Suriye iç savaşında geride kalan altı yılda birbirini tasfiye etme en dikkat çekici biçimde Astana görüşmelerinden sonra yaşanıyor. Böyle bir süreçte Demokratik Suriye Güçleri (QSD) Rakka’da DAİŞ’e karşı savaşla meşgul, Fırat’ın batısında ise Astana’ya davet edilen silahlı gruplar birbirini tasfiye etmeye çalışıyor. Bab’ta ise her gün Türk ordusu eliyle katliamlar yaşanıyor. Bilemiyoruz; Türkiye DAİŞ’le mi mücadele ediyor, yoksa sivillerle mi?
ABD Başkanı Donald Trump tam olarak göreve başlamadan önce herkes Suriye’deki planlarını yoluna koymak istedi. Ancak yaptıkları hesaplar tutmadı. Trump, göreve başlar başlamaz bazı kararnameler çıkardı ve planlar için talimatlar verdi. Türkiye ise kendisine bağlı silahlı grupları bir araya getirerek, Halep kırsalında yeni bir oluşuma gitmeye ve El Kaide ile bir bağlantılarının olmadığını ispat etmeye çalışıyor. Bu plan ne kadar tutar bilemeyiz ancak Trump yönetimi, sadece askeri olarak değil, ideolojik ve fikri olarak da radikal gruplarla mücadele etmek istiyor. Onun için de Suriye’deki birçok grup, hatta ve hatta “Allah û ekber” ve “Yaşasın Erdoğan” sloganlarıyla Cerablûs’a yerleştirilen polisler bile bu listede yerini alacak gibi.
Diğer yandan İran’ın Suriye’deki varlığı ve bölgelerin demografisiyle oynaması da Suriye’nin demokratikleşmesi programını engelleyen başka bir husus oluyor. Aynı şey rejime ve Araplara “Ben Şii Hilali ile ‘Kürtlerin Suriye’yi parçalama projesine’ karşı Suriye’de bulunuyorum” diyerek korkuları depreştiren Türkiye için de geçerli. Ama gerçek niyeti ise devletinin sınırlarını büyütmek. Bunun için de başka yerlerden “Türkmen” adı altında devşirdiği kişileri getirip Suriye’nin kuzeyine yerleştiriyor. Böyle bir tablo içerisinde Rusya, İran ile Türkiye arasında nasıl bir denge kuracak? İran’a “Türkiye’nin Bab’a girmesine izin vermeyeceğim” mi diyecek, yoksa Türkiye’ye “Kürtlerin Bab’a girmesine izin vermeyeceğim” mi diyecek? Bu siyaset ne zaman ve nereye kadar sürdürülebilir? Rusya’nın omuzlarından ağır bir yük var. Ya bölge halkının kaderlerini ve geleceklerini belirlemesi için öz bir tutum takınacak, ya da bölge hatlarının daha da netleşmesi için büyük bir savaşın kapılarını açacak.
Baas rejimi, Türkiye ve İran değişimlere açık değiller ve her türlü değişim dinamiğini red ediyor. İktidarları için Suriye halklarını kurban ediyorlar. Her üçünün de derdi Kürtler… Sorunu çözüp bu kabustan kurtulmak yerine gözlerini kapatıp, “bir şey görmedik” diyorlar. Göz kapamak ve görmemek sorunun çözümü olmadığı anlamına gelmiyor ki… Kürt sorunu demokratikleşme sorunudur. Suriye rejimi, bunu görmeyip çamura yatarsa ve “güçlendiğimde sıra size gelecek” derse o zaman kendi kendisini yok eder.
Demokratik bir anayasa için cesur tartışmalar çok önemli. Şimdi Cenevre-4’ün hazırlıkları yapılıyor. 2017 yılı, geçmiş yıllar gibi olmayacak. Bak işte, Trump “güvenli bölge”lerden bahsediyor. Başka güçlere dayanmak, eski kibirle hareket etmek olmaz. Değişim iradesini olması lazım. Geride kalan halk büyük bir felaketten geçti. Artık bu savaşın sonunun getirilmesi ve dış güçlere başlı silahlı grupların ülkeden çıkarılması gerekir. Kendisini muhalif olarak görenler de Kuzey Suriye’de geliştirilen projenin Suriye’nin kurtuluş projesi olduğunu görmesi gerekir. Bir kez de olsa Arap şovenizminden uzak bir kafayla düşünün. Bir kez de olsa kendinizi katliamdan geçen halkın yerine koymanız yanlış bir şey olmayacak.
Kuzey Suriye’de kadın ve toplum öncülüğünde özgürlükçü bir model gelişiyor. Bir kez de olsun bu gözle bakın. Kuzey Suriye’deki federal bölgeler modeli, bütün Suriye için örnek olabilir. Suriyeli kadınlar, bu zengin mirasla kadın-erkek eşitliği temelinde özgür eş yaşamı inşa edebilirler. Nasıl siyaset yapılır, ekonomik yaşam nasıl olacak, eğitim nasıl olacak, özsavunma nasıl yapılır her şeyin cevabı bu modelde mevcut. Dolayısıyla Suriye kadınları, Suriyeli kadınların onurunu kurtarabilir. Çünkü Suriye’nin kıymetini Suriyeli kadınlar herkesten daha iyi biliyor.
Ne yazık ki bugün rengarenk Suriye’nin kaderi kıymet bilmezlerin eline düşmüş…