Evet. Etkiye tepki olayı bu. Sorumlusunun tepkiyi veren değil, etkiyi yaratan olduğu hadisesi yani.

Karakolların bölge halkının hafızasında nasıl yer ettiğini, neler çağrıştırdığını hesaba katmıyor birileri… Kürtler neden karakol yapımına karşı çıkar? Çünkü Fırat’ın doğusunda birçok karakolun bahçesinde "kayıp" ölüler gömülüdür. Çünkü buralarda her köyden birileri bu karakollarda işkence görmüştür. Çünkü Dersim İsyanı da bu karakolların birinde bir kadına tecavüz edilmesi sonrasında başlamıştır… Çünkü buralarda karakol demek zulüm demektir.
Ve bu ne yaman çelişkidir ki; bir yandan "çözüm için çalıştay"lar yapan devlet, diğer yandan çatışmasızlık ortamını, eski karakolları tahkim etme, yeni kalekollar yapmayı hızlandırma fırsatı olarak değerlendiriyor, buna karşı duran insanları da kurşun yağmuruna tutuyor.
Diyarbakır’ın Lice İlçesinde kalekol inşaatına karşı bir süreden beri eylemde bulunan göstericilere karşı askerlerin gerçekleştirdiği saldırıda 2 kişi katledildi, çok sayıda eylemci de yaralandı. Devlet her zamanki ağzıyla, sırtından vurulan direnişçileri "terörist" ilan etti. Ana akım medya da her zamanki gibi "Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır." Diyen Nazi propaganda bakanı Goebbels gibi her türlü manipülasyonu yapmaktan geri durmadı.
Kendini vatanperver ya da münevver ededen kimi diplomalılar da bu koroda yer alırlar hep. Gramsci’nin yıllar öncesinde yaptığı tespit gibi: "Bu aydınlar, hükmeden (egemen) grubun memurları gibidir ve toplumsal hegemonyanın ve siyasal iktidarın onlara verilen görevlerini yerine getirirler"
***
Lice zaten yaralı bir kent. Hatırlayalım, devletin bölgede gerçekleştirdiği en kanlı ve trajik örneklerinden biri de 20 yıl önce Lice Katliamı olarak tarihe geçti. 22 Ekim 1993 tarihinde çatışma olduğu gerekçesiyle Lice’ye giden Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, kanas marka suikast silahıyla vurularak öldürülürken, bu suikastin JİTEM’e bağlı birimler tarafından yapıldığı daha sonra ortaya çıktı. Çatışmaların sürdüğü 4 gün boyunca Lice’ye giriş çıkış yasağı uygulandı. Operasyon ilk gün kamuoyuna sıkça yaşanan "olağan" bir çatışma şeklinde yansıtıldı. Katliamın ardından Lice’ye çeşitli kurumlardan oluşturulan heyetlerin gitmesi sonrasında gözlemlerini kamuoyuna açıklamalarıyla devletin "çatışma" senaryosu yerini katliam gerçeğine bıraktı.
***
Sürecin gerçek anlamda barışa evrilmesi, güvence altına alınması ve sağlıklı ilerlemesi için adımlar atılmadı. Hep bir oyalama içinde oldu bu devlet.
Adalet, eşitlik, insan hak ve özgürlükleri onun için çok anlam taşımadı. Toplumda her şey düzenin korunması ve sürdürülmesi amacına uygun biçimde düzenlendi. Ama tarih her seferinde göstermiştir ki haklı talepler için mücadele edilen tüm yollar er-geç menzile varır. "Hiçbir ordu zamanı gelmiş bir düşünceye karşı koyamaz" deyişi tarihte defalarca ispatlanmış bir gerçekliktir.
Şurası iyi özümsenmelidir ki artık hiçbir şeye tepkisiz kalmayan bir halk gerçekliği var.
Bu halk artık "Ne zulüm ne merhamet, yalnızca adalet" diyor, özgür olmak istiyor. Bu da insanın en temel hakkıdır.
Ne diyordu Bertolt Brecht "Halkın Adaleti" adlı şiirinde:
"Halkın ekmeğidir adalet.- Bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk - Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl, -adalet de gerekli her gün,- Adaletin ekmeğini de kendisi pişirmeli halkın."