İrfan Sabri AHMET

31 Aralık 2019’da başlayıp günümüze kadar yaygın bir şekilde devam eden, neredeyse dünyanın tüm ana karaları ve denizlerine kadar yayılan, hızından hiçbir şey kaybetmeyen Covid-19 salgını korku oluşturmaya devam ediyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün son yaptığı açıklamasında 2 milyon 990 bin vaka, 207 binin üzerinde ölüm olayının yaşandığı belirtildi. Bu rakamlar resmi hastane verileri oluyor. Özellikle huzurevlerinde tutulan yaşlı ve bakıma muhtaç insanlar, kırsal bölgelerde yaşayanlar, yerli kabileler olarak doğal yaşayanlar ve diğerleri. Yani kapitalist modernite akışından haberi olmayanlar, kısacası resmi açıklamalar dışında kalanlar dikkate alındığında bu sayının çok çok daha fazla olduğu görülecektir.

Tedbirler anlamında “Evde Kalın” sloganının ötesinde, toplumlar ve halklar için öneri ve çözümler sunulmuyor. Adeta bir savaşçıya talimat verir gibi “mevzide kalın, talimat gelmeden mevzileri terk etmeyin” misali güvenlik politikalarına giren bir anlayışla karşı karşıyayız.

Bu anlayış, zihniyetini Kapitalist Modernite’den ve onun yarattığı ulus-devlet yapılarından alıyor.

“Evde kalın” ile iş, aş çözülmüyor. Emek, çaba, ev sınırlarına gömülüyor. Tüm doğal ve sosyal ilişkiler teknolojiye teslim ediliyor. Yaşam, Kapitalist Modernite’nin istediği dijital tekniğe ve sanal dünyaya teslim ediliyor. Neredeyse tüm toplum-topluluklar eve hapsedilmiş durumda. Bu konuda kimi radikal eleştiri yazısı, makale, değerlendirme, basın ve medyaya yansısa da binaların beton duvarlarını aşan öneriler olmuyor.

Kapitalizmin yarattığı bu illet salgının nedenleri, ortaya çıkışı, yayılma hızı neredeyse beş aydır sadece insan kaybı olarak yaşattığı acı ölümlerin bir dünya savaşında yaşanan oranda geliştiğini sorgulayan az kesim var. Nedenler ve yol açtığı, yol açacağı sonuçlar fazla sorgulanmıyor.

Tek çare “Evde kalın, Hoşça kalın” yani esir kalın, aileye teslim olun, özel mülkiyetin temellerine teslim olun, devlete ve nihayetinde kapitalizme, para politikalarına teslim olun denmektedir. Evde kalın, kaderinizi bekleyin, kaderiniz de Allah’a kerim. Duyumlarımıza göre sözde sağlık alanın en gelişmiş olduğu Avrupa Modernite’sinde bu illet salgını kaptığı halde birçok insana “Evde kalın, beslenin, ilaç ve derman henüz bulunmadı, ölümünüzü bekleyin” denilmektedir. İnsanlık vicdanı bu muydu? Böyle mi insan hakları, eşitlik ve özgürlükler korunacaktı? Diğer canlıların hakları zaten unutulmuş gitmiş. Hiç kimsenin gündeminde değil.

Korona bir ‘Biyolojik Savaştır’

Covid-19 Pandemisi, biyolojik bakteri ve virüsler olarak insanlığı tehdit etmiş, milyonlarca insan adeta komaya girmiştir. Ölüm, komaya girme veya bitkisel yaşamdan daha fazla tercih edilir hale gelmiştir. Ölüm bir kere olur, ama komaya girme veya bitkisel yaşama girme olarak nitelenen durumda binlerce defa ölüm olur. Bu da işkencenin neredeyse kanıksanması anlamına geliyor.

Korona (Covid-19) salgını bir ‘Biyolojik Savaştır’. Bu Biyolojik Savaşı kapitalizm yarattı. Kâr hırsı, iktidar hırsı, paraya teslim edilen yaşam ve ilişkiler, Toprak’tan, Emek’ten, Su’dan koparılan doğal ilişki ve yaşamlar, ahlaki ve vicdani hiçbir ölçüsü olmayan biyolojik, kimyasal, nükleer silahlanma yarışları, ahlaki ve sosyal değeri olmayan, her türlü besinin sınırsız tüketimi, kamuflaj ve ambalaj yöntemiyle kozmetik olarak nitelenen binlerce yaşamın teslim alınması, özentili, biçimsel ve kişilik bozuntusu yaratan yapaylıklar ve adeta para pul, sermaye ile kıskaca alınıp teslim alınan monoton, robotvari hayatlar-işte bunlar kapitalist ilişkiler sonucu yaratılmıştır.

Covid-19 biyolojik salgını bu ilişkiler sonucunda ortaya çıkmış, neticede teknolojinin ahlaksız ve ölçüsüz kullanımı ile suni-yapay virüsler laboratuvar ortamlarında dahi yaratılıp devletler arası, uluslararası ya da ordular arası kullanılan bir savaş yöntemine dönüşmüştür.

