Mersin’den HDP milletvekili adayı olan Rıdvan Turan, “Eşitliği sağlamanın yöntemi en mağdura göre plan yapmaktır, onun da yolu HDP’de geçer” dedi. 

Yaklaşık 30 yıldır sol politik mücadele içerisinde yer alan HDP milletvekili adayı olan Rıdvan Turan, HDP’nin kendisi için tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin 2’nci sıra milletvekili adayı Rıdvan Turan,  1971 Tokat/Reşadiye doğumlu. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okurken sol düşünceyle tanışan Turan, Kurtuluş geleneği içerisinde yer aldı. Birleşik Sosyalist Parti, Özgürlük ve Dayanışma Partisi ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nden ayrıldıktan sonra ise kurucusu olduğu Sosyalist Demokrasi Partisi’nin genel başkanlığı görevini yürüttü. 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP Adana Milletvekili seçilen Turan, 1 Kasım’da yenilenen seçimlerde tekrar seçilemedi.

HDP tercih değil, zorunluluk

AKP hükümetinin, 16 yıllık iktidarı döneminde sorun çözmek yerine sorun üreten bir noktada durduğunu belirten Turan, biriken sorunlara çözüm üretmek için aday olduğunu dile getirdi. Yaklaşık 30 yıldır sol politik mücadele içerisinde yer alan Turan, HDP’nin kendisi için tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı. Turan, “Ben sosyalizmi ulusal mesele ile beraber öğrendim. Yani sosyalizmi öğrendikten sonra bir de ulusal sorun var diye buna dışarıdan eklenmiş bir biçimde öğrenmedim. Geldiğim gelenek itibariyle sınıfsal, ulusal ve cinsel çelişkiye karşı olunmadan sosyalist olunamayacağını öğrendik. Dolayısıyla deyim yerindeyse fıtratımızda sınıf meselesi kadar aynı zamanda ezilen cinsin ve ulusun yanında olmak da vardır. Yani zorunluluktur benim açımdan derken bunu kastediyorum" dedi.

Sosyalist, ezilenin yanındadır

"Eğer sosyalizmi ulus sınırları içine hapsederseniz bu nasyonal sosyalizm yani faşizm oluyor" diyen Turan, "Bizim anlayışımız tüm dünyayı çevreleyen bir felsefeye sahip olduğu halde niye ulus meselesi bizim için önemli, çünkü eğer toplumda özgür olmayan birileri varsa aslında toplumun bütünü özgür değildir. Yani Kürtler biz bu toplumda özgür yaşıyoruz demiyorlarsa, dilimizi rahat konuşamıyoruz, kültürümüzü rahat yaşayamıyoruz diyorlarsa demek ki burada bir ezme ezilme ilişkisi vardır. Sosyalistlerin de buradaki vazifesi mutlaka ezilenin yanında saf tutmak biçiminde olmalıdır. Ben şunu anlayamıyorum; kendisine sosyalist diyen, Kürt özgürlük mücadelesinden, onun yaratmış olduğu dinamizmden fersah fersah uzakta olan ve hatta kendini bunun karşısına koyan ve adı solcu olan bazı yapılar var, bunu anlamak benim açımdan pek mümkün değildir.”

Mersin, Türkiye’nin özetidir

“Memleketin her tarafı lime lime dökülüyor. Mersin de bir Türkiye özetidir” diye devam eden Turan, ekonomik projelerin bu sorunların bir kısmını çözebileceğini, ancak özelde Mersin’in genelde de Türkiye’nin ciddi ve önemsenmesi gereken bir insani trajedi ile karşı karşıya olduğunu ifade etti. Turan, Mersin’in 90'lı süreçlerde köylerin yakılması ve faili meçhul cinayetlerden kaynaklı aldığı göçlerin yanı sıra farklı nedenlerden kaynaklı çeşitli illerden göç almış farklılıkların bir arada yaşadığı bir kent olduğuna dikkat çekti.

