AKP Hükümeti, 2014 Eylül’ünde Kamu Güvenliği Müsteşarlığı eliyle “savaş simülasyonu/eylem planı” hazırlattı. Daha sonra “Çöktürme Planı” adı ile uygulamaya konulan bu savaş planı TSK, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü ve AKP’li yetkililerin katılımı ile hazırlanmıştı.

Bu plana göre Kürdistan’da ulusal kimliğin ve yurtseverlik bilincinin yüksek olduğu ilçe ve şehirler savaş alanı olacak, ağır bombardıman ve yıkımdan sonra halk göçertilecek; boşalan yerlere başta “Dış Türkler” olmak üzere Suriye ve Irak’tan gelen mülteciler yerleştirilerek Kürdistan demografyası değiştirilecekti. 

Çöktürme Planı’nın imha bölümü dışındaki kısmı asimilasyon-inkar ve Türkleştirme ile ilgiliydi. Bu amacın gerçekleşebilmesi ise “tek millet, tek dil, tek din, tek bayrak” ülküsüne uygun olarak “tek basın” eliyle mümkün olabilirdi. Nitekim nispeten tarafsız, liberal ve muhalif Türk medyası tasfiye edildi, gazeteciler tutuklama ve hapis ile cezalandırıldı. 

Çöktürme Planı’nda Özgür Gündem, Evrensel, DİHA, İMC, Hayat TV, TV 10 gibi Türkiye’de yayın yapan birçok kurumun kapatılması yanında yurt dışında yayın yapan Kürt televizyonlarının kapatılması da kararlaştırılmıştı. Böylece Türk devleti bir yandan katliam ve imha politikaları güdecek, diğer yandan bu haberlerin dünya kamuoyuna ulaşması engellenecekti.

Bu çerçevede RTÜK eliyle Kürt televizyonlarının lisanslı olduğu Norveç, İsveç, İtalya’ya Med Nuçe, Newroz TV, Sterk TV, Ronahi TV kanallarının kapatılması amacıyla 17 Mayıs 2016 tarihinde yazılar gönderildi. Bu yazılarda kapatma talebi “terörizme destek” yalanına dayandırılıyordu.

Bu süreçte TBMM Başkanı İsmail Kahraman da Kürt Televizyonlarının lisanslı bulunduğu ülkelerin parlamento başkanlarına televizyonları kapatmaları “rica”sında bulunuyordu. Bu ülke parlamento başkanlarından biri Kahraman’ın yüzüne “bizim ülkemizde TV kapatma sizin ülkenizdeki gibi kolay olmuyor” yanıtı verdi. 

Sözü geçen ülkelerin Basın-Yayın denetleme kurumları da RTÜK’e verdikleri yanıtlarda lisanslı televizyonların herhangi bir sorunları bulunmadığını, dolayısıyla kapatmanın da söz konusu olamayacağını bildirdiler.

Yurt dışındaki Kürt medyasının hala çalışıyor olması Çöktürme Planı’nın aksatttığı gibi, Türkiye içinde faşizan bir operasyonla tamamlanan ve “tek basın, tek ses” amacını sekteye uğratıyordu.

Türk Faşizmi ve AKP iktidarını bu zor durumdan kurtarmak için tek bir yol kalmıştı. Türkiye’deki hukuksuz ve keyfi uygulama yöntemi ile Avrupa’da yayın yapan TV’lerin yayınları da kesilebilirdi. 

Bunun için de bu hukuksuzluğu ve keyfiliği göze alacak; Türkiye’nin ve RTÜK’ün talebini yerine getirecek bir kuruma ihtiyaç vardı. Bu kurum rahat ve kolayca bulundu: EUTELSAT.

EUTELSAT Türkiye’deki devasa yatırımları yanında, Türk partnerleri ve distribütörlerinin ortaklığı ile Ortadoğu, Asya ve Afrika pazarına da el atan milyar dolarlık kazancı olan aç bir tüccar. O nedenle her türlü hukuksuzluğu, melaneti ve kepazeliği göze alabilecek bir nitelikte.

Sonuçta Avrupa Basın-Yayın kurumlarının ve hükümetlerin reddettiği RTÜK talebini EUTELSAT isimli şebeke seve seve gerçekleştirmiştir. Bu uluslararası skandala Fransa basın yayın kurumlarının ve Fransız hükümetinin derin suskunluğu, kararın siyasi niteliği ile ilgilidir.

DAİŞ’e Irak ve Suriye’de satalit üzerinden telefon ve internet hizmeti sunan EUTELSAT, Kürt televizyonlarının terörizmi desteklediği yalanı ile kendisini aklamak istiyor.

Kürt halkı ve yayınları kesilen TV izleyicileri, “yedek kanal var mı?”, “yedek kanalın ismi nedir?”, “yedek kanal ne zaman yayına girecek?” gibi kolaycı ve rehavet yaratan tutumu terketmeli, EUTELSAT’a karşı demokratik tepkisini göstermelidir. Aksi halde Avrupa’daki tüm satalitlerle ortaklığı bulunan EUTELSAT, Türk Faşizmi ile ortaklığını sürdürecek, mevcut kanallar üzerinde ve yeni satalitlere de bu kolay yöntemi uygulayacaktır.