
Avrupa Parlamento'sunda düzenlenen 9. Uluslararası Kürt Konferansı'nın önceki gün gerçekleşen son oturumunda 'Barışı Müzakere Etmek: Siyasi bir Çözüm için Gereklilikler ve Türkiye'de Barışın Yol Haritası' konulu sunum yapıldı. Sivil toplum aktivisti Osman Kavala, gazeteci-yazar Ali Akel, yazar Nuray Mert ve Uluslararası Kriz Grubu’ndan Sabine Freizer, bu bölüme konuşmacı olarak katıldı. Oturumun moderatörlüğünü ise Güney Afrikalı eski yargıç Essa Mossa ile AP Milletvekili Marie-Christine Vergiat yaptı.
Kavala: Müzakereler başlamalı
Osman Kavala konuşmasında, Türkiye'de Oslo sürecinden sonra tarafların birbirine karşı güvensizlik beslediğini belirtti. Kavala çatışmaları sonlandıracak, eylemlerin durmasını sağlayacak kalıcı bir ortamın yaratılması için müzakerlerin en kısa zamanda başlatılmasının önemli olduğunu kaydetti. Dokunulmazlıkların kaldırılmasının ciddi bir tehdit olduğunu vurgulayan Kavala, AKP'nin BDP'ye yaklaşımını da eleştirerek şunları dile getirdi: "BDP'yi çalışamaz bir hale getirmek doğru bir yaklaşım değildir. Pragmatik adımlarla Kürt sorunu çözülemez. Müzakere sürecinde güven arttırıcı adımların atılması gerekiyor. BDP ile görüşmelere başlamak gerekiyor.Bu çözüme katkı sağlayacak meşru zemindir."
Freizer: 90'lı yıllardan daha ciddi
Oturumda Ulusararası Kriz Grubu adına konuşan Sabine Freizer de Kürt sorununun endişe verici bir noktada bulunduğunu kaydetti. Freizer şunları söyledi: ''Çatışmalarda Haziran 2011'dan bu yana en az 870 kişi öldü. Bu yıl ise bu rakam en az 500'dür. Yaralılar konusunda elimizde bilgi bulunmuyor. Türkiye'nin batısında sanki şiddet normalmiş gibi yaklaşım var. Tabii diğer şiddet yöntemleri de var, tutuklamalar ve işkence gibi. Bugünkü durum, 90’lı yıllarından daha farklı ve ciddidir. Başbakan Erdoğan Kıbrıs, Kürt sorunu gibi sorunlardan çok, başkanlık sistemine odaklanmış. Seçimlerde ise Kürt oylarından çok milliyetçi oyları almak için uğraşıyor. Türkiye komşular ile sıfır sorun gündeminden çıktı, şu an sorunlu bir süreçte. 'Türkiye’de Kürtlere hak verirseniz, daha fazla isterler' diyen milleyetçi bir yaklaşım var. Hükümet bir adım ileri iki adım geri atıyor. Kriz grubu olarak bizim tavsiyelerimiz nelerdir? Kürtçeli seçmeli ders bir adımdır. Ama Anadilde eğitim için yeterli değildir. Seçim barajı düşürülerek Avrupa Birliği standartlarına getirilmeli.
Mert: Çözüme katkı sunulmalı
Akademisyen ve yazar Nuray Mert de, Kürtlerin taleplerinin net olduğunu belirterek, bu konuda kafa karışıklığı yaratıldığını vurguladı. Mert şunları ifade etti: "Kürtler birilerinden birşeyler istemiyorlar, zaten kendi hakları ve özgürlükleri için mücadele ediyorlar. Kürtlere nasıl mücadele edecekleri konusunda öneriler bulunmaktan ziyade, barışçıl çözüme katkı sağlamamız gerekiyor. Bizim asıl çağrımızı Kürtlere, Kürt çevrelere değil, Türkiye’deki mevcut iktidara ve genelde devlete yapmamız gerekir. Çünkü Kürtler bizim beğendiğimiz ya da beğenmediğimiz her yolla mücadelelerine devam edecekler. Bu konuda kararlılıklarını gösterdiler, büyük bedeller ödediler, bundan sonra da ödemeye devam edecek gibi gözüküyorlar. Kürtler sadece demokratik haklarını istemiyorlar. Kürtler taleplerini konuşabilmek ve müzakere edebilmek için bir zemin olarak demokratik hak ve özgürlükleri istiyorlar. Kürt meselesinden bahsederken, azınlıklar, azınlık dillerinden bahstemek de konuyu bulanıklaştırıyor. Yeni bir anayasa Kürt meselesinin çözümünde ancak bir ara aşama olur. Yeni anayasa, bireysel hak ve özgürlükler, temaları şeklinde çerçevelendirilebilir.