İnsani ve toplumsal problemler var

Turan, sözlerini söyle sürdürdü: “Mersin küçük bir balıkçı kasabası iken üst üste gelen göçler ile şuanda milyonluk kent haline gelmiş. Diğer göçler genelde ekonomik göçler ancak savaş sebebi ile göçenlerin travması halen bir biçimi ile sürüyor. Yaşam koşulları halen sorunludur. Dolayısıyla burada ciddi anlamda insani ve toplumsal bir problem var. Bu meselelerin çözümü onların eşit yurttaş olarak yaşamasından geçiyor. Adana, güney ve kuzey gibi bölünmüştür. Durumu iyi olanlar kuzeyde, kötü olanlar güneydedir. Burada da neredeyse doğu ve batı gibi bölünmüş durumda. Göç ile gelmiş insanların yaşadığı yerlere bakın, bir de Mersin’in görünen yüzüne bakın. Mersin güzel kenttir denilir. Onu diyenlere diyorum gelin Mersin’i beraber gezelim, bakalım size hangi yüzü gösteriliyor. Bu bir tarafı ile sınıfsal bir meseledir. Çünkü varoşlarda, gettolarda yaşamaya zorunlu kılınan insanlar aynı zamanda emekçi insanlardır. Bu meseleler tek başına ekonomi ile çözülecek meseleler değildir. Kuşkusuz ekonomik durum önemlidir, ancak burada esas olan siyaset ve demokrasidir. Bizim yoğun oy aldığımız bu mahallelerde işsizlik Türkiye ortalamasının üstünde; yüzde 17 civarındadır. Dolayısıyla yoksulluk zaten hakeza öyledir. Ardından uyuşturucu ve benzeri maddelerin kullanımı ortadadır. Bunlar gençlerin siyasetten uzaklaşması için sistemli bir şekilde üretiliyor. Bu sorunları çöze bilmek için gençlerin kendilerini rahatça, özgürce ifade edebilecekleri bilimsel, sanatsal, kültürel ve sportif imkânlarının olması gerekiyor. Bu kenti ve ülkeyi yönetenlerinde böyle bir bakış açıları yoktur.”

Kentin aynı zamanda emekçilerin yoğun yaşadığı bir tarım kenti olduğunu hatırlatan Turan, sözlerini şöyle tamamladı: “Biz kenti biliyoruz, dolayısıyla demokrasi talebimiz var. Çünkü bu kentte en mağdur pozisyonunu yaşayanlar kadını, genci, emekçisi ve farklılıkları ile bizleriz. Bu sebeple sırça köşkte birinin ben size demokrasi getireceğim demesinin inandırıcılığı yok. Demokrasi talebi bize ait bir talep, biz onun ne kadar ekmek gibi su gibi elzem olduğunu çok iyi biliyoruz. Ondan kaynaklı bir kenti en alttakilerin felsefesi ile yönetirsen demokratik bir biçim de yönetirsin, yukarıdakilerin felsefesi ile yönetirsen zenginler ve yoksullar mahallesi kurarsın, eşitliği sağlamanın yöntemi en mağdura göre plan yapmaktır ki işte HDP de budur zaten.”

Tünelin ucundaki ışık göründü

İktidarın geldiği noktayı "Tanrı Kral" olarak tanımlayan HDP Urfa Milletvekili Adayı Nimettullah Erdoğmuş, "Tünelin ucundaki ışık yavaş yavaş görünüyor. O oksijen gidip gelmeye başladı" dedi.

HDP Urfa'daki çalışmalarına hız verdi. Partinin milletvekili adaylarından Nimettullah Erdoğmuş, hem seçimleri hem de kentteki durumu anlattı. HDP’nin, zihniyet olarak birbirinden pek farklı olmayan Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı’na karşı “Demokratik İttifak” ile seçime girdiğinin altını çizen Erdoğmuş, HDP’nin ülkenin geleceği için “yeni yaşam” projesiyle yola çıktığını söyledi. Kurdukları Demokratik İttifak’ın aynı zamanda bir “halklar ve inançlar ittifakı” olduğunu vurgulayan Erdoğmuş, bu ittifakın toplumda kabul gördüğünü dile getirdi.

