoktu, olamazdı da zaten. Elektrik yok, su yok, yemek yok, evlerdeki stok tükenmiş, içeride hasta var dışarıya çıkartamıyorsun, ambulans çağırıyorsun saatlerce/bazen günlerce gelemiyor.
* Hatta biliyorsunuz burada bir kişi kendini astı. Evdeki hasta annesi için defalarca ambulans istiyor, gelmiyor. Artık nasıl bir bunalım, nasıl bir psikiloji yaşamışsa bu yolu seçiyor.
* Burada çocuklar da yetişkinler de ağır depresyon ötesi bir durum yaşadılar. Özelliklede çocukların bu 14 gün boyunca yaşadığı travma öyle kolay kolay atlatılabilir bir şey değil.
Savaştan çıkmış bir şehir
Kentin yaşadığı yıkım da bir o kadar büyük. “Diğer mahallelerde var ama asıl yıkım saldırıya uğrayan 4 mahallede. Özellikle de Abdülkadirpaşa Mahallesi’nde” diyor Belediye Eşbaşkanı Kök. Yasak kalkar kalmaz mahalleleri dolaşan heyetler içerisinde yer alan Kök, karşılaştığı manzarayı ise şöyle anlatıyor: “Savaştan çıkmış bir kent gibi. Şehirlerin yerle bir olduğu savaş görüntülerini herkes görmüştür. Bu görüntüleri getirin gözünüzün önüne, tablo budur.”
Çöpler yığın haline gelmişti
“Ne kadar ev yıkılmış, ne düzeyde bir tahribat var” sorusuna yanıt vermek için erken olduğunu belirten Kök, belediye olarak dün itibarıyla hasar tespit komisyonu oluşturduklarını, bugünden itibaren mahallelerde çalışmanın başlayacağını söylüyor. Önceliği çöpleri toplanmaya ve yıkılan ev ve işyerlerinden kalan molozları temizlemeye vermiş belediye. “14 gün boyunca temizlik yapılamamıştı ve çöpler yığınlar haline gelmişti” diyen Kök, “artık hastalık riski teşkil etmeye, kara sinekler türemeye başlamıştı” diye ekliyor.
Çevre belediyelerle birlikte
Kendi imkanlarıyla kentteki yıkımın altından kalkmalarının zorluğuna işaret eden Kök, “Bizim iş makinalarımızla çöp ve molozların temizliğinin bir günde sonuçlanması imkansızdı. Sağolsunlar çevre belediyelerimizin tamamı imkanları dahilde o dayanışmayı gösterdiler. Araçlarını, personellerini gönderdiler, çöpü bitirdik.”
Kapıya çöp atmanın dahi “ölümü göze almakla eşdeğer” olduğu ilçede dün yapılan temizlikte öyle çok çöp toplanmış ki ilçenin çöp merkezi dahi tıkanmış.
Elektrik ve su öncelik
İlçede ilk iş olarak tahrip olan alt yapı, su ve elektrik hatları da onarılıyor. Mardin Büyükşehir Belediyesi Su Arıza (MARSU) birimi tarafından dün arızalar giderilmeye çalışılırken, DEDAŞ ekipleri ise Fırat, Abdülkadirpaşa, Yenişehir ve Dicle mahallelerinde elektrik onarımı yaptı. İtfaiye aracıyla suyu olmayanlara su dağıtlıırken, belediye ekipleri önceki gün olduğu gibi dün de ekmek dağıtımını sürdürdü.
Mahalleli de bir taraftan yaşadığı sokaktaki temizliğe katkı sunarken, polis saldırılarından zarar görmüş, yıkılmış barikatları da sağlamlaştırıyor.
Dış duvarların tamamı yıkık
Mahallelerdeki evler bombaatar ve kurşun izleriyle doluyken, bazı evler ise hiç kullanılamayacak durumda. “Bir eve gittik dış duvarları tamamen çökmüş. Evin içi, mutfağı, odası dışarıdan net olarak görülüyor, etrafı açık. Burada bir aile yaşıyor” diyen Kök, ev sahibinin polisin evi kepçeyle yıktığını söylediğini aktardı.
Yüzde 80’i susuz ve elektriksiz
Yasağın 13 Kasım’da ilan edildiği Nusaybin’de elektrik ve su ilçede ilk günlerden itibaren kesik. Belediye patlayan su ve elektrik şebekelerini hemen hemen her gün onarmak için çabalamış ancak her seferinde devlet güçleri tarafından engellenmiş, hatta saldırıya uğramış: “Yasağın ikinci günü ana şebeke su boruları patlatılmıştı, aynı şekilde elektrik sebekesi de. Şehrin yüzde 80’i susuz, elektriksiz kaldı. Defalarca kaymakamlığı aradık. Ekipler bekletiliyordu şehrin girişinde müdahale için. Her seferinde tamam deniliyordu, ekipler varır varmaz silah patlaması, bomba sesleri duyuluyor, bir hengame çıkartılıyor ve özel harekatçıların hakaretleriyle arkadaşlarımız oradan uzaklaştırıyorlardı. Bunlar son gününe kadar da devam etti. Yasağın kalkmasıyla birlikte ancak müdahale edebildik.”
