Çark diyorum. Çünkü, devlet deseniz, devlete benzemiyor. Devletler hukuka dayalı olur. Bunlarda hukuk yok. Erken kalkanın, tepeleri tutup, sopayı ele alanın, karşıtlarını inleten "kanunları" var:
Çetecilik…
Dün akşam, Hamburg’da düzenlenen "Kürt Film Günleri"nde, Veysi Altay’ın, bir Kürdistan ağıdı olan, "Faili Dewlet" adındaki belgesel filmini seyrettim. Her seyirci gibi tiksinerek…
Filmin baş rolünde, iki büyük Türk büyüğü vardı: Türk subayı Cemal Temizöz ve korucubaşı Kamil Atak…
Filmde, çetelerin adaletinden geride kalan yetim ve dulların tarihe tanıklık ettiğine göre ikili, 1990’larda Cizre ve havalisini, isyancı Kürt gerillalar, yani PKK’nin savaşçılarından temizleyip, "kurtarmak" için, Kürtlüğünden pişman olmuş kiralık katiller, korucuların da yer aldığı "tam teşekküllü" bir çete kurmuşlardı.
Ama onlar, kolayını bulmuş, gerillaya yönelip, hayatlarını tehlikeye atma yerine, maksat büyükler büyüğü amirleri savaşta sansın diye, hiç bir riski olmayan, soygun, fidye alma kazancından başka, risksiz ödülü de bol olan sivil, savunmasız, masum sivillerin peşine düşmüşlerdi.
Ev baskınları ve yol keserek insan kaçırılıyorlardı. Temizöz, kurbanlarını kışlada sorguluyordu. Kardeşinin anlattığına göre, Atak da malikanesinin bodrumuna, bir zindan inşa etmişti.
Tanıkların mahkeme tutanaklarına geçen anlatımlarına göre, avladıkları masumları önce soyup yüzük, saat, para cinsinden neleri varsa alıyor, sonra haydutlara yaraşan yöntemle sorguluyor, makum ettiklerini kurşunlayarak, veya içinde generallerin de bulunduğu helikopterlerden atarak canlarını alıyor, Türk adaletini tecelli ettiyorlardı.
Temizöz, her meslektaşı gibi yaşlandıkça terfi edip, omuzlarını süsleyen yıldızları artıra artıra Albay rütbesine yükselmişti. Koruculuktan önceki hayatında at, keçi hırsızlığıyla suçlanmış Atak da, "allem kullem" çarkında, devlet büyüğü olarak Cizre Belediye başkanlığı katına çıkmıştı.
Ancak, bir an rüzgar tersinden esmiş, Temizöz, Kayseri yöresindeki tekmil jandarma gücüne baş komutanlık ederken, tutuklanıvermişti. Herkes onu, AKP iktidarının "askeri vesayeti kırma meydan savaşında" tutuklu sana dursun, gerçeğin yüzü farklıydı. Albay, ağzının ayarını şaşırıp, Fethullah Gülen teşkilatının çarkına çomak sokmaya kalkışınca, "Ergenekonculuktan" tutuklanmıştı.
O halen tutuklu. Atak ise "devlette vefa esastır" kuralı gereğince mı, her neyse üç yıllık tutukluluktan sonra serbest bırakılmış, en son, Başbakan Erdoğan’ın havaalanı açılışında, elini sıkma şerefi bahşedilenler protokolünde görülmüştü.
O dönem, "Hizbullah" en yüksek himayeye mazhar bir başka devlet çetesiydi. Hizbullah, savaşın kızgın lavları sürecinde, korunaklı üslerde talim görüyor, eğitimini tamamlayanlar, devlet Kürdü görünme pazarında, Diyarbakır, Batman, Bingöl’de dükkan açıp, Kürtçe müzik nağmelerinin kurşuna dizildiği bu süreçte zangır zangır müzik yayını yapıyor, dükkanlardan çıkan ölüm mangaları, insanların ensesine tek kurşun sıkarak, tek satır darbesiyle doğrama işi yaparak yollarına devam ediyor, kovalananlar askeri ya da polis üslerinde kayıplara karışıyorlardı.
Bunlar Kürt, hatta dindar bile olduklarını söylüyor, "Kürtlere hizmet adına" deyip, kaçırdıkları masum insanları telle boğup, üslerinin zeminine gömüyorlardı.
Dönemin polis istihbarat şefi Bülent Orakoğlu, bir televizyon konuşmasında, çetenin şefiyle karşılaşmasını, şöyle anlatıyordu:
"Kolordu komutanı Hasan Kundakçı ile yemek yerken, genç bir adam ötede, terbiyelice ellerini bağlayıp, bize bakıyordu. Kim olduğunu sorunca, Hüseyin Velioğlu olduğunu söyledi. Adını duymuştum. İlk defa o gün gördüm."
Zamanın İçişleri Bakanı, şimdi AKP’de büyükler büyüğü olan Abdulkadir Aksu, bu sırada Velioğlu’nun teşkilatını, "PKK’ye karşı galeyana gelmiş Müslümanlar" diye yıkayıp, temizliyordu.
Derken, onların da devranı dönecek, "kiralık" olduklarını unutup, boylarını aşan isteklerde bulununca, Velioğlu televizyonlarda naklen yayımlanan devlet törenselliğiyle ödürülecek, kol başları tutuklanacak, uslanana kadar içeride tutulacaktı.
Sonra, ihtiyaç hasıl olunca, AKP’nin "iyiliğine mazhar" oldular. "Devlette hizmet de, vefa da esastır" kuralınca gereği demeden, yasa boşluğu ile salıverildiler.
Onlar, şimdi parti tabelası altında, AKP’nin yan unsuru halinde, besleyen yeni efendiye hizmet sunuyorlar.
Hatta Kürt davasında olduklarını bile söyleyip, ücret karşılığında fukara Kürt çocuklarını kiralayıp, yurtlarını savunan Rojava Kürtlerine karşı savaşmak üzere, El Kaide saflarına gönderiyorlar.
Başa dönersek, oyunu çok olan Roma Reş çarkı, kullanım sürecinde katilleri de dindar gösteriyor, sonra işi, işlevi bitence "münafık" diye tepesine iniyordu.
Bakalım, bunların miadı ne zaman dolacak!..
Eski Hizbullah'a yeni yüz
Kürtler, ta başından beri, Osmanlı'ya verdikleri isimin devamı ve ondan kalma deyimle, sahte Roma anlamında "Roma Reş" diyor, onların çarkına.