Urfa'nın “Demokratik İttifak” için en uygun bölge olduğunu kaydeden Erdoğmuş, şunları söyledi: "Yaptığımız çalışmada bu kentin dokusuna en uygun ittifakın, şu anda Urfa’da kabul gördüğüne şahit oluyoruz. Sebebi de şudur: Urfa’nın kendi özgünlüğü var, gerçekliği var. Diğer ittifaklar Urfa’ya yaklaşırken geçmişteki geleneksel siyasi çalışmalardan, iktidar ve muhalefetin yaklaşımdan farklı bir şey yok. Feodal yapılar üzerinden bir takım imkanlar vaat ederek, adeta toplum o imkanlara mahkum edilerek, belki de birilerini tatmin etmek üzere yürütülen ve sonuç itibariyle de belli bir kesimi tatmin eden seçim kampanyaları yürütüyorlar. Urfa bugün bu tür durumlara artık itiraz ediyor."

İktidar 'Tanrı Kral' olmuş

Cumhur İttifakı’nın seçim dilinin Urfalıları çok rahatsız ettiğini belirten Erdoğmuş, "İktidarın kullandığı dil çok itici bir dildir. İnciticidir, rahatsız edicidir. Tahkim dilidir ve bunu her fırsatta Urfa görüyor. Urfa maneviyat başkentidir. İbrahimi dinlerin buradan bütün dünyaya yayıldığını biliyoruz. Hz. İbrahim’in Urfa’da put üreten bir iktidar merkezini nasıl alaşağı ettiğini tarih yazıyor. Biz burada put derken dikili heykellerden bahsetmiyoruz. Aslında iktidarların neler ürettiğine değinmek istiyoruz. Put derken savaş putunu, güç putunu, kadının ezilmesiyle ilgili bir gücün kendisini dayatıp putlaştırdığından bahsediyoruz. İşte iktidarlar bunları üreterek bu şekilde güçleriyle kendilerini tanrı kral ilan ediyor. Türkiye'de de iktidarın geldiği nokta maalesef budur. Belki gözle görünür puthaneler ve dikili taşlarla karşı karşıya gelmemiş oluyoruz ama insanların zihinlerinde her gün yeni putlar inşa ediliyor. Savaş üretiliyor; adeta fitne fesadın kol gezdiği bir dünyayla karşı karşıya kalıyoruz" şeklinde konuştu.

Oksijen kanalları açıldı

Ülkenin ne içeride ne de dışarıda kabul gören bir siyasete sahip olduğunu söyleyen Erdoğmuş, şunları kaydetti: "Demokratik ittifakın ülkenin şu anda nefes almadığı içeride ve dışarıda yeniden nefes aldıracağına inanıyoruz. Yeniden oksijen kanallarını bu demokratik ittifak açacak. Yani eğer bize kapıları, pencereleri, bacaları kapatmış olsalar bile biz bir yerden duvarları yıkacağız ve bu örülen duvarlardan kapılar, pencereler, bacalar oluşturacağız. O oksijenin gidip gelmesini sağlayacağız. Şu anda toplumun ihtiyaç duyduğu tek şey oksijen kanallarının yeniden açılmasıdır. Şu anda onların açılmasıyla ilgili çalışmalarımız yürüyor. Tünelin ucundaki ışık yavaş yavaş görünüyor. O oksijen gidip gelmeye başladı. İnsanlar yeniden demokrasiyle bir arada kardeşçe, eşit bir şekilde ve özgürce yaşamlarını sürdürmek üzere yeni bir yaşamla buluşuyorlar. Bu buluşmaları biz sürdüreceğiz ve Urfa belki de tarihteki misyonunu bu dönem yeniden oynayacak. Bunun şartı hem tarihi hem toplumsal hem manevi gerçekliğiyle gerçek anlamda samimi bir şekilde bizim yüzleşmemizdir. Şu anda biz o yüzleşmeyle o buluşmayla ilgili çalışmalarımızı yürütüyoruz."

Urfa misyonunu oynayacak

Urfalılara dokunarak geceli gündüzlü çalıştıklarını belirten Erdoğmuş, seçim sonrası Urfa için şöyle dedi: "Bir maneviyat başkenti olarak gördüğümüz Urfa’nın seçim sonrası oynayacağı rol ve misyon var. Urfa’nın bu rolü ve misyonu belki de bu ‘Gordion Düğümü’ dediğimiz tarihte İskender’in kılıçla kesip ama çözemediği düğümün etrafında bir imkan, bir hizmet sunabilir. O potansiyel var. Partimizin seçim tecrübesi var. Seçim tecrübesiyle potansiyelin buluştuğu an Urfa'da yepyeni bir siyasetin, yepyeni bir diyaloğun, yepyeni yarınların, yaşamın kanalları ve yolları açılacak diye düşünüyoruz. "