Akel: Zihinsel kopuş yaşandı
Gazeteci Ali Akel de, Türk medyasının vesayet rejiminden etkinlendiğini belirterek, basının resmi ideolojinin taşıyıcısı olduğunu söyledi. Akel, Roboskî Katliamı ile ilgili hükümeti eleştiren yazı yazdığı için Yeni Şafak Gazetesi'nde işine son verildiğini hatırlattı. Roboskî Katliamı'ndan sonra Türkiye'de Kürtlerin zihinsel bir kopuş yaşadığını vurgulayan Akel, hükümetin Kürt politikasını eleştirerek, şunları ifade etti: ''Hükümetin, Habur girişi, Oslo görüşmeleri, demokratik açılımlar sonrası geldiği noktada bir başarısızılık var. Sürekli bunun bir başarı ile sonuçlanmaması ile karşı karşıya. Şimdi milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması gündemde. Bu sadece siyasi bir krizi mi getirecektir diye düşünmemiz gerekiyor. Bugün gerçekten sırat köprüsünden geçiyoruz, köprüyü geçmek de, köprünün ortasında düşmek de mümkün.''
Akel bir müzakere sürecinin yeniden başlatılması gerektiğini belirterek, müzakere sürecinin sonuçlarıyla adil ve adaletli olması gerektiğine dikkat çekti. Akel,''Eğer adaleti taşımıyorsa, siz bir barışa ulaşabilirsiniz, ama o sahte barış sizi yarınlar için çok tehlikeli bir noktaya getirebilir. Toplumun siyasete, siyasetin topluma güven duyduğu bir zeminde müzakerelerin başlatılması gerekiyor. Yeniden bir toplumsal sözleşme ile devlet ancak töbe edebilir'' dedi.
Demirtaş: Şartlar eşit olmalı
Konferansın son konuşmacısı ise BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'tı. Demirtaş, BDP’nin Kürt sorununun çözümüne yönelik müzakerelerde oynayacağı role ilişkin bir sunum yaptı. Müzakereler başlamadan önce tarafların müzakereye ikna edilmesi gerektiğini belirten Demirtaş, “Tarafların eşit koşullarda müzakere yüreteceği koşullar sağlanmalı. Bir tarafın en önemli aktör olarak gördüğü kişiyi, bir adada tutarak, müzakerenin en önemli aktörü olarak görmeye devam ederseniz burdan sonuç alamazsınız. Şartların eşitlenmesi gerekir. Bundan kastetettiğim Tayyip Erdoğan’ın İmralı’ya konması değil, Öcalan’ın İmralı’dan çıkarılmasıdır. Şartlar ancak böyle eşitlenebilir” dedi. Demirtaş, Kürt tarafının müzakereden yana olduğunu, Ancak AKP hükümetinin bu konuda ikna olmadığını söyledi.
Hükümet müzakereden kaçıyor
Hükümetin neden müzakere etmek istemediğinin de net anlaşılması gerektiğini söyleyen Demirtaş konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bir hükümet, neden müzakere yöntemini tercih etmez, savaş uçakları alarak, askeri yatırımları arttırarak, ülkeyi kan gölüne çevirerek, AB sürecini de dahil sarsacak düzeyde, riske atarak, müzakere sürecine girmeyi kabul etmez? Çünkü hükümet PKK ve Kürt tarafını kabul edip onlarla görüşmek zorunda. Bu durumun da Kürtleri halk olarak kabul etmek anlamına geleceği için müzakereden kaçıyor.'' Demirtaş, Türkiye'nin Kürtler'e karşı uyguladığı savaş yöntemlerinden vazgeçmesi için AB'nin de rolünü oynaması gerektiğine dikkat çekerek, ''AB, PKK’yi terör örgütü olarak görüp, öyle aldığında Türk hükümetine destek vermiş oluyor. PKK’yi terör örgütü olarak görmekten ve teröre karşı mücadele konseptinden vazgeçmiş olması gerekiyor'' dedi.