Hendekler öz savunmadır
Belediye Eşbaşkanı Kök ‘hendekler’ gerekçe gösterilerek uygulanan zulme karşı halkın büyük bir direnişle karşılık verdiğini anlatırken, “Hendekler yaklaşık 3 aydır var. Tutuklamalar, gece baskınlarına karşı savunma olarak gelişti. Halkın isyanı hendeklere değil, hükümete, devletedir” diyor ve ekliyor: “Halkın isyanı şuna; ne oldu da 7 Haziran’dan sonra bu hengame koptu? Kim ister 3-4 ay bu kabusun içinde yaşamayı. 14 gün boyunca yaşadıklarımızın başka bir örneği yok. Ama ne oldu da bu durum yaşandı? Olay nettir. Kürtlerin ortaya çıkan iradesi, HDP’yle barajın nasıl aşıldığı, yıkıldığı iktidar tarafından görüldü ve bunu hazmedemeyenler tarafından böyle bir süreç başlatıldı, sonuçları da tabii ki buradaki halka yanısdı. Halkın tepkisi direkt hükümetedir, devletedir.”
Üç mahalle öz savunmada
Belediye Eşbaşkanı Kök, devletin halka karşı 14 gün boyunca yürüttüğü savaştan kazancının ise “hiçbir şey” olduğunun altını çiziyor: “Abdülkadirpaşa Mahallesi onların tabiriyle açıldı. Ama diğer 3 mahalle hala öz savunmadadır. Yenişehir, Dicle ve Fırat mahallelerinde barikatlarda ardında halkın nöbeti sürüyor.” Öz yönetim ilanlarının halk tarafından desteklediğini ifade eden Kök şunun da altını çiziyor: “Saldırıların merkezindeki dört mahalleye de bakın, mahalleyi koruyanlar kimlerdir? Mahalleyi koruyanlar zaten mahallelidir, orada yaşayan insanlardır.”
Yasağı tanımayacağız
Yasaklara artık tahammülerinin kalmadığını, yasağı tanımadıklarını, tanımayacaklarını belirten Kök, yasağın kaldırılmasından bir gün önce kendisinin de bulunduğu binlerce kişinin saldırılara rağmen sokaklara döküldüğünü hatırlatarak, Nusaybin’deki ruh halini şöyle özetliyor: “Halk patlama noktasına gelmişti. Artık ne olacaksa, tutukluyorlar mı, öldürüyorlar mı, ne yaparlarsa yapsınlar, artık dayatılanlara kabul edemeyiz. Yasak kalkmamış olsaydı dün büyük ihtimal aynı şey tekrar yaşanacaktı, halk yine sokaklara dökülecekti.”
Yasak bitti ama yığınak sürüyor
Kök, ilçede 14. günde sokağa çıkma yasağı sona erse de polis ve zırhlı araç yığınağının devam ettiğini de sözlerine ekliyor: “Şimdiye kadar hayatımda görmediğim değişik zırhlı araçlar var burada. İsimlerini bilmediğimiz zırhlı araçlar var. Akrep, Kirpi, Kobra dediğimiz zırhlı araçların da dışında farklı araçlar, yüzlerce ifade edebileceğimiz, bir o kadarda özel harekatçı var. Yasak sona erdi ancak bu güçler hala burada. Halk arasında yarın belki sonraki gün belki de bu gece tekrar sokağa çıkma yasağı ilan edilebilir yönünde kaygı var.”
Başka çözüm yok
Nusaybin’de kalksa da Derik’te yasağın sürdüğünü, başka yerlerde ilan edilmeyeceğinin garantisi olmadığını kaydeden Kök, çözümün ise tek tek ilçelerle ele alınamayacağının altını çizerek, buzdolabına konulan çözüm sürecinin önemine işaret ediyor: “Bu iş buradaki yöneticilerle olabilecek bir şey değil. Sokağa çıkma yasağını, mahallelere operasyonu yöneten ne kaymakamdı ne valiydi ne emniyet müdürüydü. Onlar kendileri de bunu söylüyordu. Hiçbir etkileri, yetkileri yoktu. Tamamıyla Ankara merkezli bir operasyondu. Çözümün merkezi de Ankara’dır, Meclistir. Çözüm sürecinin tekrardan hayata geçirilmesi gerekiyor. Onun dışında başka bir çözüm yok.”
Moral ve coşku verdi
DAİŞ saldırıları nedeniyle yerle bir edilen Kobanê’ye giderek yerinde gören, onlarla benzer bir tecrübe yaşadıklarını ifade eden Kök, “Burada yaşadıklarımız birçok yönüyle o dönemi de hatırlatıyor. Benim oturduğum mahalle sınıra yakın. Üç dört gün boyunca Rojava’dan Qamişlo’dan halk bizimle dayanışmak için sınıra yürüdü. Kobanê süreci geldi aklıma. Biz de Suruç’ta Kobanê için direniş başlatıldığında onlarla dayanışma eylemleri yapıyorduk. Şimdi o taraftan benzer bir dayanışma örneğinin gösterilmesi farklı bir duygu ve heyecan yarattı, moral ve coşku verdi bizde” dedi.
ARZU YILDIZ/HABER MERKEZİ