HDP kadınlar için Meclis’te olmalı

HDP’nin bütün sorunları kadınlarla, kadın örgütleriyle ortaklaşarak çözüm olmayı hedeflediğini belirten HDP İstanbul milletvekili adaylarından Ayşe Berktay, "HDP, bu sıkı ilişki içinde olduğu kadın örgütleriyle Meclis’te var olmak ilkesini benimsiyor" dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul 2. bölge milletvekili adaylarından olan Ayşe Berktay, üniversite yıllarından bu yana siyasi mücadele içerisinde olan bir kadın. Mimarlık okuduğu Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni (ODTÜ) 12 Eylül askeri darbesi yüzünden bitiremeyen Berktay’ın yolu ilk olarak kapatılan Barış Demokrasi Partisi (BDP) ile kesişti. İstanbul il yöneticiliğiyle başlayan siyasi serüvenine, BDP Kadın Meclisi ve Basın Komisyonu’nda yer aldığı çalışmalarla devam etti. Berktay,  2011’de İstanbul’da BDP yöneticilerine dönük başlatılan operasyonlarda gözaltına alınıp tutuklanarak 3 yıl cezaevinde kaldı. Cezaevinden çıkar çıkmaz da yeni kurulan HDP’de yer alan Berktay, o günden bu yana da çalışmalarına partinin çatısı altında sürdürüyor.

Berktay, Barış İçin Kadın Girişimi’nin (BİKG) kuruluş aşamalarında yer aldı. Daha sonra Kürt kadın hareketi ile tanışan Berktay, ardından sırasıyla Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH), Özgür Kadın Kongresi (KJA) ve Özgür Kadın Hareketi (TJA) bünyesinde aktivist olarak çalışma yürüttü. Aynı zamanda HDP PM Üyesi olan Ayşe Berktay ile 43 yılı bulan mücadelesi ve HDP'den aday olma nedenlerini konuştuk.

HDP’de özgün ve özerk örgütlülük

HDP’nin kadına; kendi sözünü üretme, sözüne sahip çıkma ve kendi örgütlenmesini yaparak erkek egemen siyaset ortamında bir güç olma perspektifi açtığını söyleyen Berktay, parti çatısı altında yürüttükleri özgün kadın çalışmalarının en başta “haremlik-selamlık” olarak yorumlandığını gülerek anlattı. Berktay, “Kendi öz örgütlenmemizi gerçekleştirmeyi garipseyenler ve ‘niçin erkeklerle çalışmıyorsunuz da ayrı bir kadın çalışması yürütüyorsunuz’ diyenler de oldu. Bunun yanıtını hep diğer kadın arkadaşlarla birlikte çalışarak kendi pratiğimiz içinde öğrendik. Meselemiz kadınların kendi sözlerini, tartışmalarını üretebilecekleri ortamları oluşturmak ve kadın iradesinin bir güç olarak ortaya çıkmasını sağlayacak örgütlülüğümüzdü. Çünkü toplumun her yerinde erkek egemen anlayış var ki kadınların da kendi kararlarını hayata geçirmeleri mümkün olmuyor. Bu anlamda kadın mücadelesinin çok önemli noktası, kendi özgün ve özerk örgütlülük konusudur. HDP’de bu irade var. Bunu ilkesel olarak savunan bir irade var ve bu durum kadınlara alan açıyor” dedi.

HDP’de bir kadın olarak aday

HDP’de aday olmasının birçok sebebi olduğunu belirten Berktay, bu sebeplerden ilkinin verilen kadın mücadelesi, ikincisinin de toplumun genel olarak sorunlarına bir çözüm adresi olduğunu söyledi. Berktay, “Militarist ve faşist bir zihniyet, erkeklik meselesini yükseltip yücelterek bütün alanlara egemen kılmaya çalışıyor. Bu noktada kadınların da siyaset sahnesinde ve buna karşı mücadele etmesi, kadınlarla işbirliği içerisinde Meclis’teki bir ayağı olarak mücadeleyi yürütmesi çok önemli. O anlamda ben de HDP’den bir kadın olarak adayım” ifadelerini kullandı.