Napalm bombaları, kimyasal başlıklı akıllı bombalar, uranyum eritme politikaları, nükleer santrallerin geliştirilip yaygınlaştırılması, biyokimya ve artık üretim fabrikalarının yarattığı kirlenmeler, insan eliyle üretilen kimyasal ve biyolojik silahların üretim hızı, mikrodalga ve uzayda ve çevrede radyasyon yayan, uzayda kolonileşmeyi yaratan sömürgeci politikalar, Ekosistemde çevreyi ve insanı-tüm canlıları yaşatan yeşillenme ve bitki üretiminin yapay hale getirilmesi ve esasta da Endüstriyalist, Finansal Kapitalist politikalar Covid-19 salgının ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Covid-19 salgınından kurtulma, kapitalizm ve onun yürüttüğü politika ve sisteme karşı mücadele ile gerçekleşir.

Kısa vadede “Evde kalın” hastalıktan korunma çözümü olsa da esas olarak uzun vadede yeni bir yaşam ve ilişki tarzını hedefleyen politika, proje ve pratiklere ihtiyaç vardır.

Neoliberalizmin yol açtığı tahribatlar

Öncelikle şunu net belirtelim: insan ilişki ve yaşamı Liberalizmin ideolojik çizgisi ve bunun siyasi yelpazesinden çıkarılmalı.

Sosyologlar, felsefeciler, özgürlükçüler, bilimciler ve düşünce üreten tüm kişi ve kurumlar mutlaka çözümler üreterek Liberalist – Neoliberalist düşüncelerin yol açtığı tahribatları her açıdan çözümlemeli, eleştirmeli, teşhir etmeli ve alternatif toplumsal çözümler yaratan, düşünce ve ideolojik öneri ve değerlendirmelerde bulunmalıdırlar.

Yine kapitalist ilişkilere yol açan politika ve pratiklere karşı çetin ve cesur mücadele edilmeli, toplumsal ve evrensel çözüm politikaları sunmalıdırlar. Yine şehirleşmeden kaynaklı milyonlarca insanın beton binalara metrolara, stadyumlara sığdırıldığı, adeta her insanın spor holiganı yapılmak istendiği Metropol ve Megapol yaşamlara karşı somut alternatif, köy-kent çözümleri güncelleştirilmelidirler.

İnsanlar ve tüm canlılar üretime sevk edilmeli, işsiz canlı olmadığı gibi hiçbir işsiz insan da kalmamalıdır. Doğal ilişkilerin olduğu ve küçük-orta boy köy, kasaba ve köy-kent yaşamı için projeler üretilmeli, toprak, su, enerji politikaları birbirini sömürme değil, eşit ve ortak paylaşım esaslarına göre yapılıp yürütülmeli. Komünal yaşam ve ilişkiler her yerde güncelleştirilmelidir.

Çözüm ‘Demokratik Uygarlık Manifestosu’nda

Düşünce olarak çok somut tespitleri olan-teorik ve ideolojik çerçevesi net konulmuş, etik-estetik açıdan öneriler ve çözümler sunan, sosyoloji, özgürlük, adalet, ahlak ve politika üretme konusunda somut çözüm ve öneriler sunan, mitoloji, din, felsefe ve bilim konularında derinleşmiş düşüncelerin yer aldığı, Kapitalist Modernite’yi her açıdan sorgulayan, alternatifi olacak Demokratik Modernite sistemini öneren, tikel ve evrensel boyutlarda çözümler sunan, halkların önderi Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Uygarlık Manifestosu” kitapları Covid-19 salgının panzehridir. Okuyun, inceleyin, önerin. Orada doğru yaşamı bulursunuz.

Kürdistanlı, Türkiyeli ve Ortadoğulu halklar da toprağına, suyuna, enerjisinin verimli olduğu ülkesine dönmeleri, seçilecek en doğru yaşam tarzı olmaktadır.

Kapitalist Modernite’nin Megapol ve Metropolleri – Avrupa, Amerika, Kanada, Avusturalya gibi yerler Ortadoğuluya göre olamaz.

Özellikle bu dönemde Covid-19 salgını Avrupa ve Amerika’yı sarstı. Sarsıntı daha da devam edecek. Kürdistanlılar-Ortadoğulular orada taziyelerini yapmayı, ölülerini sahiplenmeyi ve cenaze hakkında sorumlu davranmayı dahi yapamıyorlar.

Tüm bunları gözeterek kısa vade de sağlığınızı korumak için “Evde kalın” talimatına uysanız da uzun vadede toplumsal ve özgür yaşamak istiyorsanız, toprağınıza, suyunuza, enerjinize dönün diyoruz.

Kurtuluş köye dönmektedir. Kendi toprağında hayvancılık ve tarımla uğraşma, doğal ve saf ilişkilerle uzun süreli temiz havayı soluma ile yaşamadır.

Kürdistan’ın tüm dağları, ovaları, yaylaları sizleri bekliyor. Düşman politikalarından dolayı harap olan köyler olmuş olabilir. Fakat Kürdistan coğrafyası; dağ, ova, bayır, çayırlar, ırmaklar yerinde duruyor.

Havası temiz, suyu temiz, toprağı hala Neolitik dönemin üretimi oranında yararlılık sunacak yeşilimsi ve oksijen yayan bir yaşam sunuyor.

Fırat, Dicle, Zap havzaları baharın coşku selini andıran güzellikleri ile başta tüm Kürdistanlıları ve halkları kucaklamayı bekliyor.