Çözüm için karar verilmeli
BDP’nin, demokratik sivil anayasa yapımı ve müzakerelerin sağlıklı yürümesi noktasında rol sahibi olabileceğini vurgulayan Demirtaş, sorunu müzakere ile çözme konusunda hükümetin karar vermesi gerektiğini kaydetti. Demirtaş, “Müzakereler devam ederken, süreç ve sonrasının güvence, garanti altına alınabileceği, yeniden çatışmalı sürece dönme risklerine karşı tedbirleri almazsak müzakereler sonuç alıcı olmaz” dedi.
Demirtaş şunları dile getirdi: “Bu süreçleri sağ selim geçmek istiyorsak, hükümetin bu sorununu müzakere ile çözme konusunda kararını vermiş olması gerekiyor. 'Sizinle mücadele ederiz, ama önce silahları bırakın' demek, bu müzakerenin ruhuna terstir. Silahları bırakacaksan niye müzakere ediyorsun. Kürtler şöyle bakmamalı, önce haklar kabul edilmeli, sonra müzakere başlamalı, bu yaklaşım da yanlış. Şartları ilkesel düzeyde konmuş, ön şartsız müzakerenin başlaması gerekiyor. Tarafların eşit koşullarda müzakere yüreteceği eşit koşullar sağlanmalı.''
BDP Eşbaşkanı Demirtaş, BDP'nin daha aktif rol oynayabilmesi için fırsat tanınması gerektiğini belirterek, adım atılması halinde müzakere sürecinin mümkün olduğunu kaydetti. Demirtaş şöyle devam etti: ''Bizim şu anda görüşme kanallarımız kapalı değil. Bir tarafı ile görüşme imkanı var iken, diğer taraf olan sayın Öcalan ile görüşme imkanımız yok. BDP’nin uçmasını isteyenler, BDP’nin kanatlarının olmasını da kabul etmeli. Sayın Öcalan ile görüşebilmeliyiz ki, ileri aşamalarda daha aktif rol oynayabilelim. Çözüm için, kalıcı barış için müzakere anlayışı gelişirse, Kürt sorununa şiddet dışı yöntemlerle süreç başlamış olur. Bu süreç bir yıl mı on yıl mı sürer bilemeyiz. Bu sürecin uzamasının bizim açımızdan hiçbir sakıncası, kaygı verici durumu yoktur. Yeter ki süreç bu aşamaya gelsin."
Demirtaş, Belçika'da Türk Büyükelçiliği'nin AP'ye mektup göndererek, KCK Yürütme Kurulu üyesi Zübeyir Aydar ve PYD Eşbaşkanı Salih Müslim'in 'terörist' olarak suçladığına da dikkat çekerek, bu durumun müzakere mantığı ile uyuşmadığını vurguladı.
'Uzun serbest bırakılsın'
AP'de yapılan konferansta, 6 Ekim'de Fransa'nın başkenti Paris'te tutuklanan Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) üyesi Adem Uzun'un derhal serbest bırakılması için bir deklarasyon yayınlandı.
Deklarasyonda, "9. Kürt Konferası, Fransız makamları Sayın Adem Uzun’u derhal serbest bırakmaya çağırıyor. Kürt siyasi hareketinin meşru temsilcisi Sayın Uzun, bu pozisyonundan dolayı Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için Oslo barış görüşmelerine müzakereci olarak seçildi. Biz bu nedenle tutuklanmasından kaygılıyız. Hakkındaki suçlamaların da doğru olmadığı kanaatini taşımaktayız" ifadelerine yer verildi.
NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU - BRÜKSEL