Meclis’in demokratik olabilmesinin ön koşulunun HDP’nin varlığıyla mümkün olacağı görüşünde olan Berktay, özgürlükçü, cinsiyet eşitlikçi ve bütün herkesin barışçıl bir şekilde bir arada yaşamasını savunan bir anlayışla Meclis’te olmasının önemine dikkate çekti.

HDP sorunlara cözümdür

İstanbul’un kozmopolit yapısına sahip olan ikinci bölgesinde aday olan Berktay, bölgenin temel karakterini,  “İkinci bölge, uçların yaşandığı bir bölge. Çok ağır bir yoksulluk ve müthiş bir zenginlik mevcut. Farklı farklı halkların, inanç kesimlerinin yaşadığı bir bölge. Kentin merkezi gibi. Kadınların burada görünmez kılınmaya çalışıldığı bir ortam da var. Yani; insanların sokakta rahat rahat yürüyemez hissettiği, taksiye binerken, kamusal alanda rahat var olma haklarının aslında yoğun bir tehdit altında olduğu bir bölge. Bu bölge, kadın hareketlerinin merkezlerinin yoğunca olduğu bir bölge ve bundan dolayıdır ki kadın eylemliliğinin de çok fazla yaşandığı yerler” sözleriyle açıkladı. İkinci bölgede yaşayan kadınların temel sorunlarının başında yoksulluk, işsizlik, emek sömürüsü olduğunu da belirten Berktay, bu kadınların koşullarının düzeltilmesi adına HDP’ye oy vermesi gerektiğini söyledi.

HDP Meclis’te olmalı

HDP’nin Meclis’teki varlığının aynı zamanda kadınlar için bir beka sorunu ve hayat memat meselesi olduğunun altını çizen Berktay, şöyle devam etti: “Bir rejim değişikliğinden bahsediliyor ve bunun yansıması en çok kadınlara olacak. Kendi yaratmak istedikleri bir kadın var. İkinci bölgenin çoğulculuğu içinde; tek tip makbul kadın, itaatkar, evinde oturan kadının yaratılmasıyla çelişen bir yaşam ortamı var. Çok ağır koşullarda çalışan kadınların mahalle ve işyerlerine kreş meselesini, yaşlı ve çocuk bakımının sadece kadınların sorumluluğu olarak belirlenmemesini gündemine alan parti HDP. Güvencesiz işlerde çok düşük ücretle, eşit olmayan uzun mesai saatlerinde çalışan kadınlar var. İşte HDP buna bir çözüm getirmeyi vaat ediyor. Bu bölgede yeşil alan kalmamış durumda. Sokaklar güvenli değil ve HDP bütün bunları kadınlarla, kadın örgütleriyle ortaklaşarak çözüm olmayı hedefliyor. HDP, bu sıkı ilişki içinde olduğu kadın örgütleriyle Meclis’te var olmak ilkesini benimsiyor.”

Milletvekili olması halinde ilk icraatının Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatılan bütün kadın kurumlarını tekrar açtırmak olduğunu da sözlerine ekleyen Berktay, tüm kadınlara oylarına sahip çıkma çağrısında bulundu.

Hatimoğulları: Meclis’i değiştireceğiz

Kendisini "feminist ve Arap Alevi" olarak tanımlayan HDP Adana milletvekili adayı Tülay Hatimoğulları, Meclis’i değiştireceklerini söyledi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana birinci sıra milletvekili adayı Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP) Genel Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları. 1977’de Hatay'ın Samandağ ilçesinde doğan Hatimoğulları, ilköğretim ve lise öğrenimini Samandağ'da tamamladı. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun olan Hatimoğulları, lise yıllarından itibaren sol sosyalist mücadeleyle tanıştı. Arap halkı üzerindeki asimilasyona karşı, Arap kültürünün ve dilinin canlanması için çeşitli faaliyetler sürdürdü. Bu amaçla, 1995'te Arapça tiyatro ve müzik çalışmaları yapan Çağdaş Sanat Atölyesi’nin kurucularından ve yürütücülerinden oldu. Adana, Mersin ve Hatay illerini kapsayan güney bölgesine hitap eden; Arap halkının kimlik, kültür ve siyasi uyanışına destek olmak amacıyla çıkarılan Güney Uyanış gazetesine yazı ve makaleleriyle katkıda bulundu. Ülkedeki sistematik hak ihlallerine karşı evrensel insan hakları ve değerleri için mücadele yürüten Hatimoğulları, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Hatay Şubesi’nde yönetici ve genel merkez delegesi olarak görev yaptı. Militarizme, cinsiyetçiliğe, homofobiye, kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüze karşı mücadelede ön  saflarda yer alan Hatimoğulları, 2000’de kadın dayanışmasını büyütmek için AMARGİ Kadın Akademisi'nin kuruluş ve örgütlenme faaliyetlerini yürüttü. Hatimoğulları, 2002’de "Kadınlar Birbirine Doğru Yürüyor" kampanyası kapsamında Konya buluşmasının güney kolunun örgütleyicisi ve katılımcısı oldu.

