Dikkatli okur, bir süre önce, “teröre yardım edenin malına, mülküne el koyma” denilen bir yasanın hazırlanmasıyla ilgili bir yazı yazdığımı hatırlayacaktır. “Kürt sorununun ekonomi politiği” başlıklı bu yazıdan sonra, bir de “Cambazlarla hasbihal ve katliamın ekonomi politiği” başlıklı bir başka yazıyla da katliamın amacının “sınır boylarında sınır ticaretine dayalı” ekonomiyi çökertmek olduğuna dikkat çekmiştim.
Bugün her iki yazıyla ilgili ayrı ayrı kişilerin demeçlerinden söz edeceğim.
Geçtiğimiz gün, CHP Genel Başkan Yardımcılarından, hukukçu Emine Ülker Tarhan şöyle dedi:
“Bir adım ötesinde terörün finansmanının önlenmesi adı altında, belki CHP’nin tüm varlığını dondurmaya cüret edileceğini hissetmeliyiz toplum olarak. Çünkü terör şüphesiyle, bir idari kararla her özel ya da tüzel kişinin mal varlığını dondurma yetkisi geliyor. Tutuklu milletvekilleriyle bağlantı kurularak böyle bir tehlikeyi hep birlikte yaşayacağımızı ben seziyorum.”  
E.Ülker Tarhan’ın sözünü ettiği “yetki” ile ilgili olarak şöyle yazmıştım:
“Biz TMK değişsin, Anayasa için “yol temizliği” yapılsın derken, AKP Kürt sermayesini yok etmeye dönük bir yasa çıkarmak üzere harekete geçti. “Terör örgütüne yardım ettiği tahmin edilen” herkesin malına, mülküne el koyacaklar.” (23 Kasım 2011, Özgür Gündem)
Şimdi CHP Genel Başkan Yardımcısı, yasanın Kürt halkını sindirmek ve sinmeyeni mülksüzleştirmek amacını bilmemezlikten gelmesine rağmen, “tehlikeyi” sezmiş bulunuyor. 
İkinci demeç İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e ait. Bugün Gazetesine verdiği demeçte şöyle dedi:
“Benim duyduğum üzüntü bazı çığırtkanların sözde üzüntülerinden daha fazla çıkar. Onların gözyaşları, bundan sonra örgütün kaçakçılık gelirlerinin azalacağını görmelerindendir.”
İçişleri Bakanı PKK’yi suçlayacağım derken, ağzından büyük bir gerçeği kaçırmış bulunuyor. Bakana gör, “örgüt”, “bundan sonra kaçakçılık gelirlerinin azalacağını görmüş.”
Neden sonra görmüş? 35 köylünün katledildiği 28 Aralık’tan sonra görmüş.
Bu sözler, Hükümetin 35 köylüyü “örgütün kaçakçılıktan elde ettiği gelirleri önleme” adı altında bilerek katlettiğinin en açık itirafıdır. İçişleri bakanı, adam başı 50 lira kazanılan bu “katırla kaçakçılık” işinden, PKK’nin “gelir elde etti” iftirasını atarken, “köylüleri, işte bu gelirin azalması için katlettik” demiş oldu.
3 Ocak 2012 tarihli Özgür Gündem’de şöyle yazmıştım:
“O zaman kanlı saldırılarla gerillayı, kitlesel tutuklamalarla BDP’yi, yeni kanunla Kürt sermayesini “imha” etme zincirine, hassas sınır bölgelerinde Kürt halk ekonomisini “kaçakçılıkla mücadele” ederek çökertmek ekleniyor...
Nereden mi biliyorum?
Baransu’nun ‘anlamını kaptıramadan’ ağzından kaçırdığı MİT raporundan biliyorum. Okuyun bakalım:
‘Yazıda (MİT raporunda V.S.), ‘Türkiye metropollerine eylem yapacak HPG mensuplarına Irak’ın kuzeyinden silah/mühimmat ve malzeme aktarımının kaçakçılar vasıtasıyla yapıldığı/yapılacağı’ notu yer alıyor.”
Demek ki, MİT hükümete sınır boylarındaki köylüleri çökertmek amacını, “HPG mensuplarına silah aktarılıyor” lafıyla perdeleyen böyle bir rapor veriyor; Hükümet bu raporun gereği olarak harekete geçiyor, ilk adım olarak da, Roboski’de “kaçağa” giden grubu katlediyor. İçişleri Bakanı, “örgüt bu katliamdan sonra kaçakçılık gelirinin azaldığını görecek” derken, gerçekte sınır boylarındaki yurtsever Kürt halkının ona dayatılan sınırlardan geçerek günlük geçimini temin etmesine katliamla yanıt verileceğini açıklıyor.
Şimdi durum aydınlanmış oluyor: Hükümet Botan halkına ve tüm sınır boyundaki yurtsever Kürt halkına göz dağı vermek, onun canına ve üç kuruşluk “sınır ticaretine” toplarla, uçaklarla saldırmak, böylece sınır boylarını yaşanmaz hale getirmek üzere Roboski’de ilk kanlı uygulamayı yapmıştır.
Katliamı yapanlar geride tanık bırakmamak için gerekeni yapmışlar, ama bunu başaramamışlar, köylülerin askerlerden önce bölgeye gidişini önleyememişler, “PKK’nin kaçakçı kafilesi” olduğunu iddia edecek düzenlemeleri (silah, mühimmat koyma gibi) yapamamışlardır.
Böylece iki demeç şunu gösteriyor; AKP hükümeti savaşı topyekün savaş aşamasına tırmandırmıştır; kimyasal silahlarla kanlı bir imha kampanyası yürütüyor; kitlesel tutuklamalarla yasal Kürt hareketini tasfiye etmeye çalışıyor, yurtsever Kürt sermayesine, esnafına ve çiftçisine karşı “mülksüzleştirme” planları yapıyor ve sınır boylarındaki yurtsever Kürt köylüsünün “sınır ticaretine” dayalı ekonomisini çökerterek onu yıldırmaya ve köylerinden göç ettirmeye çalışıyor.
Ve görülüyor ki, CHP de yavaş yavaş, oynanan oyunun yalnız Kürtleri değil kendisini de vuracağını anlamaya başlıyor. CHP Genel Başkanının bu demeci yayınlandığı sırada, Beşiktaş’taki Olağanüstü Mahkeme CHP Genel Başkanının dokunulmazlığını kaldırması için TBMM’ye başvurdu… Derken ordu BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş hakkında soruşturma talep etti.
Topyekün savaş AKP ve Cemaat dışında herkesi düşman ilan etmiştir.