Arap Alevi kimliğini hep canlı tuttu

2007'da bu yana kadın emeğini görünür kılmak, kadın bedeni ve kimliği üzerindeki her türlü denetim ve yok saymaya karşı kadın özgürlük mücadelesini yükseltmek amacıyla kurulan Kadın Emeği Kolektifi'nin örgütlenme çalışmalarında yer alıyor. Halkların kardeşliği, özgürlüğü ve eşitliğine katkı sunmak; Ortadoğu halklarının tarihi, etnik ve kültürel değerlerini araştırmak, yaşatmak ve korumak amacıyla Ortadoğu Arap Halkları Araştırma Enstitüsü'nün kuruluşunda yer aldı ve halen yöneticiliğini yapmakta.

DİB, HDK ve HDP’nin kuruluşunda çalıştı

Hatimoğuları, Kürt halkına yönelik inkar ve asimilasyon politikalarına karşı Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözümüne katkı sunmak amacıyla yazar Yaşar Kemal ve gazeteci Hrant Dink’in de içinde yer aldığı 301 aydının çağrısıyla oluşturulan Türkiye Barış Meclisi’nin kuruluş ve örgütlenme çalışmalarını yürüttü. Halkların birleşik ve ortak mücadele arayışının ifadesi olarak kurulan Demokrasi İçin Birlik Hareketi (DİB), ardından Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve takiben Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kuruluş ve örgütlenme süreçlerinde yer aldı.

HDP genç ama mirasların birikimidir

HDP’nin dışındaki partilerin kadın mücadelesini merkezine almadığını belirten Hatimoğulları, vekil adayı olduğu partisini şu sözlerle anlattı: “Elbette, HDP bugün genç bir partidir. Fakat HDP, Mustafa Suphilerden günümüze kadar bütün sol, sosyalist yapıların tarihini içinde barındıran bir partidir. Türkiye’de Kürt özgürlük mücadelesini içerisinde barındıran bir partidir. HDP, aynı zaman Türkiye’deki kadın hareketini ileriye götüren bir partidir. Eşbaşkanlık sistemi, partimiz tarafından geliştirilmiş bir sistemdir. Çünkü, bu toplumun yarısını biz kadınlar oluşturuyoruz. Kadınların eşit ve özgür olmadığı bir toplumun da eşit ve özgür olma ihtimalli yoktur. Bundan dolayı bizler kadın mücadelesini ne kadar ileriye götürürsek, toplum o zaman eşit ve özgür yaşar. Kadınların kendisini en iyi ifade edecek parti HDP’dir. Bunlardan dolayı HDP’den aday oldum. Kadınlar kendi partisi olan HDP’de olmalı.”

Meclis içinde de dışında damücadele

Kendisini, feminist ve Arap Alevisi olarak tanımlayan Hatimoğulları, bu kimliklerinden dolayı ötekileştirilenlerin yanında olduğu kaydetti. Bölgenin savaş içerisinde olduğunu dile getiren Hatimoğulları, Meclis’e girmesiyle birlikte kadın ve ezilen halkların özgürlük mücadelesini yükselteceğini ifade etti. Kürt sorunun demokratik yollarla çözeceklerini söyleyen Hatimoğulları, “Meclis’e girmemle, tüm arkadaşımızla birlikte onurlu bir barışı bu ülkede kuracağız. Herkesin kendi kimliğiyle yaşaması için Meclis içinde ve dışında mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Düzce'nin genç adayı Güneş: Oylar çalınmazsa Meclis’teyim

HDP’nin genç adaylarından Sema Güneş, gençlerin ve kadınların sesi olmak için aday olduğunu belirterek, “24 Haziran’da oylarımız çalınmazsa Meclis’teyim” dedi.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), renkli aday profillerinin yanı sıra çok sayıda genç aday göstererek dikkat çekiyor. 19 yaşında olan Sema Güneş, kadın ve genç kimliğiyle HDP'nin Düzce milletvekili adayı. İstanbul Gedik Üniversitesi’nde Adalet Bölümü’nde okuyan Güneş, Meclis’te gençlerin ve kadınların sesi olmak için aday olduğunu dile getirdi. Mardinli baba ve Muşlu bir annenin çocuğu olarak İstanbul’da doğan Güneş, ailesinin köy baskınları sonucu göç etmek zorunda kaldığını belirtti. Güneş, ilkokul, ortaokulu ve liseyi Kocaeli’nde okuduğunu ifade etti. Güneş, ekonomik nedenlerden kaynaklı liseyi yatılı okuduğunu belirterek, maddi sıkıntılar içerisinde büyüdüğünü söyledi.

Gençlerin sesi olabilme düşüncesiyle milletvekili adayı olduğunu anlatan Güneş, aynı zamanda HDP'nin kadın kimliğine verdiği değerin de kendisini etkilediğini belirtti. Aday seçilmesinin kendisini çok şaşırtmadığını ifade eden Güneş, "Gittiğim birçok yerde genç olmamdan kaynaklı olumlu tepkiler alıyorum. Bu tepkiyi sadece HDP’lilerden değil, diğer partilerden insanlardan da bu tepkiyi alıyorum" dedi.

Öğrenci olmanın yanı sıra işçi ve emekçi olduğunu da vurgulayan Güneş, bir ay öncesine kadar da gündüzleri fabrikada, akşamları otobüs bilet yazıhanelerinde çalıştığını dile getirdi. 24 Haziran’da milletvekili olacağına inanan Güneş, şöyle devam etti: “Eğer Düzce’de halkımızın oyunu çalıp çırpmazlarsa seçileceğim. AKP halktan bir şeyleri çalmazsa 25 Haziran’da Meclis’te oluruz.”

HDP’nin inşaat işçisi adayı

Bir inşaat işçisi olan HDP’nin Osmaniye Milletvekili Adayı Müslüm Çağan, Meclis’te işçi kardeşlerinin sesi olmak için aday olduğunu ifade etti.

Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) Osmaniye’de ikinci sıradan milletvekili adayı olarak gösterdiği Müslüm Çağan, henüz 28 yaşında bir inşaat işçisi. Urfa Suruçlu olan Çağan’ın ailesi maddi sıkıntılardan ötürü 1988’de gelip Osmaniye yerleşti. Burada doğan Çağın, maddi imkansızlıklardan dolayı sadece ilkokula kadar okuyabildi. Ailesinin geçimine katkı sunmak için çocuklu yaşlardan itibaren çalışmaya başlayan Çağan, yıllardır inşaatlarda çalışıp ter dökerek, eşi ve 2 çocuğu ile geçinme çabasında. Çağın, ezilenlerin ve emekçilerin sesi olmak için ise kentten milletvekili adayı oldu.

"İşçilerin partisi HDP'dir. İşçilerin haklarını savunmak için HDP'den aday oldum" diyen Çağan, Türkiye'nin en önemli sektörü olan inşaat sektörünün AKP döneminde artık kan ağladığını vurguladı. Çağan’ın bunu söylerken işaret ettiği en önemli nokta ise verdikleri emeklerin karşılığını alamayan işçilerin yine iş cinayetine kurban gitmesi. Çağan, “İşçi ve emekçi arkadaşlarıma sesleniyorum. HDP hakkınızı savunacak tek partidir. Huzur ve güven içinde çalışmak istiyorsanız; oyunuzu HDP'ye verin. HDP işçi ve emekçi partisidir. İşçi kardeşim, ben sizin sesiniz olarak bu yola girdim. İnsanca bir yaşam için HDP'ye oy vermeliyiz" sözleriyle destek istedi.